Takımın T'si

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Ev tekstili üreten bir firma, iç pazardaki sıkıntılardan dolayı yurt dışına yönelmek ister. Tüm uğraşların sonunda yeni bir satış kanalı bulunur. Pazarlama bölümünün büyük çabalarıyla Almanya’dan ciddi bir sipariş alınır. Şirkette adeta bayram havası vardır. Tüm üretim elemanları gibi destek birimlerindeki çalışanlar, hatta kapıdaki görevliler bile bu siparişi önemser ve ellerinden gelen gayreti gösterirler. Siparişin yükleneceği güne kadar her şey yolunda gitmiş, ürünlerde herhangi bir kusur görülmemiştir.

İthalat ve İhracat Bölümü Yöneticisi, iki aylık üretim süreci boyunca çevresine sürekli olarak ‘Ben olmadan bu sipariş gidemez.’ diye şakalar yapmış, tüm uğraşların ancak kendisi sayesinde sonuca dönüşeceğini ima etmiştir. Ancak ne yazık ki siparişin yüklenmesiyle ilgili resmî belgede küçük bir hata yaptığı için ürün zamanında yüklenememiş; müşteriye iskonto yapılmak zorunda kalınmış, daha da önemlisi söz konusu alıcı şirketten bir daha sipariş alınamamıştır. Küçük hataları ve unutkanlığıyla tanınan İthalat ve İhracat Sorumlusu da çok üzülmüştür ama olan olmuştur.

Bu küçük yaşanmış olayı birçok açıdan ele alabiliriz: İşe ehil kişilerin seçilmesi, görevlerdeki ayrıntıların önemi, işlerin tam olarak tanımlanması gibi. Ama biz konuyu takım çalışması bakımından, belki de “takımın T’si” diyebileceğimiz bir noktadan hareketle irdelemek istiyoruz.

Sanıyoruz ki iş ortamında takım çalışmasının ne kadar önemli ve gerekli olduğunu herkes biliyor. Dolayısıyla bu bilinen gerçeğin üzerinde durmayacağız. Asıl sorgulamamız gereken, takım çalışmasının önemini bildiğimiz ve buna inandığımız hâlde neden yeterince başarılı olamadığımızdır.

Takım çalışmasıyla ilgili araştırmaların birçoğunda, etkin olmayan takımların en önemli zaafları arasında üyelerin üstünlük ve ayrıcalık beklentileri öne çıkar. Diğer bir ifadeyle üyelerden birinin kendisini bulunmaz Hint kumaşı gibi görmesi hem bu üyenin hem de takımın başarısızlığı için potansiyel bir tehlikedir.

Oysa küçük olayımızda da görüldüğü gibi alıcı şirket, ithalat ve ihracat yöneticisini ve onun yaptığı küçük hatayı bilmez. Kaybeden şirketin tamamıdır. Üstelik zarar yalnızca şirketle sınırlı değildir; ülke de kaybeder. Çünkü bize gelecek olan siparişler belki de başka bir ülkeye gidecektir.

Neden?

Takımın gerektirdiği disiplini gösteremeyen, takımın üstüne çıkmaya çalışan, takımın içinde ayrı bir takım gibi görünen, bütün bunları yaparken işine gereken hassasiyeti gösteremeyen ve hatalar yapan bir oyuncu yüzünden. Oysa futbolda da olduğu gibi başarıyı getiren oyuncuların bireysel üstünlük arayışları değil, birbirini tamamlama ve ortak sonuca ulaşma gayretleridir.

Zerrelerden kürelere kadar bütün canlı yapılar bir bütünlük arz eder. Parçaların önemi, bütünün bir parçası olmalarındandır. En küçük bir canlı hücre, bütün bileşenleriyle bir yaşam bütünlüğü oluşturur. İnsan organizması, birbirine hizmet eden birçok organın ve alt sistemin uyumlu çalışması sonucu ayaktadır, canlıdır.

Dedesi, ninesi, annesi, babası ve çocuklarıyla aile, her üyenin kendi rolünü en iyi biçimde yerine getirmesiyle sağlam bir yapıya kavuşur. Nihayet bir kurum, bütün alt bölümlerinin üstünlük taslamadan, uyum içinde çalışmasıyla başarıya ulaşır.

Bazı organların diğerlerine göre daha önemli olması, daha çok çalışması, farklı özellikler göstermesi tabii ki doğaldır. Çünkü oyun, birbirinin aynısı oyuncularla kazanılamaz. İş, farklı bireysel özelliklere sahip kişilerin ortak çabalarıyla başarılır.

Takımın başarısında önemli olan kritik noktalardan biri de üyelerin başarı beklentileri, yani bireysel başarılarını takımın başarısına tercih edip etmedikleridir. Yani oyuncu, oyunu kendi başarısı için mi yoksa takımın başarısı için mi oynar? Zihinlerden geçen cevap, “Her ikisi için.” olacaktır. Ama ayrıntıya dikkat edelim: Öncelik nerededir?

Önceliği takımın başarısına vermek, yani kendi “ben”liğinden önce takımın “biz”liğine hizmet etmek başarıyı getiriyor. Diğer bir ifadeyle, takımın bütünlüğü içinde bireysel üstünlük iddiasından vazgeçebilen oyuncu, güçlü bir takımın vazgeçilmez üyelerinden biridir.

Ait olduğu kurumun başarısı için özveri gösterebilen, gerektiğinde bireysel başarısını ikinci plana alabilen çalışan, kurumun önüne geçmez ve bütünü yaralamaz. Oysa kendi bireysel çalışmasını kurumun veya bölümün üstünde bir değerde gören kişi, bir süre sonra kendisinin mi kuruma hizmet ettiğini yoksa kurumun mu kendisine hizmet ettiğini karıştırır; saltanat sürmeye başlar.

Takımın içinde ama üzerinde yer almaya, belirleyici olmaya, benmerkezci davranmaya başlar ki kendisinden beklenen basit bir dişli olma görevi bile tehlikeye girer. Daha da kötüsü, bu tutumun diğer takım üyelerine de yayılma ihtimalidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...