İlkeli duruşun yalnızlığı
İnsan kişiliğinden taviz verirse ne olur? Bu soruyu çok katmanlı bir zeminde değerlendirmek gerektiğinin farkındayım. Bulunduğumuz yer, mevki ve konum bu soruya farklı cevaplar vermeyi gerektirebilir. Herkesin seçtiği ve geldiği konum itibariyle bir duruş sergilediği kesindir. İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, güzel veya çirkin her türlü duruş bizim kişiliğimizi belirleyen unsurlardır. Ahlaklı olmak erdemli duruş sergilemek hayatın temel öğretileridir, değil mi? Fakat bugün geldiğimiz noktada artık bu değerleri her gün yeniden düşündüğümüz zamanlardan geçiyoruz. Maalesef itibarlı olması gereken makam ve mevkilerin türlü ahlaksızlıklarla mide bulandıracak şekilde işgal edildiği gerçeği gözlerimizin önündeyken ve bunlara kesin yaptırımlar getirilmediği sürece yeryüzünde yaşamanın bir anlamı kalmayacaktır.
CEZALAR ŞERİ OLMALI
Hangi hukuka göre yapılanmışsak yanlış olduğu ortada. Ahlaksızlığı normalleştirdiği ve en önemlisi de insanlığı yanlışlar karşısında hissizleştirdiği aşikâr. Böyle bir toplumdan onurlu bir hayat beklemek olanak dışıdır. Bir milletvekili meclis çatısı altında yer alırken ortaya türlü ahlaksızlıkları çıkacak ve meclis tüzüğü bunu derhal cezalandırmayacak! Zamana bırakacak, incelemeye alacak şu bu. Artık geldiğimiz şu noktada ben insanlık adına utanç duyuyorum ve çocuklarımın geleceği açısından da artık endişem kat be kat artıyor. Yeter artık demek istiyorum. Kanunlarımızın kesinlikle İslami esaslara ve ahlaki normlara göre yeniden düzenlenmesi bir zorunluluktur.
İNSANA DEĞER VERMEYEN SİSTEM
Bu kapitalist, maddeci sistem kesinlikle insan hayatına, onuruna değer vermedi. Tek sermayesi maddiyat olan bu sistem insanı ve onun tüm değerlerini ve de şu dünyaya ait tüm güzellikleri bitirme noktasında. İnsanlık için çabalayanların yalnızlaştığı ve bu yalnızlığın derinleştiği bir dönemden geçiyoruz. Bu alemde yaşarken kendi başımıza kaldığımız birbirimize bile tutunmaktan kaçtığımız korkunç bir çağ. İnsani değerlerin artık insanı sadece yapayalnız bir köşede çürümeye bıraktığı bu yalnızlık çağında; ya yalnızız ya da yapayalnız. Kalabalıklar içinde yalnız olanlar kendi gerçekleri ile yüzleşmeden sistemin parçası olmaya devam ediyorlar. Farkında olanlar ise bu sistemin parçası olmak istemedikleri için en azından tutunacakları o kadim değerlerin üzerindeki tozu kendince kaldırarak ölümün güzelliğini kucaklayacakları günü bekliyorlar. Evet bu kadar karamsar bir tablo var ortada. Biliyorum sistemin istediği şey bizi bu noktaya getirmek. Hepimizi umutsuzluk tuzağına çekmek. Son nokta bu zaten. Umutsuzluk ve bayrağı onlara teslim etmek. Ben bir anne olarak sadece çocuklarım adına en iyisini yapmaya çalışıyorum. Gideceğim güne kadar bir şey değiştirebilir miyim bilmiyorum ama en azından mücadele azmim onlara bir umut olsun vesselam.
DERTLEŞME
Google Trends Türkiye

Sosyal medyada içerik üretenler genelde her gün şöyle bir google’da neye bakılmış en çok hangi başlık zirve yapmış diye ararlar. Bende her gün olmasa da ara sıra bakıyorum. Ama yüzde 90 genelde en zirvedeki başlıklar Türkiye için belli. Maalesef Türkiye’de futbol birinci sırada. Hem de sadece Türkiye ligi de değil. Şampiyonlar ligi filan da dahil. Mesela geçen hafta bir gün Türkiye gündemi yine yıkılıyor ‘trendslere’ bakmak istedim ve en başta Como ve Manchester United futbol takımları arasındaki karşılaşmanın zirvede olduğunu gördüm. Como’nun ne olduğunu merak ederseniz söyleyeyim. Çünkü ben de ilk başta anlamadım. İtalya’nın şu ünlü turistik merkezi Como kasabasının adı. Como’nun futbol takımı da varmış. İlginç olan futbol takımının olması değil elbette. Bu takıma yenilen Manchester United olunca zirve yapmış. Ama bu tür şeylerin faydası olmuyor mu? Oluyor tabi. Ben de bu sayede genel kültürümü arttırdım. Çünkü Como’yu sadece Star Wars filminden biliyordum ama bir futbol takımının olduğunu bilmiyordum. Hatta Manchester’i 4 golle yenecek kadar da iyi takımmış. Diğer trend olan konular ise sizlerin de tahmin edeceği gibi magazin konuları ve mankenler filan falan. Öyle ciddi konular çok nadiren zirve yapıyor Türk internet kullanıcısı tarafından. Kalkıp son çıkan felsefi kitaplar nedir diye aramayacağız tabi değil mi?
PERİSKOP
Medyanın kültürsüzlüğü: Cumhurbaşkanı elini öptürmedi

Global medya kuruluşlarımızın çoğu geçen hafta sınıfta kaldı. Özellikle de İslami hassasiyeti olanlar. Geçen hafta Cumhurbaşkanımızın mütefekkir Prof. Dr. Sadettin Ökten’e ödül verirken hocanın eğilip el öpmesini anlayamamışlar. Güya bizim medya, Cumhurbaşkanına saygıdan bunu yaptığını sanıyorlar. Oysa medyaya yansıyan bu takdimden önce zaten bir derviş usulü musafha denilen selamlaşma yapılmış. Bu selamlaşma türü büyük, küçük dinlemez makama ve değeri esas alır. Hoca tekrar musafha yapmak isteyince Cumhurbaşkanı eğilip elini öpmesini engellemiş gibi duruyor. Bazıları da bu olayda Sadettin hocaya saldırmış. Koskoca hocasın Cumhurbaşkanının neden elini öpmeye kalkıyorsun demişler. Hadi vatandaş bilmeyebilir de olayı başından sonuna takip eden veya etmeyen medyanın attığı başlık alakasız olduğu için Sadettin hocanın başında patladı bu olay. Medya haberi en önce ben vereceğim diye uğraşırken ne duruma düştüğünü görmüyor.
PROJEKSİYON
Dikkat: Yapay zekâyı eğitiyoruz
Avrupa Birliğinden gelen ilginç iş ilanları var. Oturduğunuz yerden yapabileceğiniz çeviri işleri diye geçiyor. Fakat dikkat ettiğimizde bir şey ortaya çıkıyor. Aslında bu iş ilanları bize hem para vadediyor hem de yapay zekâyı eğitmemizi sağlıyor. Tabi ilan bunu o şekilde lanse etmiyor. Sen oturduğun yerden para kazanırken iyi, güzel bir iş yaptığını sanıyorsun. Yarın öbür gün yapay zekâya savaş açtığında sen eğittin bunu diyecekler. Önüne belgeleri ile sana verilen ücretin bilgisini, banka dekontlarını bile çıkaracaklar. İlanın başlığı; çevirmen aranıyor ama detaylarına baktığınızda bir anda yok artık diyorsunuz. Neler yapacaksınız başlığı altında geçen cümleleri dikkatle okuyun; “Otomatik ölçüm araçları bir Türkçe cümlenin kulağa doğru gelip gelmediğini anlayamıyor. Ton, deneyim ve kültürel incelik gibi bir ana dil konuşanın düşünmeden yaptığı tercihleri yakalayamıyor. Bu pozisyonda yapay zekanın Türkçe çıktısını bir editör gözüyle okuyup modele insanların nasıl konuştuğunu öğreteceksiniz”. Devamı da var; Çeviri değerlendirmesi diye bir başka alt başlık aslında daha da işi ilginçleştiriyor. Şöyle diyor; İngilizce-Türkçe çevirileri anlam sadakati, akıcılık ve ton açısından profesyonel bir editör gibi incelemek.. İşte her şey bu son cümlede saklı. Türkiye’de doğmuş bir Türk’ün öğreneceği gibi Türkçeyi yapay zekâya öğretme işi bu ve saatine 40 dolar ödeme yapılıyor. Bir gün gelecek Türkçe’nin bütün ağızlarıyla konuşacak bir yapay zekâ tarafından yönetilebiliriz. Bunu biz yapacağız biz yapmış olacağız. Gerçekten iş nereye gidiyor anlamak güç. Aklıma gelenleri umarım yaşamam diyorum. Ama ben yaşamasam çocuklarım veya torunlarım kesin yaşayacak gibi görünüyor.