İstanbul
Parçalı bulutlu
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

2025’in ekonomi-politik haritası – II: Umutla endişe arasında dalgalanan piyasalar

YAYINLAMA:

2025 yılında borsalar yapay zekâ etkisiyle yükselirken, aynı anda altın ve gümüş de bir ralli yaşandı. Kripto paralar ise çok ciddi bir dalgalanma yaşadı. Burada düşen küresel enflasyon kadar değişen düzenleme rejiminin geçiş aşamasında oluşan belirsizlik ve jeo-politik risklerin etkisini görmemek mümkün değildir.

GİRİŞ: YENİ DÜZENLEME REJİMİNİN FİNANS PİYASALARINDA ETKİLERİ

2025’in ABD Başkanı Trump’ın yeni tarife ve dış ticaret politikaları ile birlikte küresel hegemonya sistemini de değiştirmeye başladığına sahne olduğunu ilk yazıda belirtmiştim. ABD NATO, Bretton Woods’tan kalma kurumlar, Atlantik ve Pasifik’te kurduğu ittifaklar ve AB ile iç içe geçmiş ilişkilerine dayalı eski hegemonya sisteminin maliyetlerini karşılayamaz hale gelmişti. Kurduğu bu sistemden vaz geçmesi halinde kendisinin mutlak belirleyici olduğu bir düzenden bütün müttefiklerine sorumluluğu yükleyen ama onlara aynı zamanda belli bir kontrol ve denetim gücü sağlayan bir düzene dönme eğiliminde olduğunu gösterdi. AB içinde bulunduğu sert jeopolitik şartlar ve iç mekanizmasında zayıflıklar nedeniyle ABD’nin kurmak istediği bu düzene kerhen mecbur kalmış durumda. Rusya Ukrayna savaşında, İsrail ve İran kendi aralarındaki füze savaşında yıprandılar. Onlar da ABD’nin ara buluculuğu ve kural koyuculuğunu zorunlu olarak kabullenmiş durumdalar. Orta Doğu ülkeleri İsrail’le daha ılımlı bir diplomatik pozisyona doğru yönelirken, Türkiye’de PKK Terör Örgütü ve diğer PKK uzantısı yapılarla bir müzakere sürecine girdi. Hindistan Çin’le daha fazla olmak üzere her iki tarafla da mesafeli duruşunu devam ettiriyor. Çin’in ise yeni sistemin kendisine ait özerk bir etki alanı olan ana muhalif ortağı olarak yer aldığı gözlemleniyor. Önümüzdeki süreçte yeni bir soğuk savaş yerine ABD merkezli gevşek bir koalisyon karşısında –sistem içinde olmalarına rağmen- Çin merkezli bir muhalif koalisyonun yer alacağı görülmekte… İran, Rusya ve Hindistan’ın belli pazarlık payları ve özerk etki alanlarına sahip ama sisteme doğrudan karşı çıkmayan ikinci derece aktörler olacağını da öngörmekteyim. ABD’nin hegemonya sisteminin değişim süreci içerisinde 2025 yılı finansal piyasalarda önemli trendlerin ortaya çıktığı bir yıl oldu. Bu yazıda borsalar, Avro / Dolar dengesi ve kripto varlık piyasalarının 2025 yılındaki seyrini inceleyeceğim.

1. BORSALARDA AI (YAPAY ZEKÂ) RALLİSİ VE SEÇİCİ İYİMSERLİK

2025’te borsalar yükseldi; ama bu yükseliş “genel bir huzurdan” değil, seçici bir iyimserlikten beslendi. Piyasa, bir yandan tahkimat çağının maliyetlerini görüyor; ticaretin siyasallaştığını, risk priminin kalıcılaştığını seziyordu. Fakat aynı anda başka bir hikâye daha vardı: Verimliliğin yeniden hızlanabileceği, teknolojinin—özellikle yapay zekânın—yeni bir üretkenlik dalgası yaratabileceği inancı. 2025 yılında dünya piyasalarında yatırımcılar, bu inancı satın aldı. Yani borsalar, “dünya düzeldi” demiyordu; daha çok “dünya zorlaşıyor ama belki teknoloji bu zorun içinden bir çıkış yolu açar” diyordu.

Bu yüzden ralli, geniş tabanlı bir şenlikten ziyade, bir anlatı etrafında kümelenen bir yürüyüştü. Risk iştahı vardı, ama risk unutulmamıştı. Faizlerin iniş ihtimali, sermayeyi yeniden hisse senedine yaklaştırırken; tahkimat çağının duvarları, aynı sermayeyi daha “kaliteli” ve “dayanıklı” gördüğü sektörlere yöneltti. 2025’te borsalar yükselirken bile, dünya küçülüyordu: Duvarlar büyüyor, ufuk daralıyordu. Bu çelişki, yılın ruhunu en iyi anlatan cümlelerden biridir.

Borsaların dili, bize şunu fısıldadı: Piyasa artık sadece bilanço okumuyor; jeopolitik dengeleri de okuyor. Böyle olunca “verimlilik” ve “güvenlik” aynı anda masada yer aldı. Teknoloji, verimliliğin vaadi olarak yükselirken; emtia ve güvenli limanlar, güvenliğin bedeli olarak güçleniyor. Şimdi bu iki dünyanın kesiştiği bir yere geliyoruz: para birimleri… Çünkü kur dediğimiz şey, çoğu zaman bir para biriminin fiyatını değil bir ekonomi politik düzenin ağırlığını gösterir. Bir sonraki bölümde Dolar/Avro paritesini, tam da bu yüzden, güç–faiz–risk üçlüsüyle okuyacağız.

2. DOLAR/AVRO PARİTESİ: GÜÇ–FAİZ–RİSK ÜÇLÜSÜ

Dolar/Avro paritesi, çoğu zaman piyasanın en “teknik” sohbeti gibi görünür: Faiz farkı, enflasyon beklentisi, büyüme sürprizi… Oysa 2025’te bu parite, teknik bir göstergeden çok bir jeopolitik barometre gibi çalıştı. Çünkü kur dediğimiz şey yalnızca iki para birimi arasındaki oran değildir; iki düzen tasavvurunun, iki risk algısının, iki güç mimarisinin birbirine göre ağırlığıdır. 2025’te pariteyi anlamak için üç kelime yeter: Faiz, güç, risk.

Faiz kısmı, yüzeyde görünen akıntıdır. Merkez bankalarının ritmi—gevşeme ihtimali, indirimin zamanlaması, “yüksek faiz dönemi bitti mi?” sorusu—sermayenin kısa vadeli yönünü belirler. Ama 2025’in hikâyesi burada bitmedi; çünkü tahkimat çağında faiz, tek başına yön tayin edemez. Faizin altındaki “güç” katmanı devreye girer: rekabet kapasitesi, enerji maliyeti, teknoloji üstünlüğü, üretim derinliği… Bir ekonomi, sadece faizle değil, dünya içindeki konumuyla para birimine ağırlık kazandırır. Ve nihayet “risk” katmanı: Jeopolitik gerilimler, ticaret duvarları, bütçe ve borç algısı, siyasi belirsizlik… 2025’te risk, bir dipnot olmaktan çıkıp pariteyi belirleyen ana unsurlardan biri oldu.

Bu yüzden 2025’te Dolar/Avro paritesini, “kim daha çok faiz indiriyor?” sorusuna indirgemek eksik kalır. Asıl soru şuydu: Hangi taraf, tahkimat çağının maliyetlerini daha iyi taşıyacak? Hangi tarafın kurumsal zemini, hangi tarafın stratejik derinliği daha ikna edici? Parite, bu soruların finansal bir kısa cümlesi gibi hareket etti. Ve buradan kriptoya geçmek şaşırtıcı değildir: Kripto da kendi varoluşunu “paraya alternatif” iddiasıyla kurmuştu; fakat 2025’te o da aynı üçlünün—faiz, güç, risk—gölgesinde kaldı. Bir sonraki bölümde, kriptonun yıl boyunca yaşadığı zirve ve yorgunluğu bu çerçeveyle okuyacağız.

3. KRİPTO: ZİRVE, YORGUNLUK VE “RİSK VARLIĞI” GERÇEĞİ

Kripto paralar, hikâyesini baştan beri büyük bir iddiayla kurdu: “Merkezsiz para”, “sisteme alternatif”, “yeni çağın finansı”… 2025 ise bu iddiaya bir ayna tuttu—ve aynada görünen şey romantik değildi. Yılın bir bölümünde kripto varlıklar, coşkun bir yükselişle kendini yeniden sahneye taşıdı; fakat yıl ilerledikçe, aynı hızla fiyatlar inişe geçti. Çünkü 2025’te kripto varlık fiyatları, bir kez daha şunu gösterdi: Her ne kripto varlıklar kadar kendini “alternatif bir parasal düzenin temel taşı” olarak sunsa da, pratikte çoğu zaman makro dalganın üzerinde giden bir risk varlığı gibi davranıyor.

Bu yorgunluğun dili tanıdıktı: Risk iştahı yükselince kripto da yükseldi; belirsizlik ve temkin artınca geriye çekildi. Yani kriptonun grafiği, bir itiraz manifestosundan çok, küresel piyasanın psikolojisine bağlı bir nabız çizgisi gibi attı. Tahkimat çağında devletlerin kontrol refleksi güçlenirken, kriptonun özgürlük anlatısı bir süre parladı; ama aynı çağın ürettiği oynaklık ve “güvene kaçış” eğilimi, kriptoyu yeniden test etti. Sonuçta 2025, kripto için şu cümleyi yazdı: “Sisteme itiraz diliyle başladın; yıl sonunda sistemin ruh hâline teslim oldun.”

Ve bu teslimiyet, yazının ana sorusuna geri döner: 2025’te dünya, büyümeyi değil düzeni fiyatladı; güvenli limanlar bunun sigortasıydı, borsalar bunun umudu, petrol bunun maliyeti… Kripto varlıklar ise bu üçlü arasında sıkışan bir işaret fişeği gibi, bir an parlayıp sönerek şunu hatırlattı: Yeni bir rejime girerken en kırılgan olan, “gelecek” diye sunulan şeylerin bile bugünün rüzgârına bağlı kalmasıdır. Şimdi kapanışa geliyoruz: Bu rejim değişikliği bize hangi ahlâkî soruyu bırakıyor?

SONUÇ:

2025’in haritasına geriye doğru baktığımızda, aslında tek bir resim görüyoruz: Dünya ekonomisi nefes aldı, ama dünya düzeni rahatlamadı. Enflasyonun geri çekilmesi ve faiz patikasının dönüm noktasına yaklaşması, bir “normale dönüş” duygusu üretti; fakat aynı anda ticaret duvarları yükseldi, jeopolitik hatlar kalınlaştı, borç ve kırılganlık tartışması siyasetin merkezine yerleşti. Bu ikili gerçeklik, piyasaların diline net biçimde yansıdı: Altın ve gümüş sigorta oldu; petrol maliyetin bir yüzünü ucuzlattı ama belirsizliğin yüzünü ucuzlatamadı; borsalar yapay zekâ vaatleriyle umudu fiyatladı; kripto varlıklar bir an “gelecekteki para birimi” algısıyla parlayıp, sonra bugünün rüzgârında yoruldu. 2025’in dersi, grafikleri okumaktan çok, grafikleri yazdıran rejimi okumaktı.

Çünkü 2025, bize şunu gösterdi: Küreselleşmenin “verimlilik” hikâyesi zayıflarken, yerini giderek “güvenlik” hikâyesi alıyor. Küreselleşmenin ana oyuncusu da firmalar ve piyasalar değil, değil devletler oluyor. Tahkimat çağında sınırlar yalnız tel örgüyle değil; veriyle, teknolojiyle, finansmanla, lojistikle örülüyor. Ve bu çağın en sarsıcı tarafı şu: Enerji ucuzlayabilir; ama belirsizlik düşmeyebilir! Devletler kırılganlığı yönetmek için kontrolü büyütürken, piyasalar da aynı anda hem umut hem sigorta satın alıyor. Bu yüzden 2025’i, bir “piyasa yılı” değil, bir düzen değişimi yılı olarak kaydetmek gerekir.

O halde geriye kalan soru, iktisadi olmaktan çok ahlâkîdir: Verimlilik mi güvenlik mi? Refah mı tahkimat mı? Daha açık söyleyelim: Dünya, büyümeyi artırmak için mi yeniden kuruluyor, yoksa riskleri azaltmak için mi? Ve eğer ikinci seçenek ağır basıyorsa, bunun bedelini kim ödeyecek; kazancını kim yazacak? 2025 bize şunu fısıldadı: Dünya artık büyümeyi değil, düzeni satın alıyor—piyasalar da her gün o düzenin bedelini yeniden yazıyor.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...