Maduro’ya 'Türkiye Bileti' ve Trump’ın jeopolitik kumarları
New York Times’ın çarpıcı haberleri, Washington’un Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’ya sunduğu “görevini bırak ve Türkiye’ye git” teklifini gün yüzüne çıkardı. Teklif reddedilince, Trump’ın emriyle düzenlenen askeri operasyonla Maduro ve eşi New York’a getirildi. Bu olay, ABD’nin küresel hegemonya stratejisindeki ikiyüzlülüğü, Trump’ın pragmatik dönüşümünü ve arkasında yatan İsrail odaklı bölge politikalarını bir kez daha ifşa ediyor.
UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE KİSVESİ ALTINDA MÜDAHALE
ABD, yıllardır Venezuela’yı “uyuşturucu kaçakçılığı merkezi” olarak etiketleyerek meşrulaştırmaya çalışıyor. Trump, operasyonu “uyuşturucu ticaretine büyük darbe” diye pazarladı – ancak NYT’nin kendisi, Venezuela’nın küresel uyuşturucu ağında başat rol oynamadığını vurguluyor. Bu, tanıdık bir taktik: 1989 Panama işgali Noriega için, Irak müdahalesi Saddam için benzer bahanelerle yapılmıştı. Maduro’ya sunulan “Türkiye’ye git, operasyonu durduralım” teklifi, adeta bir şantaj gibi. Kabul etmezsen, CIA günlük hayatını izler ve özel kuvvetler seni paketler. Demokrasi şampiyonu ABD, egemen bir ülkeye böyle mi “anlaşma” öneriyor? Asıl motivasyon uyuşturucudan ziyade jeopolitik: Petrol rezervleri, İran bağlantıları ve Latin Amerika’daki nüfuz.
İZOLASYONİSTTEN MÜDAHALECİYE
Daha önce “işgal ve rejim değişikliğine karşıyım” diyen Trump, Maduro’nun teklifi reddi üzerine operasyonu onayladı. Senatör Lindsey Graham’ın Air Force One’daki sözleri bunu doğruluyor: “Maduro bugün Türkiye’de olabilirdi ama New York’ta. Trump ona çıkış sunmuştu, o meydan okumayı tercih etti.” Trump’ın “Venezuela’nın kontrolü bizde” demesi, sadece zafer sarhoşluğu değil; “America First” sloganını bile çiğneyen bir emperyalizm itirafı. Kudüs’ü İsrail başkenti ilan eden, İran anlaşmasını yırtan Trump, şimdi Latin Amerika’da aynı çizgiyi sürdürüyor. Bu, izolasyonist maskenin düşüşü.
TÜRKİYE’YE YÖNELİK GİZLİ HAMLE
Teklifin en çarpıcı yanı, Maduro’nun sürgün yeri olarak Türkiye’nin seçilmesi. Trump, bu hamleyle Türkiye’yi jeopolitik bir tuzağa çekmeye çalışıyordu: Maduro’yu kabul ettirerek Ankara’yı İran-Hizbullah eksenine daha fazla bağlamak, Erdoğan-Trump ilişkisini test etmek ve olası reddedilmede diplomatik koz elde etmek. Ancak Maduro’nun sert reddi, oyunu bozdu. Venezuela lideri boyun eğmeyerek Trump’ın planını çökertti ve operasyonu kaçınılmaz kıldı. Bu, Türkiye’nin Maduro’yla yakın ilişkilerini ABD’nin rahatsızlığının bir yansıması – ama aynı zamanda Washington’un NATO müttefikini bile araçsallaştırma çabası.
İSRAİL’İN GÖLGESİNDEKİ BÖLGE HESAPLARI
Operasyonun derininde Tel Aviv’in çıkarları var. Venezuela, İran’ın Latin Amerika köprüsü; Maduro, Tahran’a petrol satıyor, Hizbullah ağlarını koruyor. İsrail için bu “varoluşsal tehdit”. Trump dönemi, Abraham Anlaşmaları’yla İran’ı çevrelerken Latin Amerika’ya sıçradı. Maduro’yu devirmek, İran-Venezuela eksenini kırmak demek. Netanyahu-Trump ittifakı düşünüldüğünde, bu hamle İsrail’in bölge hegemonyasını pekiştiriyor. ABD, kendi “güvenliğini” İsrail’inkilerle eşitleyerek uluslararası hukuku hiçe sayıyor – sivil kayıplar, egemenlik ihlali “terörle mücadele” etiketi altında gizleniyor.
TARTIŞMALARIN BAŞLANGICI
NYT, operasyonun teknik başarısını övse de hukuki meşruiyetini sorguluyor. BM ve Lahey’de tartışmalar alevlenecek. Trump’ın “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” açıklaması, açık bir işgal ilanı gibi. Bu, sadece Maduro’yu değil, Venezuela halkını ambargo ve müdahalelerle cezalandırdığı gibi; gözüne kestirdiği diğer ülke liderlerini ve ülkeleri de tedirgin ediyor.
Sonuç olarak, “Türkiye bileti” ABD emperyalizminin en çıplak hali. Trump, müttefiklerinin –özellikle İsrail’in– çıkarlarını kollarken demokrasiyi araçsallaştırıyor. Kameralar önünde övgüler dizdiği bir ülke ve liderine bile tuzak kurmaktan imtina etmeyen iki yüzlü bir tavır. Maduro’nun reddi, bu ikiyüzlülüğe bir tokat oldu. Dünya bu adaletsizliği sorgulamazsa, yarın başka liderler benzer “teklif”lerle karşılaşacak.