Coğrafya kader değildir..

YAYINLAMA:

Koltuğa oturanların kalkmak bilmediği bir coğrafyada, Galatasaray Spor Kulübü gerçek anlamda demokratik tepkiler veren üye yapısı nedeniyle bugün Türkiye’nin en başarılı kulübü-kurumu olarak öne çıkıyor. Bu kulüp, 121 yıldır batı standartlarına göre kurulduğunu ve bu yönde işleyişini sürdürdüğünü her fırsatta gösterirken, sarı-kırmızılı camiada kimse koltuğa yapışamıyor, tek adam olamıyor. İsterse milyar dolarları olan bir iş adamı olsun, isterse art arda 4 lig şampiyonluğu artı UEFA Kupası kazandırmış olsun ne mutlu ki hiç kimse Galatasaray’ın üyelerinin iradesine ipotek koyamıyor. Aslına bakarsanız bu anlayış ve yöntem bir bakıma Galatasaray’ı halkın, kamunun kulübü yapıyor, başarılı olmasını sağlıyor.

Yani Galatasaray ‘coğrafya kader’dir mottosuna aykırı bir kulüp olarak tarihteki yerini alıyor. Galatasaray’ı Avrupa standartlarına taşıyan, Derwal’i kulübe getirerek Türk futbolunda devrim yapan Alp Yalman’ı, Türk spor tarihinin en başarılı başkanlık dönemini geçiren Faruk Süren’i, en ucuz maliyetli takımla şampiyon olup 8 ayda kulüp borcunun yarısını eriten Mehmet Cansun’u, Galatasaray’da büyük hizmetleri ve hatırı olan Özhan Canaydın’ı, dibe vuran kulübü serveti ve vizyonu ile yeniden zirveye taşıyan Ünal Aysal’ı bu kulübün üyeleri-seçmenleri ilk büyük hatalarında ve kendi iradelerine saygı duyulmadığını düşündükleri anda değiştirmekten çekinmediler. Bu kurumsal yapıya olan yüksek sadakatin kişilerden önde gelmesinden kaynaklanan a-tipik bir Türkiye davranışı olarak Galatasaraylılara özgü bir tavır olarak başarının da sırrı aslında.

Moral değerlerin geri planda kaldığı günümüzde, bir zamanların batıya açılan penceresi olan Galatasaray ekolü, geçmişinden gelen birikimle bugün zamanın ruhuna aykırı gibi görünen ama gerçekte sürekli başarının etken faktörü olması bakımından kulübe gönülden-karşılıksız sevda ile hizmet edecek, Galatasaray geleneklerine uygun ama modern yöntemlerle iş yapacak yöneticileri tercih ediyor. Galatasaraylılar, kulübe borç veren, alacağını hibe eden yöneticiler değil, kulübü akılcı yönetip, kendi parasına muhtaç etmeyecek yöneticileri göreve getiriyor. Galatasaray’ın derin yapısı, yetişmiş insan gücü, kulübün kişiler değil ilkeler odaklı yönetilmesini sağlayacak bir yapının yönetim anlayışı olarak benimsenmesini sağlıyor. Bundan sebep, Galatasaray sahip olduğu mal varlıkları ile değil, kazandığı başarıları ile tarihteki yerini almayı tercih eden bir sistemle yönetilmeyi sürdürüyor. Bu nedenle, zamanı gelince-değerini bulunca, mali yapısını düzene sokmak için bu maddi varlıklarını değerlendirmekten imtina etmiyor. Bugün iş başında olan ve ilk döneminde iki, şu ana kadar toplamda beş ve 23 Mayıs’ta da seçildikten sonraki 2 yılı da dahil toplamda 7 yıl süre ile Başkanlık yapacak olan Dursun Özbek de Galatasaray’ın yukarda betimlediğim bu geleneğinden gelen bir yönetim anlayışı ile Galatasaray’ı başarı ile yönetiyor.

Şimdi herkesin 23 Mayıstaki seçim sebebiyle Divan Başkanlığı’na verilecek yeni yönetim kurulu listesindeki isimlerin peşinde olduğunu biliyorum. Burada isimleri zikredecek değilim ama 15 kişilik yönetim listesinden 5-6 kişinin değişeceğini, Sportif AŞ’den 1-2 ismin kulüp yönetimine kaydırılacağını ve listeye girecek yeni 3-4 kişi ile yola devam edileceğini söyleyebilirim. Halen iş başındaki isimlerin bazılarının yeni dönemde görev değişikliği ile mesai yapacağını da eklemem gerek. Dursun Özbek başkanlığında Galatasaray bir denge yönetimi ile idare ediliyor. Öyle ya, Başkan, benim de dahil olduğum bir kısım insanın yaklaşımına göre yönetim kurulu yapacak olsa 2 aya kalmaz kulüpte ciddi aksaklıklar yaşanır. Bu bizim gibilerin iş bilmezliğimizden değil, aşırı tutucu ve sağlamcı yaklaşımımızdan, ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satma’ yoluna sapacak olmamızdan kaynaklanır. Oysa dünya ve Türkiye gerçekleri diye bir şey var. İşler Alman standartlarına ve Fransız düşünce sistemine göre yürümüyor. Ancak burada bir de madalyonun öteki yüzü var. Galatasaray, bugün ülkemiz gerçeğinde hakim olan ‘Anadolu Kaplanı’ modeli ile iş yapacak olursa, o zaman da bu kulüp yerel ve diğerleri gibi sıradan olur. İşte maharet, bu iki kanadı bir araya getirip ulusal başarıdan uluslararası başarılara geniş bir yelpazede Galatasaray’ı konumlandırmakta. Dursun Abi bu bakımdan oldukça başarılı ve bu tarzıyla Galatasaray’ı daha da ileri taşıyor. Bir örnek vermek gerekirse; 3-0 biten son Galatasaray-Fenerbahçe maçı için Dursun Özbek önce takıma prim vermek istemedi ‘Ben futbolculara kırgınım’ dedi. Abdullah Kavukçu, 2 milyon Euro ile başlayıp önce Başkan’ı yumuşattı-ikna etti. Sonrasında bu maçın şampiyonluk maçı ve bu nedenle Şampiyonlar Ligi’ne direkt giriş ve kesin 30-muhtemel 70 milyon Euro gelirin ilk adımı olduğundan bahisle son Liverpool maçı primi olan 5 milyon Euro’yu takıma telaffuz etti. Bir de kimsenin dile getiremeyeceği şarta bağlı bir rakam söyledi. ‘Maçı 6-0 kazanın, prim 10 milyon Euro’ dedi.. Şimdi burada benim düşüncem hakim olsa bu maçın primi 2’yi geçmezdi, 5 zaten mümkün değildi, 10 aklıma dahi gelmezdi. Ama hem 5 doğru, hem de şarta bağlı 10.. Zaten o rakamı dile getiren Kavukçu bu parayı da etrafından toplar takıma öderdi.. Yani hayatın gerçeklerine uygun davranan ama geleneklerine bağlı bir kulüp olmak bizi daha başarılı yapıyor ve bunu da şu anda Dursun Özbek’in yönetim anlayışı sağlıyor. Eğri oturup, doğru konuşalım; hem zaten bizim için önemli olan ne? Kim gelirse gelsin, kim giderse gitsin. Kazanan Galatasaray, sevinen Galatasaraylılar olsun..

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...