Siyasetin gürültüsü, toplumun sessiz dönüşümü

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Global ve ulusal siyaset gündemden hiç düşmüyor. Seçimler, krizler, savaşlar, ittifaklar ve sert söylemler kamuoyunun dikkatini sürekli yukarıda, vitrin siyasette tutuyor. Oysa asıl belirleyici olan, çoğu zaman bu yüksek sesli tartışmaların altında, sessiz ama derin bir biçimde evrilen toplumsal zemindir. Siyasal davranışları, tercihleri ve yönelimleri asıl şekillendiren soru da burada yatıyor: Toplum nasıl değişiyor?

Bu soruya verilecek yanıt, bizi doğrudan kimliklerin, sınıfların, bireylerin ve yeni iletişim biçimlerinin iç içe geçtiği karmaşık bir dönüşüm sürecine götürüyor.

KİMLİKLERİN KESKİNLİĞİ AZALIYOR BELİRSİZLİĞİ ARTIYOR

Türkiye’de ve dünyada uzun yıllar boyunca siyaseti belirleyen kültürel kimlikler —dindar, seküler, etnik, ideolojik aidiyetler— artık eskisi kadar keskin sınırlar üretmiyor. Kimliklerin siyasal davranışı belirleme gücü tamamen ortadan kalkmış değil; ancak bu güç belirgin biçimde zayıflamış durumda.

Bugün kültürel kimlikler daha muğlak, daha geçirgen ve etkileşime açık. Kimlikler arası temas artıyor, keskin karşıtlıklar yerini daha akışkan ilişkilere bırakıyor. Bunun en önemli sonucu ise şu: Toplum, “biz ve onlar” ikiliğinden uzaklaşıp, daha karmaşık ve çok katmanlı bir yapıya evriliyor.

KİMLİKLERİN İÇİNDEN GELEN AYRIŞMA

Bir diğer dikkat çekici gelişme, kimliklerin kendi içlerinde yaşadığı dönüşüm. Artık hiçbir kültürel kimlik homojen değil. Dindar kesimler içinde sınıfsal ve entelektüel ayrışmalar; seküler kesimler içinde ideolojik ve yaşam tarzına dayalı bölünmeler giderek daha görünür hale geliyor.

Bu durum, kimliklerin siyasette “blok oy” üretme kapasitesini azaltıyor. Aynı kimlik içinde farklı siyasi tercihler, farklı gelecek tahayyülleri ve hatta farklı değer setleri yan yana var olabiliyor. Toplum, kimlik temelli bir yekparelikten uzaklaşıyor.

EŞİTLENME HİSSİ VE ÇATIŞMA ENERJİSİNİN DÜŞÜŞÜ

Bu dönüşümün arkasındaki temel nedenlerden biri, yıllar içinde farklı toplumsal kesimler arasında yaşanan görece bir eşitlenme hissi. Sisteme katılım, kamusal imkanlardan yararlanma ve sembolik özgürlük alanlarında yaşanan genişleme, geçmişin sert dışlanmışlık duygularını kısmen törpüledi.

Bu durum, toplumsal çatışma enerjisinin boşalmasına, etkileşime ve görece bir normalleşmeye zemin hazırladı. Kimlikler varlıklarını korurken kabuk değiştirdi; ortak yaşam alanları genişledi. Bireyler artık sadece kimliklerinin içinde değil, kimlikler arası ortak alanlarda da hareket ediyor.

FİZİKİ MODERNLEŞMEDEN ZİHİNSEL DÖNÜŞÜME

2002–2010 yılları arasında küresel büyüme ikliminin de etkisiyle yaşanan fiziki modernleşme, bu sürecin önemli bir başka ayağı. Yükseköğretimin yaygınlaşması, kentleşme, ulaşım ve sağlık hizmetlerinin genişlemesi yalnızca maddi hayatı değil, zihinsel haritaları da dönüştürdü.

Görsel, kentsel ve kültürel referanslar çeşitlendi. Bu çeşitlilik zamanla meşrulaştı. Teknolojik sıçrama sayesinde dünya ile kurulan zihinsel temas arttı. Eğitimli orta sınıfların —bir tür “eğitim burjuvazisinin”— yükselişi, sınıfsal hareketliliği hızlandırdı.

BİREYLEŞME DALGASI: KİMLİĞİN İÇİNE GİRİP ÇIKMAK

Bu yapısal dönüşümlerin özellikle genç kuşaklarda tetiklediği en önemli sonuç, bireyleşme dalgası oldu. Genç bireyler, kimlikleriyle daha mesafeli ve seçici bir ilişki kurmaya başladı. Kimlik artık kuşatıcı bir kader değil; girilip çıkılabilen, esnetilebilen bir alan haline geliyor.

Birey, kendi kimliğinin sınırlarıyla oynuyor; başka kimliklerin değerlerini seçerek kendi alanına taşıyor. Bu durum, aidiyetleri zayıflatmaktan çok, çoğullaştırıyor.

KİMLİĞİN YENİ SAHNESİ

Bu bireyleşme sürecinin en güçlü taşıyıcılarından biri kuşkusuz sosyal medya. Sosyal medya platformları, kimliğin sergilendiği, yeniden üretildiği ve pazarlık konusu yapıldığı yeni bir kamusal alan yarattı.

Fenomenler, influencer’lar ve dijital kanaat önderleri, klasik siyasal aktörlerin yerini kısmen dolduruyor. Siyasi tutumlar artık ideolojik metinlerle değil, kısa videolar, görsel semboller, viral söylemler üzerinden şekilleniyor. Kimlikler, sosyal medyada hem sadeleşiyor hem de popülerleşiyor. Derinlik yerini görünürlüğe, süreklilik yerini etkileşime bırakıyor.

GLOBAL DALGALAR VE GÜÇLÜ DEVLET ARAYIŞI

Tüm bu dönüşümün üzerinde ise küresel bir dalga etkili: Belirsizlik, güvenlik kaygısı ve kontrol ihtiyacı. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de güçlü siyasi irade, milli devlet vurgusu ve güvenlikçi söylemler yükseliyor.

Bu dalga, dindar ya da seküler fark etmeksizin, farklı kültürel kimlikleri kuşatan geniş bir ulusal-ulusçu çerçevenin aktifleşmesine yol açıyor. Kendine haslık, içe dönüklük ve devlet merkezli bir siyaset anlayışı öne çıkıyor. Evrensel değerlere mesafeli, gücü ve düzeni önceleyen bir yeni milliyetçilik formu belirginleşiyor.

POPÜLER MİLLİYETÇİLİK VE KISA VADELİ SİYASET

Sosyolojik tabloya bakıldığında, uzun erimli demokratik projelerden ziyade, kısa vadeli güvenlik refleksleriyle hareket eden bir toplumsal dalga görülüyor. Bu dalga; laik ya da dindar kimlik hassasiyetlerini güçlü devlet fikriyle birleştiriyor.

Sivil ve askeri milliyetçilik biçimleri iç içe geçiyor. Güçle özdeşleşen bir siyaset algısı, popüler ve sıradan bir “kendine haslık” fikri üretiyor. Bu, toplumun geleceğine dair büyük anlatılardan çok, bugünü korumaya odaklanan bir ruh halini yansıtıyor.

 

SESSİZ DÖNÜŞÜM GÜRÜLTÜLÜ SİYASET

Bugün siyasetin gürültüsü ne kadar yüksek olursa olsun, asıl belirleyici olan toplumun sessiz dönüşümüdür. Kimliklerin esnediği, bireyin öne çıktığı, sosyal medyanın siyaseti yeniden biçimlendirdiği ve güvenlikçi reflekslerin güç kazandığı bu yeni dönemi anlamadan, sandıktan çıkan sonuçları da, siyasal yönelimleri de doğru okumak mümkün değildir.

Hakim toplumsal dalgalar, tam da bu karmaşık ve çelişkili zeminde şekilleniyor. Ve siyaset, her zamankinden daha fazla, bu zeminin aynası haline geliyor.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...