Devirde zorlanan büyükler

YAYINLAMA:

Aile şirketlerinde giderek kronik hâl alan sorunlardan biri de devir sıkıntılarıdır. Kurucuların devirde zorlandıkları biliniyor. Ancak bizim gibi hızlı gelişmekte olan ülkelerde aile şirketleri de hızla gelişiyor ve büyüyor. Burada sorun özellikle kurucu kişilerin büyük zorluklarla bir yerlere getirdikleri işlerini, kurumlarını kendi elleriyle çocuklarına veya yeni kuşak temsilcilerine aktarmada, devretmekte tereddüt yaşamalarıdır. Esasen devir sürecinin sıkıntılı olduğu ve gerek devredenler gerekse devir alanlar bakımından kimi sorumluluklar gerektirdiği bilinmektedir. Ancak şirketlerin işlerinin maddi açıdan çok iyi veya çok kötü gitmesi, sorumluluğu verip yetkide direnmesi, uygun kişiliklerin olmadığı düşüncesi, işlerin kötüye gideceği endişesi ve benzeri nedenler devri geciktirebiliyor.

Öyle örneklerle karşılaşıyoruz ki aile uyumuş sanki. Yani kurucular dünyanın sonuna kadar genç, dinamik ve işin başında olacakmış gibi hareket edebiliyorlar kimi zaman. Buna karşılık kimi yeni kuşaklar da sanki hiç işin başına geçmeyecekmiş gibi mümkün olduğunca sorumluluktan kaçıp, günlerini gün etmenin derdinde olabiliyorlar. Böylece yeni kuşaklar kimi zaman işten ve işin gereklerinden uzak yetişiyor. Sonuçta 80 yaşını geçtiği halde, kısmi zihinsel sorunlar, hafıza sorunları yaşamasına rağmen kurucu ortakların vazgeçilmez liderlikleri yanında bu liderlerin varlığı nedeniyle hiçbir uygulamanın içinde yer almayan yeni kuşaklar iki kutuplu bir sorunun ortağı olabiliyorlar. İlk kuşak devretmede diğeri devir almakta zorlanır. Bu durumda kuşaklar kendi dertlerine düştüklerinden kurum ortada kalabiliyor.

Daha vahim olanı, birinci kuşak ısrarla liderliğini bırakmamak için yıllardır birlikte olduğu profesyonelleri kullanabiliyor, zorlayabiliyor. Yeni kuşaklar ise genellikle danışmanları, avukatları ve arabulucuları yanına alarak kurumsallaşma arayışı ile işin üstesinden gelmeye çalışıyorlar.

Dünyada, şirkette, ailede kalıcı olmadığımız unutulmamalıdır. Nasıl ki vaktiyle kendinize inandınız, güvendiniz, çok emek verdiniz. Sonra süreklilik sağlamak için insanlarla birlikte çalıştınız ve onları aynı amaçlar etrafında topladınız. Israrcı oldunuz ve işletmede başarıya ulaştınız. Bunu kardeşlerinizden, çocuklarınızdan, yeğenlerinizden de esirgememeniz gerekir. Onları doğdukları bebeklik halleriyle görmekten vazgeçip, farklı birer kişilik olarak yetiştirmeli, onların beceri ve yeteneklerine inanmalısınız. Daha da önemlisi gençleri zaman yitirmeden yaşları, yetenekleri, istekleri, becerileri çerçevesinde kendi işletmenizde veya başka bir işte mutlaka yetiştirmelisiniz.

Tabi ki bu süreçte yeni kuşaklara da çok büyük görevler düşer. Yaşları ne olursa olsun özellikle kurucu kuşağın el üstünde tutulması, rehberliklerinin ışığından, altın değerinde olan deneyimlerinden her fırsatta yararlanılması belki de en önemlisi zor ve sıkıntılı dönemlerinde kesintisiz olarak onların yanlarında yer alınması, saygıda kusur edilmemesi, dualarının alınması… Bütün bunlar yeni kuşaklar için, işletme için, aile için çok çok önemli ve kaybedilmemesi gereken asıl zenginliktir.

Aile şirketlerinin gençleri küçük yaştan itibaren iş ile yüz yüze gelmeli, işin içine girmeli, ticarete, üretime, pazarlamaya aşina olmalıdır. Üretimdeki makinelerin sesine, ticaretin pratik inceliklerine, pazarın tozuna tanık olmalı, bunları yaşamalıdırlar. Yoksa tüm bunları kuş bakışı geçip, sadece bunların nemalarından faydalanan bir konumda olurlar. Gençlerin her birinin farklı niteliklerde olduğunu kabul etmeliyiz. Nasıl ki her birine farklı isimler koyuyoruz. O halde onların farklı kişilikler olarak hem akademik hem uygulama bakımından yetişmeleri, alabildikleri oranda yetki ve sorumluluk almaları gerekli ve önemlidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...