Örgütleşen aşiretler büyük sorun
AŞİRETLERİN SİLAHLANDIRILMASI VE DESTEKLENMESİ ÇÖZÜM DEĞİL BÜYÜK SORUN OLUR!
Aylardır; Suriye’nin huzuruna yönelik zikredilen şıklardan biri olan “aşiretlere güç verme” seçeneğinin kısa vadede küçük bir nefes aldırsa da, orta ve uzun vadede çözümden ziyade daha büyük kaoslara sebep olacağını savunuyorum. Ve halâ aynı yerdeyim çünkü huzur; aşiretlerin silahlı güçlere dönüştürülmesiyle gelmez! Tam aksine getto çatışmaları başlar “sistemin içindeki güçlüler ve dışındaki ötelenmişler” ile. Ve bu çatışmalar sistemin içindeki aşiretleri daha da güçlendirecektir çünkü çatışma-düşman riski varsa kendisini daha fazla vazgeçilmez olarak lanse edecektir ve daha fazla maddi-manevi-makam-yetki gücü talep edecektir. Çünkü Ortadoğu ve Mezopotamya’nın aşiretler gerçeği tarih boyunca şöyle gelişti; aşiretler verilen silah-para-makam-destek gücünü zamanla kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmış ve çeteleşme yoluna gitmiştir. Kendisini bölgede vazgeçilmez göstermek için de çoğu zaman “düşman-çatışma-güvensizlik unsurlarını” suni olarak kendisi yaratmıştır. Verilen desteklerle güçlenen aşiretler zamanla bu gücü ya illegal işler için ya da perde arkalarında bir pazarlık argümanı olarak kullanmış ve en fazla kim verirse onun kullanabileceği “kiralanabilir güruhlara” dönüşmüştür. Bu nedenle Ortadoğu her geçen gün duruşunu sabitleyemeyen, güvensiz, huzursuz, şiddetli, kaygan bir zemine sahip olmuştur. Aşiretlerin kaygan zeminde yaşadığı gel-gitler ve güç zehirlenmesi de emperyalizmin en sevdiği kitle psikolojisidir. Çünkü emperyalizm tüm oyunlarını; Ortadoğu halklarının “demokrasiyi ve verilen yetkiyi-gücü” en hızlı ve en kötü şekilde dezenforme etmesi, aidiyetsizleşmesi, güvensiz ortamlar yaratması, birey değil güruha dönüşmesi üzerine kurgulamıştır her daim. Tarih boyunca Şarkiyatçılık çalışmalarını yapmak üzere Ortadoğu ve Mezopotamya’ya gelen batılıların da ilk çaldığı kapı aşiret liderinin kapısı olmuştur bu nedenle. AŞİRETLERDEN ROL ÇALAN YAPILAR BELİRDİ ZAMANLA
Ortadoğu ve Mezopotamya’da yüzlerce yıldır aşiretler üzerinden güç devşirmeye çalışan emperyalizm zamanla yarattığı yeni alanları da ekledi aşiretlerin yanına ve bu şekilde kentlerde başta olmak üzere her alanda daha da güçlendi. Sık sık dile getirdiğim bir örneği yeri gelmişken tekrar anımsatayım. Hakkari’de bir sivil toplum kuruluşuna “cinsiyetsizlik” temalı saha çalışmaları yapması için bir Avrupa ülkesinin büyük bütçe vermesinin amacı nedir? Ve bu örneğin emsali o kadar çok ki Doğu-Güneydoğu’da. Günümüz dünyasında aşiretlerin tahtını paylaşan siyaset oluşumlarını, ekonomi oluşumlarını, sivil toplum kuruluşlarını, basını, medyayı, youtube kanallarını görüyoruz. Bu mecralar adeta aşiret mantığı ile hareket ederek, güç ve menfaat elde etmek için tüm gücüyle mücadele eden emperyalizmin/batının en etkili güçleri oldu. Bu oluşumlar kentlilere-kent kültürlerine yön verirken aşiretler de Mezopotamya, Suriye ve Irak gibi henüz bireysellik gelişimini tam anlamıyla tamamlamamış alanlarda etkili olmaya devam ediyor. Bu nedenle başından beri zikrettiğim; “Suriye’de aşiretlere verilen-verilmeye devam eden-verilmesi düşünülen güç, anti demokratik durumlara, gettolaşmaya ve daha büyük kaoslara sebep olacaktır” dediğim yerdeyim halâ. Hele ki Suriye’nin mevcut kurumsal devlet yapısına kavuşma ikliminde aşiretler destek değil köstek olacaktır huzura ve güvenliğe. Çünkü her bireye eşit yaklaşım geliştiren kurumsal devlet yapısı, aşiretlerin hiç haz etmediği durumlardır. O halde Ortadoğu’da devletlerin ve ülkelerin iki önceliği var; 1) Anayasa ile güvence altına alınmış eşit vatandaşlık haklarının sağlanması. 2) Başta çocuklar-kadınlar-dezavantajlı vatandaşlar olmak üzere herkesi suçlardan ve suçlulardan koruyacak kanunları kararlı bir şekilde hayata geçirmek ve uygulamak. IRAK’TA DA AŞİRETLER ÖN PLANA ÇIKARILIYOR! NEDEN?
Bu noktada son süreçte Irak Kürt Yönetimi (IKBY) sınırları içerisinde yer alan aşiretlerin karıştığı saldırı ve olayları örnek olarak vermek istiyorum. PKK’nın kendisini lağvetmesiyle ve ABD’nin Irak Yönetimi’ne ısrarla uyguladığı “İran Detoksu” nedeniyle Irak’taki saha etkisi risk altına giren İran, çıkış yolu olarak aşiretlere yöneldi. PKK’nın lağvedilmesiyle boşta kalan elemanlarını bir veya birden fazla çatının altında toplamaya yöneldi İran. Böylelikle el altından Kürt Aşiretlere para, silah, eleman, güç, alan temin etmeye başladı. Bu teminler aşiretleri güçlendirdi ve bir nevi terör-şiddet-baskılama örgütü yapısına kavuşturdu. Bu aşiretler elde ettikleri güç ile Erbil Yönetimi’ne, Barzani Ailesine, aileye yakın kesime, bölgenin kalkınması için yatırım yapan iş insanlarına ağır silahlar ve füzelerle saldırmaya başladı. Şimdilik geri planda sessiz sakin duran bu aşiretler yakın gelecekte yeniden saldırılar ve çatışmalar eşliğinde kendisini gösterecektir çünkü Suriye’den sonra Irak için “dizayn” düğmesine basıldı. Bu örnek üzerinden özetle şunu söyleyebilirim; Irak’ta ve bilhassa Suriye’de devam ettirilmesi düşünülen “silahlı aşiret birlikleri” çözüm değil en büyük hata olacaktır ve yeni terör örgütlerinin zeminini hazırlayacaktır. AHMEDİ HANİ’NİN AŞK TASVİRİ ÜZERİNDEN VATAN
Ortadoğu ve Mezopotamya insanı aşiret, cemaat, tarikat, sivil toplum kuruluşları, basın, medya, youtube kanalları ve benzeri mecralar üzerinden güç devşirmeye çalışanların peşini bırakıp bilinçli bireyselleşme ve vatandaşlık temelinde güçlenmeye yönelmediği sürece başta Araplar ve Kürtler olmak üzere kimseler huzur bulmayacaktır. Bilhassa Kürtler ve Araplar vatanına/ülkesine yüzünü dönerek; aidiyet, emek, vatandaşlık, çalışıp üretmek, gelişmek ve geliştirmek bilinciyle kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmeli. Ahmedi Hani Mem u Zin eserinde aşkı şöyle tarif etmişti; “aşık ile heves sahibi arasında fark vardır… Heves sahipleri çıkarcıdır, aşıklar ise fedakar…” Ahmedi Hani’nin bu muhteşem tasvirini bugünkü konumuza uyarlamak istiyorum müsaadenizle; vatan, birlik, beraberlik, huzur, umut, güçlü gelecek yolu menfaatleri peşinde koşan heveslilerle değil, fedakar ve adanmış aşıklarla gidilir.