Ramazan sofrasında biriken öfke
Ramazan ayını idrak ediyoruz.
Bu cümle, bu ülkede her yıl yalnızca dini bir takvimi değil, toplumsal bir ruh hâlini de anlatır. Çünkü Ramazan, sofraların sadeleştiği ama hesapların ağırlaştığı bir aydır.
Bu yıl da istisna olmadı.
Fırsatçılar yine işbaşında. İğneden ipliğe zam. Etiketler değişiyor, maaşlar yerinde sayıyor. Bir yanda sabır telkinleri, diğer yanda çarşıdan eve dönerken poşeti hafifleten fiyatlar… İnsanların öfkesi sessiz, ama derin.
Ramazan sofralarında artık ne konuşuluyor biliyor musunuz?
Ne menü, ne tarif, ne de bayram tatili.
“Bayram ikramiyesi artar mı?”
“Emekliye seyyanen zam gelir mi?”
“Aile destekleri devam edecek mi?”
“Bu maaşla nasıl geçineceğiz?”
Bu sorular tesadüf değil. Çünkü geçim derdi artık bireysel bir sorun olmaktan çıktı; toplumsal bir kırılma hattına dönüştü.
PARÇA PARÇA ÇÖZÜMLERLE OLMUYOR
Uzun süredir aynı filmi izliyoruz.
Bir zam açıklanıyor, başka bir kalemde eriyor.
Bir destek paketi geliyor, etkisi birkaç ayda kayboluyor.
Ücretler, maaşlar ve sosyal yardımlar sade değil; karmaşık. Adil değil; geçici. Emekli de memnun değil, çalışan da, dar gelirli de. Çünkü mesele rakam değil, denge meselesi.
Bayram ikramiyesi bunun en somut örneği. Bir kesim için anlamlı, bir kesim için sembolik, bir kesim için ise neredeyse yok hükmünde. Oysa bu ikramiye ya maaşa eklenmeli ya gerçekten düşük maaşlılara yönlendirilmeli ya da isteğe bağlı, adil bir sisteme bağlanmalı. Aksi hâlde her bayram öncesi aynı tartışma, aynı kırgınlık yeniden üretiliyor.
SEYYANEN ZAM LÜKS DEĞİL
Son beş yılın yükü hafife alınacak gibi değil. Bu sadece enflasyon meselesi değil; hayatın daralması meselesi. İnsanlar daha az alıyor, daha az tüketiyor, daha az hayal kuruyor.
Bu yüzden seyyanen zam talebi bir “beklenti” değil, gecikmiş bir telafi çağrısıdır.
Kamuda gelir dağılımı ise artık görmezden gelinemeyecek kadar sorunlu. Aynı çatı altında, benzer sorumluluklarla çalışan insanlar arasında derin farklar varsa, orada adaletten söz edilemez. Bu farklar sadece bordrolarda değil, vicdanlarda da büyüyor.
EMEKLİLİK DOSYASI: ERTELENMİŞ GERÇEK
Emeklilik sistemi ise başlı başına bir muamma. Gün, prim, çalışma süresi… Yıllar içinde yapılan düzenlemeler sistemi onarmadı, karmaşıklaştırdı. İnsanlar ne zaman emekli olacağını bilmiyor, emekli olan geçinemiyor, gençler ise geleceğe güvenemiyor.
Bu sistem artık küçük dokunuşlarla değil, sil baştan ele alınmalı. Net, anlaşılır, adil bir model şart.
ACELE DEĞİL CİDDİYET GEREK
Bütün bu başlıklar aceleyle, torba kanunlara sıkıştırılarak çözülecek meseleler değil. Bunlar bütçe ister, zaman ister, plan ister. Eğer gerçekten 2027 yılı “bolluk ve bereket yılı” olacaksa, bunun hazırlığı bugünden başlamalı. Çünkü bolluk takvimle değil, politik kararlılıkla gelir.
YA OLMAZSA?
Ya bu beklentiler yine ertelenirse?
Ya geçim sıkıntısı biraz daha derinleşirse?
Şunu unutmamak gerekir:
Öfke birikir.
Ve biriken öfkenin yıkamayacağı hiçbir set yoktur.
Ramazan ayı bir aynadır. O aynaya bakıp gerçeği görmek gerekir. Sofralar sadeleşirken, umutlar daha fazla küçülmemeli. Aksi hâlde bugün fısıltıyla konuşulanlar, yarın çok daha yüksek sesle dile gelir.
Ve o sesi bastırmak, bugün adaleti tesis etmekten çok daha zor olur.