Kenardan gelen ses ve merkezin duyma sorunu

YAYINLAMA:

Siyasette, en büyük hatalar genellikle en yüksek sesle konuşulan anlarda yapılır. Çünkü o gürültü, etrafı duymayı engeller; yankı odalarında hapsolmuş gibi, kendi sesinizden başka hiçbir şeyi algılayamazsınız. Son günlerde yaşanan bir olay, bu eski gerçeği bir kez daha acımasızca hatırlattı: Samsunlu Roman bir vatandaş olan Celal Karatüre’nün seslendirdiği “Kabe’de Hacılar Hu Der Allah” ilahisi, sosyal medyada milyonlarca izlenmeye ulaşarak gençlik kitlelerini adeta büyüledi. Bu, ne devlet destekli bir kampanya ne de parti organizasyonuyla gerçekleşti; sadece samimi bir ses, Roman kültürünün neşesiyle harmanlanmış bir ilahi ve dijital platformların gücü. Ancak bu spontane başarı, siyasal iletişim açısından derin bir ders barındırıyor: Merkez, kenardan gelen sinyalleri neden bu kadar geç fark ediyor?

SİYASETİN GENÇLİKLE BİTMEYEN İMTİHANI

Türkiye’de siyaset, uzun yıllardır gençliği yalnızca sayılarla konuşuyor. Anketler, grafikler, yüzdeler… Her seçim döneminde “Gençler bize oy veriyor mu?” sorusu etrafında dönen tartışmalar, sanki gençlik bir veri setinden ibaretmiş gibi ele alınıyor. Oysa gençlik, bu soğuk istatistiklerin ötesinde bir varlık: Duygularıyla, kültürüyle, ritmiyle yaşayan bir nesil. Bugün hem iktidar hem muhalefet, gençlere seslenirken aynı tuzağa düşüyor: Yukarıdan konuşmak, öğretmek, ikna etmeye çalışmak. “Biz biliriz, siz dinleyin” tavrı, tam da gençlerin kaçındığı bir yaklaşım.

Celal Karatüre olayı, bu hatayı somutlaştırıyor. Karatüre, Samsun’un Canik ilçesindeki Mezbane Mahallesi’nde yaşayan bir Roman vatandaş. Profesyonel bir sanatçı değil; kendini “gönül diliyle okuyan bir muhib” olarak tanımlıyor. Abdurrahman Önül’ün efsane eseri “Kabe’de Hacılar Hu Der Allah”ı, Roman neşesiyle yorumlayarak sosyal medyada paylaştı ve kısa sürede fenomen oldu. Videoları milyonlarca kez izlendi, çocuklar okul sınıflarında tef eşliğinde söylüyor, umreden dönen arkadaşlarını bu ilahiyle karşılıyorlar. Bu etki, organize bir PR çalışmasından değil, samimiyetten doğdu. Gençler, bu içerikte kendilerini buldu: Sert vaazlar yerine eğlenceli bir ritim, uzak mesafeler yerine yakın bir ton.

Peki neden bu kadar etkili? Çünkü gençlik ikna edilmek istemiyor; anlaşılmak istiyor. Araştırmalar da bunu doğruluyor: Pew Research gibi uluslararası raporlara göre, genç nesiller geleneksel kurumlara mesafeli yaklaşıyor, ancak maneviyat arayışlarını dijital ve kültürel mecralarda sürdürüyor. Türkiye’de de benzer bir tablo var; gençlerin yüzde 70’inden fazlası sosyal medyayı ana iletişim aracı olarak kullanıyor, ama siyasetçiler hala televizyon konuşmalarında ısrar ediyor.

İNANÇ VAR AMA DİL EKSİK

Sıkça duyduğumuz bir yakınma var: “Gençler dinden uzaklaşıyor.” Bu cümle, hem eksik hem yanıltıcı. Gençlerin büyük bir kısmı inançla bağını koparmış değil; sadece inancın sunuluş biçimiyle sorun yaşıyor. Dil sert, ritim yavaş, mesafe fazla. Camilerde okunan geleneksel ilahiler, gençlere yabancı geliyor; oysa Karatüre’nün yorumu, aynı kelimeleri bambaşka bir enerjiyle sunuyor. Roman kültürüyle yoğrulmuş bu tarz, “Hu der Allah”ı bir eğlenceye dönüştürüyor – eleştirenler “Din ticarileşiyor” diyor, ama destekçiler “Maneviyat gençlere yaklaşıyor” diye yanıt veriyor.

Bu noktada, bir sosyolojik gerçek devreye giriyor: Türkiye’de dindar kesimler, 2000’lere kadar baskı altında kaldı. Başörtüsü yasakları, dini eğitim kısıtlamaları… Şimdi sosyal medya sayesinde bu bastırılan duygular patlıyor. Karatüre’nün videosu, bir “geri sıçrama” gibi: Baskı kalkınca dindar kimlikler daha görünür ve eğlenceli hale geliyor. Seküler kesimlerde ise bu, kültürel bir rahatsızlık yaratıyor; “Dini eğlence mi yaptılar?” tepkileri, aslında kendi konfor alanlarının sarsılmasından kaynaklanıyor.

KÜLTÜREL ALANIN UZUN SÜREDİR BOŞ BIRAKILMASI

Muhafazakâr çevreler ve siyasetçiler, kültürel alanı uzun süredir ihmal etti. Rap kültürü, sokak dili, dijital mecralar… Bunlar ya “tehlikeli” bulundu ya da “Bize ait değil” denilerek terk edildi. Sonuç? O alanlar öfke, boşluk hissi ve madde bağımlılığı gibi anlatılarla doldu. Şimdi Karatüre gibi figürler, aynı mecralarda manevi bir sesle yankı buluyor ve “Orası kapalı bir alan” iddiasını çürütüyor.

Örneğin, TikTok ve Instagram’da Karatüre’nün videoları, gençler arasında viral oluyor. Bir imam hatip ortaokulunda öğrencilerin umreden dönen arkadaşlarını bu ilahiyle karşılaması, kültürel bir dönüşümü gösteriyor. Bu, sadece bir eğlence değil; gençlerin maneviyatı kendi dillerinde yaşama arzusu. Siyasetçiler ise hala eski paradigmada takılı: Konserlerde nutuk atmak yerine, neden genç müzisyenlerle iş birliği yapmıyorlar?

SİYASET İÇİN RAHATSIZ EDİCİ BİR GERÇEK

Bu tablo, siyasetin konforunu bozuyor. Sorun gençlerde değil; anlatıda. Dil kuramayan, teması kaybeder; teması kaybeden de temsil gücünü yitirir. Celal Karatüre’nün başarısı, siyasal bir uyarı: Gençler, yukarıdan dayatılan ideolojilere değil, samimi ve ritimli anlatılara kulak veriyor. Bu, sadece kültür meselesi değil; doğrudan bir siyasal mesele. Seçimlerde genç oylarını kaybeden partiler, bu dersi almazsa, kenardan gelen sesler merkezi sarsmaya devam edecek.

RAMAZAN VE ÖTESİ…

Ramazan ayının manevi iklimi, bu etkiyi hızlandırmış olabilir. Ayın bereketi, ilahilere olan ilgiyi artırdı; ama mesele Ramazan’la sınırlı değil. Asıl soru: Bu yaşanan, siyaset tarafından bir işaret olarak mı okunacak, yoksa “Geçici bir popülerlik” denilip geçilecek mi? Tarih gösteriyor ki, Türkiye’de merkez, kenardan gelen sinyalleri genellikle geç fark eder – örneğin, 1990’ların kültürel dönüşümlerinde olduğu gibi. Fark edildiğinde ise iş işten geçmiş olur.

YENİ BİR DİL

Gelinen noktada şurası net: Yeni bir dile, ritme ve anlatıya ihtiyaç var. Bu, bir tercih değil; zorunluluk. Gençlik orada duruyor, inanç orada duruyor – ama aradaki köprü yıkılmış. O köprüyü yeniden kurmak için yüksek sesle konuşmak değil, doğru tonda dinlemek gerekiyor. Siyasetçiler, rap’le ilahiyi harmanlayan genç sanatçıları desteklemeli; dijital mecralarda samimi içerikler üretmeli.

SUSMAK VE DİNLEMEK

Toplumsal dönüşümler, çoğu zaman merkezden değil, kenardan gelir. Merkez ise o sesi ya küçümser ya da geçici sayar. Oysa zaman değişti; sosyal medya, kenardaki sesleri anında merkeze taşıyor. Zaman, kendisini anlamayanları beklemiyor. Belki de yapılması gereken en basit şey: Biraz susmak ve Celal Karatüre gibi kenardan gelen o sesi gerçekten dinlemek. Çünkü o ses, sadece bir ilahi değil; bir neslin çığlığı.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...