Kerbela’nın gölgesinde bir savaş

YAYINLAMA:

İran’ın İsrail’e yönelik son saldırıları, dünya kamuoyunda büyük bir şaşkınlık yarattı. Bir yandan, Ayetullah Ali Hamaney’in çatışmanın ilk dakikalarında suikaste kurban gitmesiyle sarsılan bir rejim, diğer yandan Tel Aviv’e roket yağdıran bir askeri güç. Bu çelişki, sosyal medyadan kahvehanelere kadar her yerde aynı soruyu doğuruyor: “Bu kadar güçlüysen neden liderini koruyamadın?” Komplo teorileri havada uçuşuyor – danışıklı dövüş mü, yoksa bir tiyatro mu? Ancak gerçek, bu kadar basit değil. Şiilikteki derin bir kültürel miras, bu görünürdeki paradoksu aydınlatıyor. Göz göre göre ölüme yürümek, İran’ın stratejik hesaplarının ötesinde, bir inanç meselesi.

KOMPLO TEORİLERİNİN CAZİBESİ

Savaşın ilk saatlerinde Hamaney’in ölümü, hemen spekülasyonları tetikledi. “İran, İsrail’le gizli anlaşma mı yaptı?” diye soranlar, rejimin liderini “kurban” olarak sunduğunu iddia ediyor. Bazıları, bu olayın ABD-İsrail ittifakının bir parçası olduğunu, Tahran’ın kendi iç sorunlarını örtbas etmek için bir kurgu yarattığını savunuyor. Sosyal medya, bu teorilerle dolu: “Hamaney’in ölümü sahte miydi?” veya “Bu saldırı, petrol fiyatlarını manipüle etmek için mi?” gibi iddialar, milyonlarca etkileşim alıyor.

Ancak bu teoriler, olayın kültürel ve ideolojik boyutunu göz ardı ediyor. İran’ın tepkisi, planlı bir danışıklı dövüşten ziyade, derin bir psikolojik motivasyonun ürünü. Eğer komplo arıyorsak, belki de en büyük komplo, Şiilikteki “şehadet” kültüründe gizli. Bu kültür, liderlerin bile göz göre göre riske atılmasını normalleştiriyor – tıpkı tarihin en trajik olaylarından birinde olduğu gibi.

GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜM KÜLTÜRÜ

Şiilik, İslam tarihinin en kanlı yaralarından biri olan Kerbela Vakası’yla şekillenmiştir. Hz. Hüseyin’in, 680 yılında Kerbela’da Yezid’in ordusuna karşı göz göre göre ölüme yürümesi, Şiiler için bir sembol haline gelmiştir. Bu olay, sadece bir trajedi değil; bir ideoloji. Şiiler, bu mirası “şehadet” (şehitlik) kültürüyle yaşatır: Zalime karşı direniş, bedeli ne olursa olsun.

Hamaney’in ölümü, tam da bu kültürü yansıtıyor. İran rejimi, liderini korumak yerine, saldırının hemen başında riske atmış görünüyor. Neden? Çünkü Kerbela’nın intikamı, Şiilikte bir “kutsal görev”. Amerika-İsrail ittifakının ilk vuruşu, bu duyguyu tetiklemiş olabilir. İranlı yetkililerin açıklamaları da bunu doğruluyor: “Şehitlik, zaferin anahtarıdır” diyorlar. Bu psikoloji, sadece bireysel değil; devlet politikalarını da şekillendiriyor. İran, İsrail’e yönelik füze ve drone saldırılarıyla, “intikam”ı somutlaştırıyor – ama bu, yok olma pahasına bir intihar misyonu da olabilir.

İNTİKAMIN TEHLİKELİ YÜZÜ

Bu kültürel motivasyon, İran’ı güçlü kılıyor; ancak aynı zamanda kırılgan. Şiilikteki “Kerbela intikamı” ideolojisi, riskleri küçümsemeye yol açıyor. Tarih boyunca, bu yaklaşım mezhep çatışmalarını körüklemiş: İran-Irak Savaşı’nda milyonlarca kayıp, tam da bu “korkusuz” atılımın sonucu. Bugün, İsrail’e karşı yürütülen savaş, benzer bir tehlike taşıyor. İran toplumu, liderlerinin peşinden sürüklenerek, ekonomik çöküş ve uluslararası izolasyona razı olabilir.

Uzmanlar uyarıyor: Bu psikoloji, nükleer eşikte bir ülkeyi intihara sürükleyebilir. Eğer İran, “şehadet” uğruna her şeyi feda ederse, Ortadoğu’da yeni bir kaos doğar. Komplo teorilerine gerek yok; gerçek tehlike, bu ideolojik körlükte.

TUZAĞA DÜŞMEDEN YÜKSELMEK

Peki, bu kaosun ortasında Türkiye ne yapmalı? Şiî-Sünnî çatışması, Batı’nın en eski tuzağı. İran’ın intikamcı saldırıları, bu tuzağı yeniden kuruyor. Ancak Türkiye, Ehl-i Sünnet’in önderi olarak, akıllı bir siyasetle fırsata çevirebilir. Küffar’ın (inkârcıların) oyununa gelmeden, Allah’ın açacağı kapıları kollamak – işte anahtar bu.

Dünya Müslümanları, Türkiye’den umutlu. Eğer Ankara, mezhep kavgasından uzak durup, diplomatik ve ekonomik imkânları değerlendirirse, İran’ın bu “zararlı” intikamı bile faydaya dönüşebilir. Tarihte ilk kez, Şiilerin saldırganlığı küffara zarar verirken, Türkiye öncülüğünde bir “Dünya İslam Devleti” hayali gerçek olabilir. Bu, sadece bir ütopya değil; stratejik bir vizyon. Türkiye, İran’ın duygusal patlamasını, rasyonel bir birliğe dönüştürebilir – yeter ki tuzağa düşmesin.

GERÇEK GÜÇ İNANÇTA DEĞİL AKILDA

İran’ın çelişkili gücü, komplo teorilerinden öte, derin bir kültürel mirasın yansıması. Kerbela’nın gölgesi, bugün İsrail semalarında roket olarak yağıyor. Ancak bu yol, intikamla başlayıp felaketle bitebilir. Dünya, bu savaşı izlerken, asıl ders: İnanç motive eder, ama akıl hayatta tutar. Türkiye, bu dersi uygulayarak, Müslüman dünyanın yeni lideri olabilir. Zaman, tuzağa değil, fırsata odaklanma zamanı.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...