Düşüncelerle ne yapılır?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Ne garip bir başlık gerçekten. Benim bile tuhafıma gitti. Ama tam olarak da bunu düşünüyorum. Kafamızın içinde dönen, aklımızda oluşan, kalbimizde duygulara evrilen düşünceler nedir? Ne işe yararlar? Hangi düşünceler iyidir? Hangilerini defetmek lazım. Düşünmek gereksiz midir? Gerçekten neden düşünceler geçer aklımızdan. Günde milyonlarca düşüncenin beynimiz tarafından üretildiği söyleniyor. Hangisi işe yarıyor hangisi yaramıyor bunları nasıl süzüyoruz? Yapılacak işleri sıraya koyarken ya da bir şey izlediğimizde ya da bir olay neticesinde kafamıza üşüşen düşünceler, bunlarla ne yapmalı gerçekten?

SADECE KANAL MIYIZ?

İşin sosyal bilimler tarafında iletişimi açıklarken düşüncenin oluştuktan sonra başka bir yere iletimini kanal aracılığı ile yaptığımızı ifade ederiz. Bizim gönderdiğimiz iletiyi alan kişi bunu kendi dünyasında kodlar, anlamlandırır ve yeniden bir düşünceye dönüştürür. Sırdan bir insan günde milyonlarca düşünce üretir. Bunların hepsini halimize aksettirseydik herhalde deliye dönerdik. Çoğu düşünce gelip geçiyor ama bazı düşünceler var ki bizi terk etmiyor. Acaba neden? Düşünceler bize çeşitli yollardan gelebilir dedik. Yukarıda iletinin çok basit tanımını yaptık. Ama bazen düşünceler insana durup dururken de gelir. Buna ilham deriz. Yazmak için, sanat için ilham en büyük kaynağımızdır. Ya da bir vesvese bu da bir düşünce. Şeytanidir ama düşüncedir. Bazı düşünceler kalbi ferahlatırken bazıları daraltır. Dönüştüremediğimiz her düşünce dar dünyamıza hapsolur. Çünkü bizler sadece kanalız ve düşünceler bizi dönüştürmeli. İçimizde yer edinip bizi zehirlememeli.

AYNI YERDE KALMAMALIYIZ

O yüzden ben kendimi keşfettiğim zamanlarda şunu anladım ki düşünceler sabit değildir ve değişebilir. Değişmiyorsa zaten sıkıntı var demektir. Dönüşüm olmamış demektir. Zihnimiz tek başına bize ait bir alan değildir. Bizler koskoca kâinatın bir parçasıyız. Görünmez iplerle birbirimize bağlıyız. O nedenle de dönüşmeyen düşünceler yer edinip kalan düşünceler büyük bir tortu oluşturur insanda. Bağnazlık, taassup veya sabit fikirli olmak, faşist zihniyetli olmak, izimlere takılmak gibi birçok derece insanın seviyesini belirler. Bugün bunu düşünürken yarın aynı konuda farklı düşünmek bu döneklik değil dönüşmektir. İyiye, güzele ve doğruya evrildiyse bu aydınlanmaktır.

HAYATIMIZIN AKIŞINI DÜŞÜNCELER BELİRLER

Evet gerçekten düşüncelerin akmasına izin veriyorsak. Yeniden bir ben yaratabiliyorsak düşünceler anlam kazandı demektir. Hayat kolay değil hele hele anne olmak baba olmak büyük endişeleri beraberinde getiriyor. Kim diyebilir ki çocuğunla ilgili düşünceleri bırak akıp gitsin? Niye öyle yapıyor diye düşünme? Boş ver diyemeyeniz. Ama çocuğumuz dahi bizi düşüncelerin içine kabzettiyse zan üzere kaldık demektir. Bu zanlardan kurtulamadığımız derecede de aynı düşünceleri akıp gitmesine izin vermediğimiz için hep aynı pratikleri deneyimleyeceğiz demektir.

DÜŞÜNCELERİMİZE SORALIM

Duygularımızı şekillendiren hep düşüncelerdir. O yüzden düşüncelerin nereden, neden nasıl geldiğine bakmak ve süzmek gerekir. Her düşünce bizi idrake oradan bir harekete dönüştürüyorsa bu sadece bize değil bağlantılı olduğumuz her şeye nüfus eder demektir. Bu nedenle de insan olarak da bir sorumluluğun içindeyiz. Davranışlarımızın sokakta agresif, aksi, sinir bozucu olması düşüncelerimizin zan üzere kalakalmasından kaynaklanıyor. Düşüncelerini dönüştürememiş insanlarla bir arada yaşamak belki de en zor hayatlardan biridir. Sınırları olan ama başka düşüncelerin de varlığına inanan insanlar o düşüncelerin yanlış olsa da pozitif anlamda dönüşmesine de etki edebilirler. Toplum bu şekilde düşünen ve hareket eden insanlardan oluşursa daha sakin daha huzurlu bir şekilde yaşarız. Düşüncelerimizi kabullenmeden önce onlara doğru soruları bir soralım. Sonra da neden bunu hissediyorum? Bu düşünce beni neden terk etmiyor diye soralım. Aldığımız cevaplar bize o düşüncelerin bizi dönüştürüyor mu dönüştürmüyor mu? Bunların cevabını verecektir. O halde düşüncelerimizin hayatımızı sabote etmesine izin vermeyelim.

16 Satır

Eskici kapını aralık tut 

Bir sır düşledim benimle sırlanan. Bir düş düşledim dünyadan ayrılan. Kelimelere dökülemeyen, bakışlarda ara sıra beliren, bitimsiz bir hikayeymiş anlaşılan. Anladığımla kaldım baş başa. Koskoca dünyada tek başına kalmışlığımın acısına mı yanayım, yoksa dünyanın da bir sonu var hitabına mı sevineyim, bilemedim? En güzel dost Allah’tır amenna. Ama insan olmaklık benim ciğerimi yakıyor. Nereye evriliyor bu kalp bilmiyorum? Hay Hak! En çok da küçük günahlarımdan korkuyorum. Çünkü onlar belli belirsiz. Eskici dükkanında günahlarımı takas ederdim bir zamanlar. Eskici gitti eskiler de gitti. Artık günahlarımızı satan da yok alan da. Sadece geriye guguklu bir saat kaldı. Bana zamanı hatırlatan. O yüzden her guguk dediğinde saat, acaba derim. Acaba günahlarımı kim alır? Kim sırtlanır? Bunca yükle ben nasıl geçerim sırat köprüsünden? En zoru da sorularım öksüz kaldı. Bir köşede kendi kendine konuşurken yakalıyorum onları. Ben de eskiyorum yavaş yavaş eskici. Kapını aralık tut. Bakarsın guguk kuşunun bilmem kaçıncı ötüşünde kapıdan sırlanırım, usulca.

Artı Eksi

Artı

Kıyafetlerden tuğla

Avrupa’da bir kadın eski kıyafetlerden dekoratif tuğlalar yapıyor. Önce kıyafetleri renklerine ayırıp özel bir makinede parçalıyor. Doğal bağlayıcıyı kıyafet parçalarına katıp karıştırıyor. Sonra bunları özel kalıplara döküp presliyor. Boya ve kimyasal kullanmadan yaptığı bu işlem doğal görünümü sayesinde dekorasyonda estetik duruyor. İnsanların çöpe attığı kıyafetler hammadde yerine geçebiliyor. Bu da artık malzeme kullanımının sadece direkt doğadan değil işlenmiş malzemeden de tekrar kullanıma sokulabildiğini gösteriyor. Tuğla için geri dönüştürülebilen eski kıyafetler daha birçok malzemeye dönüştürülebilir belki. Geleceğin hammaddesi sadece eski kıyafetler değil ama kullanılmış ürünler tekrar tekrar kullanıma sokularak doğanın daha az tüketilmesine olanak sağlayacaktır.

Eski

Sıramızı bir bilsek

Sabırsız bir milletiz. Kuyruk varsa orada kaynak yapmak en büyük meziyetimizdir. Sıramızı bir bilsek kendimizi de bileceğiz. Zamanın hızlı aktığı malum ama bunu da sabırsızlığı ile çekilmez hale getiren insanın ta kendisi. Bilhassa toplu taşıma gibi yığınların oluşturduğu kalabalıklarda sıramızı bilmemekten kaynaklanan hak ihlalinin farkında bile değiliz. Ya da umursamaz haldeyiz. Başkasının yerini almanın zincirleme nelere mal olacağını düşünememek hepsi birer şuur eksikliği. Allah sabır versin.

Editör

Geçen hafta ne yaşadık

Geçen gün kızım eşim ve ben çok garip bir olay yaşadık. Hala da tam anlayabilmiş değilim yaşadıklarımızı. Balat semtinde tramvaydan indik. Kalabalık bir grupla karşıdan karşıya geçerken yirmili yaşlarının başında bir genç kızın sürekli kızıma dik dik baktığını fark ettim. Bu üçlü kız grubu bizden önde yürüyorlardı. Biri ısrarlı bir şekilde arkaya dönüp kızıma bakıyordu. Ben de kızıma dönüp dedim ki; “ne oldu, bu kız sana neden bakıyor? Anlamadım anne dedi kızım. Nazar değecek dedi ben de okuyayım sana dememle kız sensin görgüsüz diye bağırmaya başladı. Ben de etrafıma bakınıyorum kime diyor diye. Meğer bize diyormuş. O grubundan içinden başka bir kız da buna sus diyor ama o bağırmaya parmak sallamaya ve o gözleriyle bizi oymaya devam ediyordu. Sonunda eşim dayanamayıp bu kız grubuna doğru yürüdü. Ben ama öyle şoktayım ki hala anlamış değilim. Bir yandan da kızıma sen farkında olmadan bir şey mi dedin acaba diyorum ama kendimi de kontrol ediyorum; ben mi bir şey dedim acaba diyorum? Bu arada kız hala söyleniyor, parmak sallıyor gruptaki diğer iki kız bunu tutmaya çalışıyor. Sonunda ben eşime hadi uzaklaşalım demek böyle işleniyor bu cinayetler dedim sonradan içimden. Kız muhtemelen psikolojik sorunları olan biriydi. Ya da gerçekten biri bir şey dedi ama o biz değildik. Diyeceğim o ki; ne olursa olsun kız ya da erkek sokakta kafanızı kaldırıp kimseye bir şey demeyin. Nötr bir maske takın öyle işinizi halledin ve evinize dönün. Sokakta aman vakit geçirmeyin. Anlamadık gitti. Neydi bu yaşadığımız.

Periskop

Maneviyatı ararken

Herkesin manevi anlamda zaman zaman düştüğü buradan kendi başına kalkabildiği bazen de hiç kalkamadığı zamanlar olur. İki binlerin başı birçok popüler olamaya başlayan manevi danışmanlık adı altında şekillenen oluşumlar samimiyetle başladıysa da zamanla bozulmaya uğradı. Bunun çok nedenleri var konumuz bu değil. Temelde insanlar manevi anlamda kendilerini iyi hissettikleri bir mecliste olmak isterler. Bu ister iki kişi bir arada olsun isterse 6 kişi bir arada olsun. Ama inanın fazlası işi bozuyor. Çünkü istişare kalabalıklarla olmaz. Bu manevi rehber bazen bir arkadaş bile olabilir. Bazen bir doktor bazen ise hiç kimse olmayabilir. Bir dost meclisinde duydum. Türlü türlü kapılara gittim. Şu hoca bu mürşid bu kadın hoca dediler. Fakat hiçbirinde tam anlamıyla aradığımı bulamadım. Sonra kendi kendime okumaya başladım. Sonra arkadaşlarımı kattım ve minik bir grupla şimdi hem Peygamber efendimizin hayatını değişik kaynaklardan araştırıyor farklı akademisyenleri dinliyor ve kendi grubumuzla iletişim halinde konuşarak tartışarak bir güzelliğe sebep olduk diyenlere katılıyorum. Çünkü maneviyat illa birine bağlı kalmak değildir. Tabi şansınız varsa bu tür bir hocaya rast geldiyseniz ala ama o bile her yönüyle sizi kendine bağlamamalı. Artık insanlar kendi manevi ortamlarını kendi içlerinden çıkardıkları cevherlerle istişare, mütalaa yöntemlerini kullanarak yapabilirler. Bu kirlenmiş dünyada kimse halı üzerinde uçamaz. Herkesin içinde bir cevher var. Önemli olan onu ortaya çıkarmak. İşte artık kendini bulma yolculuğu ne yogadan ne gurudan, şeyhten geçiyor. Her yerden aldığın doğru bilgileri süzgecinden geçirip tefekkür etmekle açıklığa kavuşuyor çok şey. İşte bu yüzden de belki tek başına değil ama bir iki az çok bilen gönül gözü açık arkadaşlarla, araştırma yöntemlerini bilen teyit etme mekanizmasını çözmüş, gerektiğinde bilemediğini arayıp soranlar bu zamanda bağımsız bir şekilde manevi doygunluğa ulaşılabilir. Eskiden kadim zamanlarda tarikatlar bu işlevi layıkıyla yerine getiriyorlardı ama artık tek bir mürşit tek bir hoca üzerinden gitmek zamanın da ruhuna aykırı. Hepimiz birer örnek kişi adayıyız.

İyileştiren kütüphane, iyileştiren kütüphaneci

(Doç. Dr. Işıl İlknur Sert)

Bu yıl da Mart ayının son pazartesi günü ile başlayan haftayı Kütüphane Haftası olarak kutladık. Geçen hafta 62. kez çeşitli etkinliklerle, bu sefer "iyileştiren kütüphane" temasıyla kutlamalar yapıldı. Kütüphanenin insanı iyileştiren, maddeten ve manen olumlu yönde etkileyen, geleceğe umutla bakmasına yardımcı olan yapısı ele alındı.

 

İnsanın sıcak bir karşılama ile nefes aldığı, eşit şartlarda bilgiye ulaştığı, etkinliklere katılarak sosyalleştiği, huzurlu ortamında keyifle var olduğu kütüphanelerin sayısının ülkemizde de arttığını görmek çok sevindirici. Savaşın, acımasızlığın, doğal afetlerin, hastalıkların, türlü sıkıntının arasında insana umut verecek kurumları desteklememiz gerekiyor. Kütüphaneler de bunlardan biri. Bazen çekinerek, bazen zorla ve istemeyerek kapısından içeri adım atılan yerler kütüphaneler. Ancak kütüphane kaygısı dediğimiz o çekingenlik duygusu ile girdiğiniz kapıdan daha iyileşmiş bir halde çıkmanız mümkün. Bu ortamı sağlayanlar ise mesleğinin eğitimini almış, uzman, iyileştiren kütüphaneciler.

 

Onlar bir doktor değil, bir psikolog değil ama hayatınıza dokunduklarında ve size farklı bakış açıları sunduklarında kendinizi iyi hissedeceksiniz. Onlar şehir merkezine uzak ilçelerde sizinle birlikte çocuklarınız daha iyi eğitim alsın diye çaba gösterirler. Deprem zamanı umudu aşılamak için gezici kütüphanelerle sahada sizinle birlikte afeti yaşarlar. Onlar mesleki kimlikleri çoğu kişi tarafından idrak edilmese bile doktorun eğitiminde, ilacın geliştirilmesinde, teknolojinin daha da ilerlemesinde çaba gösterirler. Onlar hayatı, toplumu, insanlığı iyileştiren kütüphanecilerdir. Bir etkinlikle ilçe halkını buluşturup yüzlerini güldüren, teknolojiyi ve geleneksel öğrenme biçimlerini birleştirip bir okula yenilik getiren, üretilen bilgiyi koruyup gelecek nesillere aktaran, insanlığın iyileştirici yanını yine insanlığa tekrar tekrar hatırlatan sessiz gücümüzdür kütüphaneciler.

 

Her yıl kütüphane haftası bir kurum adı altında kutlanıyor ancak içinde çalışan ve o kurumu var eden kütüphaneciler bir anlamda görmezden geliniyor. Evet, kütüphanelerin iyileştirici etkisi yadsınamaz. Ancak o etkiyi Bilgi ve Belge Yönetimi adıyla eğitim veren üniversite bölümlerinden mezun kütüphaneciler gerçekleştiriyor. Bugün halk kütüphanelerimizde gözle görülür iyileşmeler yaşanıyorsa bunu o kütüphanelere atanmış eğitimli kütüphanecilerin başardığını unutmamak gerekir.

 

Bu hafta içindeki etkinliklerden birinde dinleyiciler arasından mesleki kimliğin daha güçlü ele alınması gerektiği ile ilgili bir fikir çıktı. Gelecek kütüphane haftasının konusu kütüphanecinin mesleki kimliği ile ilgili olursa, iyileştiren kütüphane ya da üreten kütüphane gibi hafta temaları daha da anlam kazanacak gibi geliyor insana. Çünkü o kurumu var eden insana, değer verildiği ve adının toplumda ön plana çıkarıldığı görülürse o insan mesleğini daha da severek yapacak ve iyileştiren kimliği daha da belirginleşecektir.

 

Bugün savaş ile bir toplumun kültürel değerlerinin yok edilebileceğini konuşuyoruz. Dört bir yanımızda bırakın kültürü, yok edilmeye çalışılan insanları, birbirine zulmeden ülkeleri görüyoruz. Ekonomik sorunlar, çevre sorunları, kişisel sıkıntılar hayatı tehdit ediyor. Farkındalık sahibi olmak için, hayatı biraz daha yaşanır kılmak için, barış için, çevreyi ve dünyayı korumak için adımlar atılıyor. Bazen bu adımlar karşılıksız kalıyor, bazense yerini bulup insana rahat bir nefes aldırıyor. Bütün bu çabaların arkasında hep bilim insanlarını, doktorları, siyasetçileri, gazetecileri, ekonomi uzmanlarını ve daha birçok meslekten insanı görüyoruz. Size hiç onların da arkasında kütüphanecilerin olduğu söylendi mi? Onların yetişmesi için kütüphanecilerin çaba harcadığını, bazen mesleklerini seçerken onlara fikir verdiklerini, hayatlarına dokunarak iyileşme sağladıklarını kimse söyledi mi size? Geçmiş ve gelecek arasındaki köprüyü her daim sağlam tutmaya çalışan bu sessiz güç, çoğu kez "ben buradayım" diye haykırmadı ama varlığını hep belli etti. Yoksa insanlık tarihi boyunca bilgi birikimi bugüne nasıl ulaşırdı?

 

Bugün iyileştiren kütüphanelerden bahsedebiliyorsak, bunu alanında uzman ve eğitimli bir meslek grubuna borçluyuz. Bir köyde ya da bir şehirde, bir üniversitede ya da bir lisede tahmin edeceğinizden çok fazla mekanda iyileştiren kütüphaneciler hayatınızı daha iyi yaşamanız için size destek veriyorlar. Bazen siz farkında olmasanız da hayatınıza dokunuyorlar. Yetişmesine katkıda bulundukları bir öğretmen, çocuğunuza okuma ve araştırma merakını aşılıyor. Üniversite eğitimi sırasında yeni keşiflerle ilgili bilgileri veri tabanları ile ulaştırdıkları bir doktor, sizi yeni bir yöntemle tedavi ediyor. Bazen direkt hayatınıza dokunuyorlar, mesela size önerdikleri bir e-kitap sizin ufkunuzu açıyor. Kurdukları bir kitap kulübü size yeni dostlar kazandırıyor. Bir kütüphane etkinliğine çocuğunuz için katıldığınızda benzer sorunları yaşayan anne ve babalarla tanışıyorsunuz. Kütüphaneciler, size hissettirmeden hayatınızı iyileştiren insanlar oluveriyor.

 

Bir kütüphane haftasında da kütüphanecinin mesleki kimliğini, varlığının değerini ve toplum için önemini konuşalım olur mu? Çünkü iyileştiren kütüphanecilerin sayısı ve etkisi sandığınızdan daha fazla.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...