Eğitim sistemi bozuldu mu?
Bir eğitim sistemini ayakta tutan şey yalnızca müfredat değildir; görünmeyen ama hissedilen bir düzen, karşılıklı saygı ve rol bilincidir. Son yıllarda bu görünmez yapı taşlarının sessizce aşındığına tanıklık ediyoruz. Tartışma çoğu zaman “serbest kıyafet” gibi sembolik başlıklar üzerinden yürütülse de mesele çok daha derinde.
Serbest kıyafet uygulaması, ilk bakışta öğrenci özgürlüğünü genişleten modern bir adım olarak sunuldu. Elbette bireyselliğin teşvik edilmesi, çocukların kendini ifade edebilmesi kıymetlidir. Ancak okul dediğimiz yer sadece bireyselliğin değil, aynı zamanda ortak bir kültürün inşa edildiği bir alandır. Forma, bu ortaklığın sessiz bir temsilcisiydi. Onun kalkmasıyla birlikte sadece kıyafetler değil, görünür farklar da çoğaldı. Eşitlik duygusu yer yer yerini karşılaştırmaya, hatta örtük rekabete bıraktı.
Ne var ki asıl kırılma burada değil.
Bugün öğretmen ile veli arasındaki ilişki, geçmişe kıyasla daha gerilimli ve daha kırılgan. Velinin eğitim sürecine dahil olması, doğru bir zeminde yürüdüğünde son derece değerlidir. Fakat bu dahil olma hali, öğretmeni sürekli denetlenen, sorgulanan ve gerektiğinde şikâyet edilen bir konuma indirgediğinde işin rengi değişir. Özellikle resmi şikâyet mekanizmalarının kolay erişilebilir hale gelmesi, bazı durumlarda çözüm üretmek yerine güveni zedeleyen bir araca dönüşebiliyor.
Bir öğretmenin sınıfta aldığı kararın, ertesi gün farklı mecralarda tartışmaya açılması; pedagojik bir meselenin bürokratik bir şikâyete indirgenmesi… Bunlar öğretmenin sınıf içindeki otoritesini doğrudan etkiliyor. Otoriteyi baskıyla karıştırmamak gerekir. Sağlıklı otorite, öğrencinin sınırlarını bilmesini sağlar. O sınırlar kaybolduğunda, eğitim süreci de bulanıklaşır.
Bugünün öğretmeni, sadece ders anlatmakla değil; aynı zamanda kendini savunmakla, yanlış anlaşılmamak için temkinli davranmakla da meşgul. Bu durum, doğal olarak eğitim kalitesine yansıyor. Risk almayan, inisiyatif kullanmaktan çekinen bir öğretmen profili ortaya çıkıyor. Oysa eğitim, biraz da cesaret işidir.
Peki bu tablonun merkezinde olması gereken öğrenci nerede duruyor?
Belki de en büyük kayıp burada. Çocuk, bir tarafın haklılığı diğerinin haksızlığı arasında sıkışan bir figüre dönüşüyor. Özgürlük adı altında sınırların gevşediği, otoritenin tartışmalı hale geldiği bir ortamda çocuk, yön bulmakta zorlanıyor. Çünkü çocuk için güven, netlikten doğar. Kuralların belirsizleştiği yerde güven de zayıflar.
Eğitim sistemi bozuldu mu sorusu, tek başına yanıltıcı olabilir. Sistem bir anda çökmez; yavaş yavaş çözülür. Küçük değişimler, zamanla büyük sonuçlar doğurur. Bugün yaşananlar da belki bu çözülmenin işaretleri.
Ancak her değişim geri dönülmez değildir. Asıl mesele, özgürlük ile sorumluluk arasındaki dengeyi yeniden kurabilmekte. Öğretmenin itibarını koruyan, veliyi sürecin sağlıklı bir parçası yapan ve en önemlisi çocuğu merkeze alan bir yaklaşım hâlâ mümkün.
Unutulmaması gereken şu: Eğitim, sadece bilgi aktarmak değildir. Aynı zamanda bir duruş kazandırmaktır. O duruş zedelendiğinde, en iyi sistem bile eksik kalır.