Ewafıggjo. @poh d6clky?
Son bir haftada Galatasaray'da yaşananları yazımın başlığından anlamak mümkün. TFF Süper Lig'i yarışında rakiple aradaki puan farkı azalınca nedensiz bir panikle Galatasaray tüm tuşlara birden basmaya ve sarı kırmızılı camia savrulmaya başladı. Süper Ligin en kaliteli kadrosu sadece teknik direktör ve yardımcılarının değil, kulüp yönetim kurulunun da formsuzluğu sebebiyle konsantrasyonunu kaybedince yaşandı tüm bunlar..
Icardi konusu sadece bir futbolcu-futbol meselesi değil.. Bu konu sosyolojik, kitlesel bir fenomenik vaka.. Osimhen üzerine inşa edilen takım mimarisinin-omurganın kol kırığı yüzünden çökmesinin artçıları sismik hareketlilik yarattı..
Bunların yanında Mayıs ayında yapılacak seçimlerde yönetim listesinde yer alma yarısı, birbirinin ayağını kaydırma cabaları, kıskançlık, basına bilgi sızdırma, camianın itiş kakışının sonuçları bunlara ek oldu.. Misal, hali hazırda Galatasaray Spor Kulübünün seçilmiş denetçisi ve o kurulun belki de en ehil kişisi olan bir arkadaş, işi gücü bırakmış ve gelecek donemde denetçilikten affını isteyip yönetici olarak çalışabileceğini başkana iletmiş. Şaka gibi bir durum ve buna benzer belki sayısız vaka yaşanıyor şu günlerde Galatasaray'da..
Şöyle düşünün, Galatasaray'da sahnelenen bir oyun var ve bu oyunun da gösterildiği belli kapasitede bir salon mevcut.. Bu salonun ön sıraları yöneticilere ayrılmış koltuklar diye varsayın .. Yer-koltuk sayısı belli ama oraya oturmak isteyen çok fazla.. Bundan sebep su anda Dursun Özbek'in önünde bu sahneye yakın koltuklara oturmak isteyenlerden oluşan yüzlerce talep var. Anlayacağınız Galatasaray’da yine karaborsa durumu yaşanıyor ve bu ortam kulübün tüm dengesini sarsıyor. Galatasaray da icraat yapmak zordur..
Bir yanda hayatın gerçekleri, işlerin pratikte çözülme yöntemleri vardır, diğer yanda, gelenekler, kurallar, dikkatli gözler, eleştiriler.. Bu camiada yaptım-oldu diyemezsin. Dengeyi kaçırırsan bir bakmışsın yanaklarından öpmüşler eve göndermişler, ne olduğunu anlamazsın.. Bu dinamik ve eleştirel yapı Galatasaray'ı diğerlerinden ayıran ve onu daha başarılı kılan en belirgin özelliktir. Bu genetik kod özellikle son 30 yılda çok olumlu sonuçlar verse de bazı sorunlara da yol açmadı değil..
Bu Galatasaray'a özgü iç denetsel davranış biçimi, Galatasaray'ın, Faruk Süren, Adnan Polat, Ünal Aysal, Dursun Özbek, Burak Elmas gibi başkanlarının son dönemlerini tamamlayamadan seçime gitmelerine neden olan bir dinamik oldu. Neticesinde her defasında olan değişiklikler Galatasaray açısından olumlu sonuçlandı. Süren sonrası başkan olan Mehmet Cansun, Galatasaray'ın en ucuza oynayan futbolcu kadrosu ile milyonlarca dolar borcunu eritip şampiyonluğa ulaştı. Adnan Polat'tan sonra gelen Ünal Aysal, dibe vuran futbol takımını iki yıl üst üste şampiyon yapıp, gelir patlaması yaşanmasını sağladı.. Aysal’dan sonra gelen Duygun Yarsuvat, Galatasaray'ı tekrar şampiyon yaparken, kulübün dengelerini de yeniden sağladı. Yarsuvat sonrası iş başı yapan Dursun Özbek ilk dönemindeki acemiliklerinin faturasını ödedi ve yerini Mustafa Cengiz'e bıraktı.. Cengiz başkan, pandemi döneminde bayrağı yere düşürmedi ve umulandan daha başarılı oldu. Burak Elmas sonrası başlayan 2. Özbek dönemi ise zaten malum..
Yani Galatasaray içinde bulunduğumuz coğrafyada mümkün olmayanı- alışılmış olmayanı yapan ve başarılı olan nadir bir örnek.. En büyük rakibi- takipçisi 3 başkanla çeyrek asır geçirirken, Galatasaray bu dönemde 8 ayrı başkanla bu süreyi tamamlamış.. Bu Galatasaray'ın kurumsal kimliğinin, devamlılığının, kişilere bağlı olmayan yapısal hafızasının sonucudur. Bu aynı zamanda demokratik bir anlayışın tezahürüdür. Galatasaray'ın sistemindeki tek mahzur, bu denli değişiklik sebebiyle var olan insan kaynaklarının hızla tükenmesi ve bir de bu değişiklikler esnasında yaşanan ufak tefek kırgınlıklar.. Ama neticeten bu dinamizm, bu eleştirel yönetim kültürü Galatasaray'ı dünyanın sayılı camialarından birisi yapıyor.. Kişilere değil, sisteme, kurumsal hafızaya, liyakate ve denetime dayalı bu kadim sistemi sürdürmek şimdilerde Dursun Başkan'a düşüyor..
Özbek Galatasaray'ın dinamiklerini-dinamitlerini artık iyi biliyor ve kulüp üyeleri içinde kısıtlı insan kaynağını da yeterince tanıyor. İş hayatında, belediyede, bakanlıkta iş nasıl yapılır konusundaki tecrübesi de sıfırdan gelip başarılı olan Özbek'in önemli bir sermayesi.. Son günlerde bazı ortamlarda yine liseli-alaylı konusu kaşınıyor.. Bu uzun yıllar önce kavgası-yapılmış ve sonuçlanmış bir konu.. Yine kaşımaya gerek yok ve zaten gerçek de değil.. Yıllar önce Dursun Abi ile ilk tanıştığım günlerde, onun birinci başkanlık dönemi seçim çalışmaları esnasında bir gün aramızda şöyle bir diyalog geçti.. Hem bilin, hem gülün diye anlatayım.. Baş başa kaldığımız bir esnada ben : ' Dursun Abi ben senin Galatasaray'a ideal başkan olacağını düşünüyorum.. Çünkü sen hem mekteplisin (Galatasaray Lisesi mezunu) ama tavrın, duruşun öyle gözükmüyor dışardan. Mektepli olmayanlar da seni kendilerinden sayar bu da Galatasaray da kaynaşmayı kolaylaştırır' dedim.. Dursun abi bana gülerek, yarı şaka- yarı ciddi : 'Oğlum sen bana zenci mi diyorsun şimdi?' dedi.. 'Evet abi öyle diyorum. Sen Galatasaray'ın Obama'sısın' diye cevapladım. Gülüştük..
Uzun lafın kısası.. Dursun Özbek de neyin ne olduğunu biliyor, Galatasaray camiası da kimin kim olduğunu. Hep dediğim gibi.. Burası Galatasaray kimsenin gözünün yaşına bakmazlar.. Zaten fark da başarı da bundan kaynaklı değil mi?..