Mümkün: Divanyolu'ndan Pera'ya bir kültürel eşik

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

MERHABA

Hızın ve mekanik tekrarların hayatımızı kuşattığı bu çağda; insanı biyolojik bir varlık olmaktan çıkarıp, ona ruh ve anlam katan evrenin eşiğindeyiz. Kültür, insanın dünyayı ehlileştirme ve anlamlandırma çabası; Sartre'ın tanımıyla "kendini yansıttığı ve tanıdığı" o devasa aynadır. Bugünden itibaren bu köşede, dünyaya sanatın ve düşüncenin penceresinden bakarak o aynadaki yansımamızı aramaya başlıyoruz.

Ancak bu arayışı sadece kitap sayfalarına veya galeri duvarlarına hapsetmeyeceğiz. Kültürü; sokağın hafızasında, mimarinin estetiğinde ve bir şarkının tınısında bir bütün olarak okuyacağız. Zamanın ve mekânın iç içe geçtiği bu sahnede, geçmişin estetik mirasıyla, şimdinin modern arayışlarını harmanlayacak; telaşsız bir flâneur gibi zihnin ve şehrin sokaklarında adımlayacağız.

Kültür ve sanat; salt vâr olanı devam ettirmek için değil, daima daha güzeli, daha derini ve hakiki olanı aramak için vardır. Kelimelerin, renklerin ve seslerin rehberliğinde; bildiklerimizi yeniden sorgulamak ve dünyayı daha incelikli kavramak üzere, bizi "biz" yapan o ince çizginin peşine düşeceğimiz ortak düşünce zeminine hoş geldiniz. Merhaba!

DURDUĞUNUZ YER BAKIŞINIZI BELİRLER

"Durduğunuz yer, bakışınızı belirler." Felsefenin ve kent sosyolojisinin bu sarsılmaz hakikati, İstanbul gibi her sokağı başka bir çağa açılan bir şehirde ete kemiğe bürünür. Hele ki durduğunuz o yer, yüzyılların hafızasını sırtlamış tarihi bir eşikse, baktığınız ufuk sadece coğrafyayı değil, bir medeniyetin seyrini de gösterir. Tam da bu noktada, Kültür ve Medeniyet Vakfı’nın (KÜME) şehre yeniden armağan ettiği Karaköy Palas'ın kapılarından içeri girerken sormamız gereken ilk soru şudur: Şu an nerede duruyoruz?

Durduğumuz yer sıradan bir semt değil. Bir yanımızda Osmanlı devlet aklını, kadim geleneğini ve Doğu’nun ağırbaşlı ruhunu ve estetiğini temsil eden Divanyolu var; diğer yanımızda Batı’nın, modernitenin vitrini olan Pera... Karaköy Palas, geleneğin kökleri ile modernitenin gölgesini birbirine kavuşturan zihinsel bir köprü olarak yeniden doğuyor. Bir zamanlar ticaretin ve paranın soğuk rasyonalitesine ev sahipliği yapan bu anıtsal duvarlar, bugün sanatın, düşüncenin ve kültürün o sıcak, kuşatıcı nefesiyle yeniden örülüyor.

Mekânın kapılarını şehre açarken seçilen "Mümkün" teması, sıradan bir başlık olmanın çok ötesinde, entelektüel bir manifestodur. Neyin mümkün olduğunu soruyor bize bu yapı. Sermayenin inşa ettiği sınırların, sanatın sınırsızlığıyla aşılabileceğinin "mümkün" olduğunu söylüyor. Divanyolu'nun bilgeliğiyle Pera'nın coşkusunun aynı çatı altında, yeni bir dille konuşabilmesinin "mümkün" olduğunu hatırlatıyor. Hızın kutsandığı bir çağda, durup estetiğin detaylarında kaybolmanın, şehrin hafızasını yeniden okumanın "mümkün" olduğunu müjdeliyor.

Asırlık bir mimari mirası salt bir nostalji nesnesi olmaktan çıkarıp yaşayan bir kültür havzasına dönüştürmek, derin bir vizyonun ürünü. Şehrin hafızasına kıymetli bir ilmek atan KÜME’ye ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Kültür sanat dünyamızın çok ihtiyaç duyduğu bu taze soluk, geçmişin mirasıyla geleceği inşa etmenin cesaretinden doğuyor. Karaköy Palas; sınırların silikleştiği, doğu ile batının, dün ile bugünün buluştuğu o büyülü köprüde, bizi yeni bir ihtimale, insanlık adına o büyük "mümkün"ü hep birlikte tahayyül etmeye davet ediyor.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...