Otomatik hayatlar

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Hızlı değişme, gelişme, bilgi çağı, dijital çağ ve benzeri kavramlar gerek akademik gerekse günlük gündemleri işgal etmiş durumda. Öyle ki değişimi konuşmaktan ve tartışmaktan gerçekten değişmeye zaman kalmıyor gibi. Bütün değişim, yenileşme, güncel kalma çabalarına karşılık değişmeyen şeylerin olduğunu, olması gerektiğini ne yazık ki bazen unutuyoruz. Yine eskisi gibi insanız; insan olmanın özü neyse taşıdığımız temel özellikler de değişmeden devam ediyor. Görüyor, işitiyor, duygulanıyor ve daha da önemlisi seviyor, seviliyor, nefret edebiliyoruz.

Vurgulamak istediğimiz konu çağın gerektirdiği değişimle insani değerler arasındaki ilişkidir. Bilindiği gibi tarım ve sanayi toplumlarından sonra gelen bilgi çağı ve dijital çağ olgusu beraberinde “hız” getirmiştir. Mesleğinde hızlı ilerleyen kişiler, piyasadaki değişmelere hızla cevap veren kurumlar dünyadaki değişikliklere hızla uyum gösteren ülkeler başarılı olmaktadırlar. Adeta “hız”a ve hızlı olmaya endekslenen hayatlar maalesef alışık olduğumuz sosyal yaşantıyı da etkilemiş ve sosyal hayatlar da hızlanmıştır. Kendisine, ailesine, sosyal etkinliklere yeterince zaman ayıramamaktan şikayetçi olan yöneticilerin sayısı giderek çoğalmaktadır. Eşine, anne-babasına, çocuklarına zaman ayıramama sıkıntısı birçok yöneticinin stres kaynağı olmuştur. Piyasada başarılı olma, rekabet edebilme, ayakta kalma mücadelesi de işletmelerde bir sosyal körlüğe neden olabilmektedir. Araçlarla amaçları karıştırmış olan kişi ve işletmelerin sayısı az değildir.

Kendisiyle baş başa kalamayan, kendisiyle konuşamayan, kendisiyle barışık olmayan insanların sayısı giderek artıyor. Ulaşamayacağı standartlara kendisini zorlayan yöneticiler, fikir yönü, derinlik yönü bulunmayan eylemler, karamsar suratlar, “ben” girdabında boğulmalar ve benzeri durumlar gün geçtikçe artıyor. Bir süre önce görüştüğümüz üst düzey bir yönetici arkadaşımız çocukken kanun çaldığını ve şimdi kanun sesine özlem duyduğunu gözleri dolarak ifade etmişti. Kısacası bir yanda hızlı değişimin diğer yandan monotonlaşmanın ve insani değerlerimizi yitirmenin girdabındayız.

Ne yapmamız gerekir? Bir yandan değişimi yakalayıp diğer yandan kendimizden ödün vermemek, insani değerleri korumak kolay değil. Her şeyden önce kendimizi bir bütün olarak gözden geçirmek, hayat çizgimizdeki serüveni yabancı bir gözle sorgulamak zorundayız. Neydik? Ne olduk? Ne olacağız? Özelliklerimiz nelerdir? Zamanı nasıl kullanıyoruz? Öğrenmeye ne kadar zaman ayırıyoruz? Çalışma hayatımız ile sosyal hayatımızın dengesi nasıldır? Dağların, bayırların havasını, renk cümbüşü olan çiçeklerin kokularını hatırlıyor muyuz? Çevremiz bizden ne kadar memnun? En yakınlarımızın bizden beklentileri nelerdir? Gözlerimiz hep aynı şeyleri mi görüyor? Kulaklarımızın başka güzellikleri dinlemeye hakkı yok mu? İşimizde daha iyi olmak mümkün mü? Günü kurtarmak yine en önemli önceliğimiz midir?..

Bu ve benzeri sorulara verdiğimiz gerçekçi cevaplar ve cevapların gerektirdiği davranışların gerçekleştirilmesi önemli bir gereklilik olarak karşımıza çıkmıştır. Her şeyden önce insan kendine küsmemeli ve kendine yabancılaşmamalıdır çünkü en uzun yolculuk insanın kendine olan yolculuğudur. İçindeki diyaloğu diri tutan insan önce kendinde kalmayı başarır ve bu şekilde hayata da daha güçlü bağlanır.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...