Takvimler her yıl Mayıs ayının ikinci pazarını işaret ettiğinde vitrinler çiçeklerle, reklâmlar duygusal cümlelerle, sosyal medya ise “canım annem” mesajlarıyla dolup taşar. Anneler Günü gelir. Peki gerçekten gelir mi, yoksa biz mi onu yalnızca bir güne sığdırarak kendimizi rahatlatırız?
Anneliği bir güne indirgemek, aslında onun büyüklüğünü küçültmenin en zarif yoludur. Çünkü annelik, takvimle ölçülebilecek bir duygu değildir. Uykusuz gecelerin, görünmeyen fedakârlıkların, çoğu zaman dile bile getirilmeyen endişelerin toplamıdır. Bir çocuğun ateşi çıktığında sabaha kadar başında bekleyen, kendi hayallerini sessizce erteleyen ve çoğu zaman “iyi ki varsın” cümlesini bile duymadan hayatını sürdüren bir varoluş biçimidir annelik.
Bugün annelerimize hediyeler alacağız, belki bir kahvaltı masasında bir araya geleceğiz. Ama asıl mesele, bu özel günün bize neyi hatırlattığıdır. Anneler sadece sevgiyle değil, sabırla da büyütür. Sadece şefkatle değil, mücadeleyle de yoğurur hayatı. Bu yüzden Anneler Günü, bir teşekkür günü olmanın ötesinde, bir farkındalık günüdür.
Modern hayatın telaşı içinde çoğu zaman en yakınlarımızı ihmal ederiz. Aynı evin içinde bile birbirine yabancılaşan ilişkiler kurarız. Oysa bir annenin en çok ihtiyacı olan şey, pahalı hediyeler değil; görülmek, anlaşılmak ve değerli hissetmektir. Belki de Anneler Günü’nün bize sorması gereken asıl soru şudur: “Bugün annen için ne yaptın?” değil, “Annenin hayatında gerçekten ne kadar varsın?”
Unutmayalım ki bazıları için bugün bir kutlama değil, bir özlemdir. Annesini kaybetmiş olanlar için Anneler Günü, eksik bir cümlenin yarım kalmış halidir. Bu yüzden bu gün, sadece kutlamak değil; aynı zamanda hatırlamak, anlamak ve kıymet bilmektir.
Sonuçta anneler, hayatımızın en sessiz kahramanlarıdır. Onlar, alkış beklemeden sahnede kalan, perde kapandığında bile görevini sürdüren gerçek emekçilerdir. Ve belki de en büyük borcumuz, bu sevgiyi yılda bir gün değil, her gün hatırlamaktır.
Çünkü bazı duygular vardır; kutlanmaz, yaşanır. Annelik de tam olarak böyledir.