Kusursuz bir robota aşık olmak mümkün mü?

YAYINLAMA:

Sevdiğiniz kişiyi kaybettikten sonra onun "kusursuz bir versiyonuyla" yaşamaya başlasanız ne olurdu? “Şimdi Telefonunuza Bir Kod Gelecek” adlı oyun, robotik bir eşleşme üzerinden insan ilişkilerindeki çatışma ihtiyacını ve idealize edilmiş aşkın yıkıcılığını masaya yatırıyor.

Günümüzde teknoloji hayatımızın her hücresine sızarken, insan ruhunun en derin ihtiyacı olan ‘sevgi’ ve ‘bağ kurma’ arzusu da şekil değiştiriyor. Acıdan, hayal kırıklığından ve çatışmadan arındırılmış, bizi koşulsuz seven "mükemmel" bir partnere sahip olmak ilk bakışta bir ütopya gibi görünebilir. Peki ya bu kusursuzluk, bizi içinden çıkılmaz bir yalnızlığa sürüklüyorsa?

Sahnede alışık olmadığımız bir ikiliyi, insan Vehbi ve Robot Ceyda'yı buluşturan Metin Yıldız’ın yazıp yönettiği oyunu YeniBirlik okurları için konuştuk…

Oyununuzu sizden biraz dinleyebilir miyiz? Fikrin çıkış anından sahnelendiği ana kadar biraz süreçten bahsetmek istersiniz..

Bu oyunun çıkış noktası aslında çok insani bir yerdi: Yalnızlık. Hepimiz artık teknolojiyle çevriliyiz ama buna rağmen birbirimize daha uzak hale geliyoruz. Bir gün şunu düşündüm; bir insan, sevdiği kişiyi kaybettikten sonra onun “kusursuz bir versiyonu” ile yaşamaya başlasa ne olurdu? İşte Vehbi ve Robot Ceyda böyle doğdu.

Süreç boyunca şuna çok dikkat ettim: Bu bir “robot oyunu” olmasın. İçinde teknoloji var ama merkezinde insan olsun. Çünkü tiyatro hâlâ insan nefesiyle çalışan bir sanat. Biz de prova sürecinde özellikle duygusal gerçekliği korumaya çalıştık. Seyirci gülsün istiyoruz ama o kahkahanın altında bir sızı da olsun istiyoruz.

Tiyatro, özü gereği canlı insan bedeni üzerine kurulu ve gerçek zaman algısına da fazlasıyla dokunan bir sanat dalı. Siz ise yeni teknoloji ürünü bir robot ile aynı sahneyi paylaşıyorsunuz. Bu tercihiniz tiyatroyu yeni teknolojiye ayak uydurabilen bir sanat dalına evriltmeyi mi hedefliyor yoksa bu süreç geleneksel olana küçük çaplı bir baş kaldırı olarak adlandırılabilir mi?

Aslında benim derdim teknoloji göstermek değil; insanın yalnızlığını görünür kılmak. Robot burada bir efekt değil. İnsan ilişkilerine tutulmuş bir ayna gibi.

Tiyatro zaten yüzyıllardır çağın değişimlerine ayak uyduruyor. Ama özünde değişmeyen bir şey var: İnsanın kendisiyle yüzleşmesi. Bizim oyunda da teknoloji bir araç. Asıl mesele şu: İnsan, kendisini koşulsuz seven bir şeye ne kadar dayanabilir?

Bu yüzden ben bunu geleneksele bir başkaldırı gibi görmüyorum. Tam tersine, tiyatronun en eski meselesini - insan ruhunu - bugünün diliyle anlatma çabası olarak görüyorum.

Sanırım günümüz aşıkları ilişkilerde sürprizler, hevesler, beklentiler, kıskançlıklar ya da sitemler istemiyor. Metin Erksan’ın idealindeki gibi duvardaki resimlere değil de kişinin kendisine bile ‘aşk’ beslemenin zora girdiği dönemlerden geçiyoruz. Sizce robot Ceyda’nın ilk versiyonu çağımızın ideali olabilir mi?

Bence ideal aşk kusursuz olan değil, karşı çıkabilen ilişkidir. İnsan sevdiği kişiyi bazen olduğu gibi değil, olmak istediği haliyle görmek istiyor. Robot Ceyda tam da bunun tehlikeli tarafını temsil ediyor.

Çünkü o sizi terk etmiyor, kırılmıyor, hesap sormuyor, sabırla sizi mutlu etmeye çalışıyor. İlk bakışta mükemmel gibi görünüyor. Ama bir süre sonra insan şunu fark ediyor: Karşındaki gerçekten “yaşıyor” mu?

Aşk biraz da çatışma, eksiklik ve yaralanma hali. Kusursuz bir sevgi bir noktadan sonra insanı yalnızlaştırabiliyor.

Bu oyunun senaryo aşamasındayken hangi gerçekliklerden destek aldınız? Çevrenizde gördüğünüz hangi olgular sizi oyun yazma aşamasına sürükledi?

Gündelik hayattan çok beslendim. İnsanların artık birbirlerine değil, birbirleri hakkındaki fikirlerine âşık olduğunu düşünüyorum. Hepimiz kendimize uygun versiyonlar yaratmaya çalışıyoruz.

Bir de şu dikkatimi çekiyor: İnsanlar artık konuşmaktan çok kayıt alıyor. Her şey depolanıyor, analiz ediliyor, izleniyor. Oyunda Robot Ceyda’nın her şeyi kaydetmesi de biraz buradan geliyor.

Tabii ilişkilerdeki yalnızlık hissi de çok etkiledi beni. Kalabalıkların içinde bile yalnız kalan insanlar görüyoruz. Vehbi aslında bugünün insanı. Sadece biraz daha görünür halde.

Robot Ceyda’nın giderek kıskançlık, öfke ve sahiplenme gibi duygular geliştirmesi çok çarpıcı. Bu duyguları ona Vehbi’nin aşılaması ise oldukça ironik. Sizce insanı tehlikeli yapan şey bilinç mi, yoksa duygular mı?

Bence duygular. Çünkü insan çoğu zaman en büyük yıkımları mantığıyla değil, sevgisiyle yapıyor. Kıskançlık da sevginin içinden çıkıyor, öfke de, sahiplenme de…

Oyunda Robot Ceyda başlangıçta sadece “mutlu etmek” için programlanmış bir varlık. Ama insanla temas ettikçe karmaşıklaşıyor. Çünkü insanın duyguları bulaşıcıdır.

Bence bugün dünyanın en büyük problemi teknoloji değil; duygularını yönetemeyen insan. Teknoloji sadece bunu büyüten bir araç oluyor.

Son olarak sizce oyunun temelinde ‘geleceğin kaygıları’ mı yatıyor yoksa ‘bugünün yalnızlığı’ mı?

Kesinlikle bugünün yalnızlığı.

Gelecek korkusu dediğimiz şeyin altında da biraz bu var zaten. İnsan yalnız kaldıkça teknolojiyle daha duygusal bağ kurmaya başlıyor. Belki yakında insanlar gerçekten yapay zekâlarla ilişki yaşayacak ama bence bu oyunun anlattığı şey “gelecek” değil. O gelecek zaten başladı.

Biz sahnede aslında şunu soruyoruz: Bir insan, gerçek bir ilişki yerine kontrol edebildiği bir sevgiyi seçerse ne olur?

Sizin eklemek ya da okurlarımıza bahsetmek istedikleriniz var mıdır?

Şunu söylemek isterim: Bu oyunda teknoloji var ama mesele teknoloji değil. Mesele insanın sevilme ihtiyacı. Hepimizin içinde görülmek, anlaşılmak ve terk edilmemek isteyen bir taraf var.

Biz seyirciye sadece bir hikâye anlatmak istemiyoruz. Biraz kendilerine bakmalarını da istiyoruz. Eğer salondan çıkarken hem gülmüş hem de içlerinden küçük bir sessizlik geçmişse, biz görevimizi yapmışız demektir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...