Şafak 685..
16 Mayıs 2015 günüydü, Dursun Abi ile birlikte Kuruçeşme’den özel bir tekneyle Kalamış Galatasaray tesislerine gittik. Dursun Özbek ve seçime birlikte gireceği yöneticilerin tanıtımı için 2000 kişilik bir kahvaltı düzenlenmişti. Girişte marşlar, alkışlar, tezahüratlar ve coşku vardı. İnsanlar umutla Dursun Özbek’i bağrına basıyordu. O günün sonunda bir tente altında yorgunluğumuzu atmak üzere hep birlikte otururken, Dursun Abi’nin kulağına eğildim ve ‘Önemli olan geldiğin gibi gitmek. Ona göre davranmak lazım’ dedim. O da bana: ‘Tekneyle geldik ya yine aynı tekneyle döneceğiz’ dedi. Açıklamak zorunda kaldım: ‘Ben vasıtayı değil, geldiğimizde çalan Galatasaray marşını kast etmiştim. Başkanlık görevini tamamladığında da aynı marşla buradan gitmek, İzmir marşı çaldırmamak lazım’ dedim. Gülüştük.. O sırada görev süresinin sonunda olan ve Kalamış’a gelip kahvaltıya katılan Galatasaray’ın o günkü başkanı, hocam Prof. Dr. Duygun Yarsuvat tesislerden ayrılıyordu. Etrafında coşkulu ve büyük bir kalabalık vardı. Duygun Abim, geldiği gibi, hatta geldiğinden daha büyük bir sevgi seliyle Galatasaraylılara veda ediyordu.. Askere gidenler bilir. İster uzun, ister kısa dönem olsun vatani görevini yapan tüm askerler terhis olacakları tarihe kadar kışlada kaç gün geçireceklerini ‘şafak hesabı’ ile yaparlar. Şafak kaç? diye sorana, kaç güneş doğumu-şafak sökümü kaldı ise onun üzerinden cevap verirler.. İki ay sonra askerliğim bitecek demez hiçbir asker. Şafak 60’der.. İşte 23 Mayıs’ta seçilen Dursun Özbek yönetiminin de 2 yıldan hesaplasak 730 günlük görev süresi vardı Galatasaray’da ve bunun da 45 günü geçti bile. Galatasaraylı çoğunluğun da mutabık olduğu üzere Dursun Abi’nin bu son dönemi olacak. Tek adaylı seçimde aldığı 300 boş oy bu yönde bir işaret fişeğiydi aslında. Yani bu hesaba göre Dursun Özbek için şafak 685.
SATIN OSIMHEN’İ O ZAMAN
Şimdi başkanın dönemi daha yeni başladı, ne şafağı dediğinizi varsayarak Galatasaray’ın içinden, gündeme çok hakim bir dostumun bana söyledikleri ve benim de hemfikir olduğum bir hipotez üzerinden gideceğim. Dursun Başkan ilk yönetim döneminde Galatasaray’a borç olarak verdiği parayı, seçim kaybedip gidince, geri almak için çok uğraştı ve kulübe karşı İcra takibi yapmak zorunda. O günlerde bu yüzden camiada çok ağır eleştirildi. Bir daha böyle bir şey yaşamak istemiyor. Dikkat edilirse Osimhen’in bonservisi için attığı kefalet imzası karşılığı taksit ödemelerini 23 Mayıs seçiminden önce bitirecek şekilde bir takvim işletti. Geçen sezon ara transferde de büyük rakamlara transfer yapmama sebebi yine bu yüzdendi. Bugün de Galatasaray’ın uyguladığı transfer politikası, Özbek’in son başkanlık dönemi olarak düşünüldüğünde bu yaklaşımın izlerini taşıyor, daha anlaşılır hale geliyor. Galatasaray, transfer hamlelerinde daha temkinli ve başkanın kefil olacağı bir durum olmadan süreci yürütmek istiyor. Bu nereye kadar sürdürülebilir, sürdürülmeli mi? Orası apayrı bir tartışma konusu. Şöyle düşünün, yarışlara katılmak için paraya kıyıp Ferrari almışsınız, ilk sezonda 1. olup hem aracın parasını çıkarmış hem şan şöhret kazanmışsınız. Ancak yeni sezonda aracın kabak lastiklerini değişmekten, ekibe yeni mekanik ustalar almaktan imtina ediyor, tasarruf yapmak istiyorsunuz. Oysa Ferrari’yi aldıysanız ve yarışa devam etmek durumundaysanız o lastikleri almanız bir miktar daha para harcamanız şart.. Yoksa tasarruf yapayım derken ana sermayeden de olursunuz. Yani bu örnekteki gibi davranacaksanız satın Osimhen’i pardon Ferrari’yi daha iyi.. Galatasaray camiasında konuşulan bir başka konu da getirisi olmayan ve tüm Riva ve Mecidiyeköy gelirlerini yutacak olan Aslantepe Vadi projesine yapılacak harcamalar yüzünden Başkan Özbek’in transfer yapmaktan imtina ettiği yönünde. Bunu söyleyenlerin bu konuda kısmen bir haklılık payı olduğunu düşünmekle birlikte 10+4 yabancı kuralının transferde yavaşlamaya neden olduğu gerçeğini de göz ardı etmek istemiyorum..
ŞAFAĞI SAYAN KUMARI OYNASIN
Bu arada, uzun zamandır spor kamuoyunda konuşulan Icardi konusuna da değinmek şart oldu. Icardi’nin Galatasaray’ı artık 2. hatta 3. tercih gördüğü gerçeğini bilerek, geçmişin hatırına 5 milyonu sokağa atmaya kimsenin hakkı yok, olmamalı. Oynama garantisi, ekstra tatil süresi derken koca Galatasaray cümle aleme malzeme oluyor. Icardi, kulübe-bize gol sayısı garantisi verilebilir mi, veya gol başına para alma şartını kabul eder mi? Futbolda olmayacak şeyleri konuşturuyor bize.. Arkadaşlar, ben size direkt söyleyeyim, Icardi sevdasından vaz geçin yoksa Osimhen’i kaybedeceksiniz. Yahu kimse açıkça konuşmuyor. Taraftarın Icardi diye bir baskısı yok. Siz yönetim olarak kendiniz ne yapacağınıza karar verin. Okan Buruk Icardi’yi düşünmüyor kadrosunda, John Duran’a dahi okey diyor.. Ki ben o arkadaş konusunda da şüpheciyim. Neticede; Icardi’nin geçmişine-yaşına bakıp onu transfer ederek mi 5 milyon Euro, John Duran geleceğine-yaşına bakıp 5 milyon Euro kumar mı oynarsınız, durumu var. Hele ikisini birden kadroya dahil etmek -10 milyon Euro- kumardan öte bir risk olur. Hoş ben kumarı zaten sevmem.. Tavsiyem; Dursun Özbek de iyi düşünsün. Şafağı sayan ‘O’ ve marşlar sonunda onun için çalacak..