Yerli ve milli turizme yabancı kıskacı!

YAYINLAMA:

  Turizm gidip görme, yeme içme, tarihi keşfetme ve birçok aktiviteyi içinde bulunduran altın yumurtlayan sektör.

Bütün dünyada önceleri dükkanlarda pazarlanan turizm şimdilerde adına OTA (Online Travel Agency) denilen dijital mecralarda boy göstermekte.

Fakat, turizmde durum çok karışık. Seyahat acentesi veya tur operatörü deyince aklımıza gelen imajı bizlere unutturan dev markalar ortaya çıktı ve sektörde yasa masa tanımaz oldular.

Çok uluslu olan bu markaların içinde en büyüğü booking.com diyebiliriz.

1999’da sadece bir elemanı varken bu sayı 2002’de 50 kişiye kadar çıktı.

Şirket şu anda 43 ayrı dilde hizmet vererek 6,6 milyondan fazla ev, daire ve benzer diğer konaklama yerleri dahil olmak üzere toplamda 28 milyondan fazla konaklama birimini satışa sunuyor. Genel merkezi Amsterdam'da bulunan Booking.com B.V. 70'ten fazla ülkede 198 ofis tarafından destekleniyor.

Booking.com B.V. şirketi Amsterdam Ticaret Odası’na 31047344 numarası ile kayıtlı. Yani yasal bir şirket olarak orada kazandığının vergisini veriyor.

Türkiye’de de faaliyet gösteren bu şirketin neyi nasıl yaptığına önceleri hiç kimse ses çıkarmadı, çıkaramadı.

Türkiye’de sayıları 20 bine yaklaşan seyahat acentelerinin çatı kuruluşu Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) üyelerinin hak ve çıkarlarını korumak için bu firmayı mahkemeye verdi. İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2017 yılında aldığı ihtiyati tedbir kararıyla platformun Türkiye’deki yurt içi rezervasyon faaliyetlerini engelledi ve acenteler hakları olan kazanca tekrar kavuştu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan “Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanun Taslağı” ile dokuz yıl sonra bu firmanın tekrar faaliyet göstermesinin önü TBMM’ye sunulan yasal düzenleme ile açılmak isteniyor. Hükümetin öteden beri her alanda kullandığı “Yerli ve Milli” diye tanımladığı kavram ticarette yabancı tekellere kapı açılmasıyla geçerliliğini maalesef yitirecektir. Konuyla ilgili olarak her mecrada üyelerinin hak ve hukukunu savunan TÜRSAB konuyu bir an önce Ankara’ya taşımanın yolunu bulmalı. Fakat bu iş çok zor.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet N. Ersoy ile diyalog kurma şansı olmayan TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Haksız rekabete ve kontrolsüz biçimde küresel tekellere yönelik uygulamalara karşıyız. Türkiye'nin turizm piyasası Türkiye'nin kurallarıyla yönetilmesi gerekir.”

Kuralların yurt içinde ticari faaliyette bulunacak herkes için eşit olması gerektiğine dikkat çeken Bağlıkaya, açıklamasında şu noktaların altını çizdi: “Ülkemizde yatırım yapmadan, istihdam oluşturmadan, vergi ve hukuki sorumlulukları yurt içinde aynı işi yapanlarla aynı şekilde üstlenmeden ticari faaliyete imkân tanınması; rekabet eşitliğini, yerli ve milli dağıtım ağını, tüketici haklarını ve sektörümüzün geleceğini olumsuz etkiler. TÜRSAB olarak dijitalleşmeye değil; yatırımsız, istihdamsız, eşit, hukuki ve mali sorumluluk üstlenmeden yürütülecek ticari faaliyetlere karşıyız.” 

 

“AYRICALIK DEĞİL, ADİL REKABET İSTİYORUZ”

 

Turizmin ülke ekonomisine sağladığı katkıların sürdürülebilir olması gerektiğine işaret eden Bağlıkaya, şunları kaydetti: “Seyahat acentaları turizm sektöründe merkezi bir rol oynuyor. Türkiye’de turist sayısı ve turizm gelirinin artırılmasında seyahat acentalarının hem ekonomik hem de operasyonel açıdan rolü kritik. Sektör gelirlerinin yaklaşık yüzde 80’i seyahat acentaları aracılığıyla gerçekleşiyor. Bu yapının sektörün sürdürülebilirliği açısından korunması gerekiyor. Yerli ve milli turizm dağıtım ağımızın geleceği, eşit rekabet kurallarına bağlıdır. Ayrıcalık değil, adil rekabet istiyoruz.”

Kamuoyunda kapitülasyon olarak adlandırılan bu düzenlemeye iktidar partisi mensupları başta olmak üzere tüm partilerin ve milletvekillerinin ortak bir tavır koyarak reddetmesi seyahat acentecilerine yapılacak en büyük iyiliktir. TBMM’den bu konuda ortak ve örnek bir tavır bekliyoruz.

Mutlu yarınlar Türkiye’m.

musaalioglu@ gmail.com

 ————————————————————

Türkiye’de sadece 50 kişide var

İkinci arabanı sat, ‘pır pır’ uçak al! 

Dünyada havalimanı ve havaalanı sayısı bakımından Amerika 16 bini aşkın tesisle liderliğini korumaktadır.

Peşi sıra beş bini aşan tesisle Brezilya, iki binden fazlayla da Avustralya gelir.

Türkiye ise sadece 116 tesisle 46’inci sırada yer alabilmiş. Böyle mi olmalı!

Yukarıda verilen sayılara uluslararası havalimanları, ulusal havaalanları ve toprak- asfalt zeminli kısa pistlerin de dahil olduğunu özellikle belirtmeliyiz.

Amerika’daki tesislerin yüzde 90’dan fazlası bu tip küçük uçakların indiği toprak zeminli pistlerden oluşmakta.

Özel ve genel havacılıkta kullanılan küçük boyutlu uçaklar, itiş ve çekiş gücünü motora bağlı pervanelerden alan, çıkardığı sesten ötürü ‘pır pır’ diye adlandırılan kısa mesafelere uçuş yapma kabiliyeti olan hafif uçaklardır.

Amerikan filmlerinde asfalt pistlere inip, uçağını evinin önüne çekenleri görmüş olmalısınız. Mesafelerin uzun oluşu, ekonomik olarak da ulaşılabilir olması Amerikalıları uçak kullanmaya iten önemli nedenlerin başında gelir.

Geçenlerde bir sitede 2 bin 225 saat uçuşu olan 1962 model uçağın 37 bin İsviçre Frangı’na (2 milyon 200 bin TL) satıldığını görünce konu ilgimi çekti.

Türkiye’de arabasının satarak özel bir uçak alacak binlerce insan bulunuyor.

Diyeceksiniz ki, alır da nasıl kullanır.

İşte tüm konuları bu alanda faaliyet gösteren, AOPA Türkiye (Aircraft Owners and Pilots Association) adıyla bilinen Uçak Sahipleri ve Pilotlar Derneği Başkanı, uçak sahibi ve pilot olan Turgut Kulaçoğlu’na sordum:

 

Derneğinizi bize anlatır mısınız?

IAOPA sportif havacılıkta ticari amacı olmayan uluslararası bir organizasyon olarak 1939 yılında kuruldu. IAOPA pilotları olarak dünya genelinde 77 ülkede 225 bin uçak ve 600 binden fazla üyemizle, dünyanın en büyük havacılık topluluğunu temsil ediyoruz. Avrupa’da ise 33 ülkede 24 bin uçak ve 40 bin pilot ile Amerika’dan sonraki en büyük filonun içerisindeyiz. AOPA Türkiye olarak hava aracı sahibi 50 faal üyemiz var. (Bussines Jetler hariç) Merkezimiz İstanbul’da olup ülkemizin her tarafından aynı amaçları taşıdığımız üyelerimiz ve sportif havacılığın yoğun olduğu illerde temsilciliklerimiz bulunmakta.

AOPA üyesi pilot olmak ne demek?

Birçoğumuz için bu, bir uçağın kontrolünü ele almak ve insanların çağlar boyunca peşinden koştuğu bir rüyayı yaşamak anlamına gelir. Bazıları için uçmayı öğrenme hedefi, diğerleri için ise sadece havacılığa karşı düşüncelerini paylaşma isteği anlamına gelir. Gökyüzüne çıkma nedenlerimiz birçok farklı sebepten kaynaklanır ve motivasyonlarımız kadar çeşitlidir. Kimimiz iş hedeflerini ilerletmek ve ziyaret ettiğimiz bölgede ekonomiyi canlandırmak için uçarken, diğerleri dünyayı farklı perspektiften deneyimlemenin getirdiği heyecanı ve güzelliğin tadını çıkarır. Topluluğumuz üyeleri değişik mesleklerden olmakla birlikte, tüm AOPA pilotları tarafından paylaşılan ortak fikir “Uçmaya duyulan tutku!” olarak özetlenebilir.

HAFİF SPORTİF HAVA ARAÇLARI

AOPA hafif sportif hava araçlarının daha da yaygınlaşması konusunda da yetkili makamlara önemli önerileri var.

“Bu kategorideki hava araçları yalnız hava aracının sahibi veya ortakları tarafından kullanılmalıdır. Ticari kullanım, kiralama, eğitim amacıyla işletme veya üçüncü şahıslar adına uçuş yapılmasına izin verilmemelidir.

Hava sahası emniyeti için tüm hava araçlarında ADS-L benzeri düşük maliyetli elektronik görünürlük ve takip sistemi önerilmektedir.

Eğitim; daraltılmış bir ultralight eğitim programını, temel hava hukuku, hava sahası bilgisi, meteoroloji, uçuş emniyeti, insan faktörleri, acil durum usulleri, temel uçuş eğitimini içermeli. Eğitimin tamamlanması, uçucunun kişisel uçuş kayıt defterine (logbook) işlenmeli ve yetkili öğretmen pilot tarafından verilen uygunluk kaydı ile belgelenmelidir.

Bu sistem sonunda ayrıca pilot lisansı düzenlenmesine gerek bulunmamakta olup, eğitim yaşı da en az 16 olmalıdır.

Türkiye'nin coğrafi yapısı, yüksek rakımlı bölgelerde sıcaklık koşulları dikkate alındığında uluslararası bazı ağırlık limitlerinin ülkemiz açısından yetersiz kalacağı değerlendirilmekte.

Bu nedenle azami kalkış ağırlığının 280 kg, azami yakıt kapasitesinin ise 30 litre olarak belirlenmesi uygun olabilir. Sonuç olarak AOPA Türkiye'nin bu süreçte üstleneceği rol; düzenleyici otoritenin görev ve yetkilerini devralmak değil, emniyet kültürünün geliştirilmesine katkı sağlamak, kayıt süreçlerine destek olmak, eğitim standartlarının oluşturulmasına katkıda bulunmak ve uluslararası doğru uygulamaların ülkemize aktarılması konusunda SHGM'ye teknik destek sunmaktır.

Türkiye'de önerilen tek kişilik deregüle hava aracı kategorisi, uluslararası uygulamalar dikkate alınarak; kendine özgü koşullar ile önerilen teknik limitlerin Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nce ulusal ihtiyaçlara göre değerlendirilmesi uygun olacaktır.

Bu yaklaşım, uluslararası uygulamalar ile Türkiye'nin operasyonel gereksinimlerini birlikte karşılayabilecek dengeli bir düzenleme modeli oluşturacaktır.”

Sivil havacılığa her alanda katkı veren tüm paydaşlara teşekkür etmeliyiz.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...