Bir “anne”nin hâin evlatları
Annelik sâdece insanların değil, bütün canlıların içinde dişilere verilen üstün bir özelliktir. Yeme-içme, barınma ve soyunu devam ettirme olarak sıralanan ihtiyaçlar hiyerarşisinin dışında ve üstündedir. Bir anne yavrusunu yaşatmak ve korumak için elinden gelen her şeyin ötesinde, canını hiçe sayarak her şeyi yapar. Bu içgüdüsel bir davranıştır ve erkekler ya da doğum yapmamış kadınlar tarafından bakarak, görerek öğrenilmez ve edinilmez.
Ama bâzı evlatlar vardır ki, “insan çiğ süt emmiş” sözünü doğrularcasına annesine vefâsızlık ya da hayırsızlık eder. Onun adı “hayırsız evlat”tır. Annesini aramaz, sormaz. Annesi düşkün hâle geldiğinde annesiyle ilgilenmez. Yine anne bu evlâdına beddua etmez, hakkını helâl etmezlik yapmaz, çünkü o, annedir. Allah’ın “rahim” sıfatıyla donatılmış ve Allah’ın “cemâl” sıfatını yavrusuna aksettiren kişidir. Evlat, kız ya da erkek olsun, bâzen hayırsızlık yapar. Annesi ondan çok şey beklemez. Hâl hatır sorsun, koluna girip yürütsün, sırtına yastık koysun yeter.
Ama evlâdın hâin olanı da vardır. Oysa biz biliriz ki hâinlik vatana yapılır. Çünkü vatan, bir nesilden bir sonraki nesle devredilen bir emânettir ve emâneti korumamak da hâinliktir. Hele bunu bile isteye yapmak vatana yapılacak en büyük ve en affedilmez suçtur.
DÂVÂ ANNELİĞİ
Bir evlat annesine nasıl hâinlik yapar, diye sorarsanız, bu anne-evlat ilişkisi dâvâ anneliği ve dâvâ evlatlığına dönüşmüş hâllerde olur. Anne olarak kabûl ettiği kişilerin belinden gelerek değil yolundan giderek evlat olduğu dâvâlarda annelik, sadâkat bekler. Anne olarak oluşturduğu fikir, düşünce yapısına dâvâ evlatlarının sâhip çıkması gerekir. Eğer dâvâ evlâdı olduğu iddiasını taşıyan kişi veya kişiler, bu emânete sâhip çıkmaz ve hâinlik ederse, işte bu hâînlik, rahim anneliğine yapılan vefasızlıktan ve hayırsızlıktan çok daha büyük ve ağır bir vebâl getirir.
Rahim anneliği vefâ ve hayır beklerken, dâvâ anneliği dâvâya sadâkat bekler. Dâvânın muhtevâsının ve çizgisinin korunmasını bekler. Bu muhtevâ bozulmamalı, çizgi düzgün devam ettirilmelidir.
Dâvâ anneliği, dâvâ evlatlarından, tıpkı Kal-ü belâ’da “Belî” diyen insanlardan beklendiği gibi, sadâkat bekler. Bu anne, evlatlarına bir dâvâ emânet etmiştir ve dâvâyı devam ettirmelerini bekler. Bu dâvânın somut hâle gelmesi için zamânın şartlarının imkân verdiği ölçüde dernekler, vakıflar kurulmuş olabilir. Bu dâvâ için dergiler, kitap basılmıştır; konferanslar verilmiştir, sohbetler yapılmıştır. Dâvâ annesinin evi, dâvâ evlatlarının da evidir. Dâvâ annesi, onu can kulağıyla dinleyen, gözünün içine bakan, ağzından çıkan her sözü âdeta birer serlevhâ olarak kabul eden evlatlarına bildiklerini aktarmak için gecesini gündüzüne katar.
Bu tür anneliğin dâvâsı, bir vatan ve ülkü dâvâsıdır. Bu dâvâda, gökkubbenin altında her şeyin sorumluluğunu duyma vardır. Dönemin ve zamânın şartları ne ise ve neyi gerektiriyorsa ve imkânlar neyi mümkün kılıyorsa onu yapar. Kurşunkalemini parmakların arasında hâle gelince kadar açıp kullanarak yazılarını âdeta damarlarındaki kanı mürekkep yapıp yazar. Gün gelir bu vatâna tuzak kuran, bu vatanın geleceğine ipotek kurmak isteyenlere uyarı mektupları yazar. Gün gelir mikrofonun önüne geçer ve evlatlarına gerçek anlamda yol göstericilik yapar, karanlıkta kalan yerleri aydınlatarak görülmesi gerekenleri gösterir.
Dâvâ annesi böyle yaparak, kendisine emânet edilenleri taş üstüne taş koyarcasına yükselterek, adım adım ilerleterek gelecek nesillere, dâvâ evlatlarına aktarır. Ama bu aktarımın muhatabı olma iddiasında olan evlatlar, hayırsızlıktan öte hâin ise, dâvâ annelerinin ismini kullanarak dâvânın muhtevasına ve çizgisine aykırı hareket edebilir. Semerli eşek gibi, miras bırakılan kitapların sâdece taşımacılığını yapar, satıp tâcirliğini yapar. Satılan kitapların faturalarını kesmeyi, muhasebesini tâkip etmeyi, dâvâ evlatlığı yapmak zanneder. Kubbenin altında yeni sesler yankılanması, kalemlerden yeni sözler dökülmesi gerekirken, dâvâ evlatlığı kisvesine bürünenler, eski sesleri ezberci bir papağan gibi tekrarlayıp dururlar. Bu yapılan kâğıt isrâfından, zaman kaybından başka bir şey değildir.
Hâin evlat, büyük ve iddialı konuşur. Dâvâsı güya ondan iyi sâhiplenen yoktur, olamaz. Oysa o iddia onun hâinliğini katmerli hâle getirir ve daha görünür kılar. Elindeki emâneti bir reklam malzemesi yapar. Niteliği, nicelik uğrana feda eder. İnsan odaklı değil, banka hesabı odaklı düşünür ve hareket eder. Emânetin muhtevâsını ve çizgisini bozduğu için, omurgası da bozulur. Dâvâ annesinin duruşu, hâin evlatta yoktur. Hâin evlat, girdiği kabın şeklini alır. Tribünlere oynar, seyircilerden alkış bekler. Beğeni peşinde koşar.
Bu hâin evlâdın kimliği ve kişiliği yoktur. Siyâsetteki “dün dündür, bugün bugündür” sözünü, omurgasızlığına, kimliksizliğine, kişiliksizliğine örtü yapar. Aforizmalar atarak peşinden gelmesini istediklerine sosyal medya malzemesi verir. Ağzından çıkan saçmalıkları, derin anlamlı olduğu için zor anlaşılıyor tavrıyla pazarlar. Dâvânın bayraktarlığını değil pazarlamasını yapar. Hâin evlat için her şeyin birer etiketi vardır.
Hâin evlâdın ihânet ettiği dâvâ, gerçek evlatlarını beklerken, hâin evlât törenlerle, ritüellerle günü kurtarmaya çalışır. Dâvâ annesini her andıkça, aslında ona ihânet ettiğini de itiraf etmiş olur. Dâvâyı aldığı yerden daha ileri götüremediğini ve daha yukarı çıkaramadığını gizlemek için kendi etrâfında kalabalıklar yaratır. Fotoğraf paylaşım hevesini dâvâ evlâdı zannetme gafletine kapılır.
İşte bir annenin hâin evlatlığı böyle bir şeydir. Maalesef bu hâin evlatların yatacağı yer olur mu bilmem ama verecekleri hesap çok uzun ve çetindir.