Hızlı büyümenin bedeli: Dış borç ve Türkiye’nin büyüme çevrimleri

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Türkiye'nin ve Türkiye benzeri küçük, dışa açık ve ekonomisi dış kaynaklara bağımlı ekonomilerin hızlı büyüme dönemleri ile kriz veya yavaşlama dönemleri birbirinden bağımsız olaylar olmayabilir. Bir önceki hızlı büyüme dönemi, dış borç ve finansman kanalıyla bir sonraki yavaşlamanın koşullarını bizzat üretiyor olabilir.

GİRİŞ

Bir süredir küçük ve dışa açık ekonomilerde sermaye birikimi ile dış borç arasındaki ilişki üzerine teorik bir çalışma yürütüyorum. Çalışmanın çıkış noktasında oldukça basit görünen bir soru var: Bir ekonomi, büyük bir dış şok veya olağanüstü bir siyasi gelişme olmaksızın, yalnızca kendi yatırım ve borçlanma davranışı nedeniyle belirli aralıklarla hızlanıp yavaşlayabilir mi?

Bu soru Türkiye açısından özellikle önemlidir. Çünkü Türkiye ekonomisinin yakın tarihine baktığımızda yüksek büyüme dönemlerinin ardından çoğu kez belirgin yavaşlamalar, finansman sorunları ve zaman zaman ekonomik krizler geldiğini görüyoruz. Acaba hızlı büyüme ile onu izleyen yavaşlama birbirinden bağımsız iki gelişme değil de aynı ekonomik sürecin farklı aşamaları olabilir mi?

BÜYÜME ÇEVRİMİ NEDİR?

Bu soruyu cevaplamak için önce “büyüme çevrimi” ya da iktisat literatüründeki adıyla “growth cycle” kavramını açıklamak gerekir.

Bir ekonominin üretim kapasitesi, nüfusu, sermaye stoku, teknolojisi ve kurumları tarafından belirlenen uzun dönemli bir büyüme eğilimi vardır. Buna potansiyel veya trend büyüme hızı diyebiliriz. Ancak ekonomi gerçek hayatta bu hızda düzgün ve kesintisiz biçimde büyümez. Bazı dönemlerde potansiyelinin üzerinde, bazı dönemlerde ise altında büyür.

Büyüme çevriminin yukarı evresinde yatırımlar hızlanır, sermaye birikimi artar ve gerçekleşen büyüme trend büyümenin üzerine çıkar. Aşağı evresinde ise yatırımlar yavaşlar, sermaye birikimi zayıflar ve gerçekleşen büyüme trendin altına iner.

Burada önemli bir ayrım vardır: Büyüme çevriminin dip noktası mutlaka ekonomik kriz anlamına gelmez.

Örneğin uzun dönemde yüzde 4-5 civarında büyüme kapasitesine sahip bir ekonomi yüzde 2 büyüyorsa hâlâ büyümektedir; ancak çevrimin aşağı evresindedir. Bununla birlikte yavaşlama yeterince şiddetli olur ve finansal kırılganlıklar, siyasi belirsizlikler veya dış şoklarla birleşirse büyüme negatife dönebilir. O zaman çevrimsel yavaşlama ekonomik küçülmeye, hatta krize dönüşür.

Dolayısıyla her yavaşlama kriz değildir; fakat her büyüme çevriminin bir yavaşlama evresi vardır.

HIZLI BÜYÜME KENDİ FRENİNİ YARATABİLİR Mİ?

Küçük ve dışa açık ekonomiler açısından mesele biraz daha karmaşıktır. Enerji, teknoloji, sermaye malları ve ara mallarında dış dünyaya bağımlı bir ekonomi hızla büyüdüğünde ithalat ihtiyacı da hızla artar. Eğer ülkenin iç tasarrufları yatırımları finanse etmeye yetmiyorsa büyümenin finansmanı giderek dış kaynaklara dayanır.

Başlangıçta bunun olumsuz bir tarafı görülmeyebilir. Dış finansman imkânları geniştir, ülke risk primi düşüktür ve yatırımlar hızlanmaktadır. Sermaye birikimi arttıkça üretim ve gelir de yükselir. Fakat burada yatırımcıların davranışı önem kazanır. Tek tek firmalar yatırım kararlarını verirken ağırlıklı olarak bugünkü faiz oranlarına, finansman imkânlarına ve kendi projelerinin beklenen getirisine bakarlar. Ekonominin toplam dış borcunun birkaç yıl sonra ulaşacağı düzeyi ve bunun yaratacağı ülke riskini tam olarak hesaba katmaları beklenemez. Bir başka ifadeyle yatırımcı, ekonominin gelecekteki dış finansman riskine karşı belli ölçüde “miyop” davranır.

Böylece başlangıçta büyümeyi hızlandıran yatırım süreci giderek artan dış borçla finanse edilmeye başlanır. Bir noktadan sonra dış borcun büyümesi ülke riskini yükseltir, dış finansmanı pahalılaştırır ve yatırım imkânlarını sınırlar. Daha önce büyümeyi finanse eden dış borç, artık büyümeyi frenlemeye başlamıştır.

Süreç kabaca şöyle ilerler:

Yatırım artışı → hızlı büyüme → dış finansman ihtiyacının artması → dış borç birikimi → yükselen risk → yatırımların yavaşlaması → büyümenin düşmesi.

Yavaşlama döneminde ithalat ve dış finansman ihtiyacı azalır. Ekonomi dış borç baskısını hafifletmeye başladığında ise yeni bir yatırım ve büyüme döneminin koşulları yeniden oluşabilir. Böylece hızlı büyüme, yüksek dış borç, yavaş büyüme ve yeniden hızlanma birbirini takip eden bir çevrime dönüşebilir.

“DIŞ GÜÇLER” AÇIKLAMASI YETERLİ Mİ?

Bu mekanizmanın önemli bir sonucu vardır. Türkiye'de ekonomik sorunların açıklanmasında zaman zaman “üst akıl”, “dış güçler” veya “dışarıdan düzenlenen ekonomik saldırılar” gibi kavramlara başvurulmaktadır. Kuşkusuz dış dünyanın önemsiz olduğunu söylemek mümkün değildir. Küresel faiz oranları, enerji fiyatları, savaşlar, sermaye hareketleri ve uluslararası finansal krizler küçük ve açık ekonomileri ciddi biçimde etkiler. Ancak her ekonomik yavaşlamayı dışarıdan gelen bir müdahaleyle açıklamak da iktisadi açıdan yetersizdir.

Dış şok çoğu zaman krizin temel nedeni değil, ekonomide daha önce birikmiş olan kırılganlıkların ortaya çıkmasını sağlayan tetikleyici olabilir. Sorun bazen dışarıdan gelen darbeden çok, içeride kurulmuş olan büyüme ve finansman biçimidir. Eğer hızlı büyüme sürekli olarak artan dış borç ihtiyacı yaratıyorsa, ekonominin yavaşlama mekanizması zaten sistemin içinde oluşmaktadır.

CLÉMENT JUGLAR VE YATIRIM ÇEVRİMLERİ

Bu noktada 19. yüzyılda yaşamış Fransız iktisatçı ve hekim Clément Juglar'ı hatırlamak gerekir. Juglar, ekonomik genişleme ve daralmaların tamamen rastlantısal olmadığını; kredi, yatırım ve sermaye birikimiyle bağlantılı olarak belirli aralıklarla tekrarlandığını gözlemleyen ilk iktisatçılardan biriydi. Daha sonra onun adıyla anılan Juglar çevrimleri, yaklaşık 7-11 yıllık yatırım ve sabit sermaye dalgalanmalarını ifade etmek için kullanılmaya başlandı.

Klasik Juglar çevriminde temel mekanizma sabit sermaye yatırımlarının hızlanması, aşırı genişlemesi ve daha sonra yavaşlamasıdır. Burada tartıştığımız mekanizma ise bunun küçük ve dışa açık ekonomilere uyarlanmış bir biçimi olarak düşünülebilir. Klasik yatırım çevrimine dış finansman ve dış borç riski eklendiğinde bir tür “açık ekonomi Juglar çevrimi” ortaya çıkmaktadır.

TÜRKİYE'NİN SON OTUZ YILI

Türkiye'nin yakın ekonomik tarihine bu gözle bakıldığında dikkat çekici bir örüntü ortaya çıkıyor:

1994, 2001, 2008-2009, 2018 ve 2025.

Bu yıllar yaklaşık 7-10 yıllık aralıklarla belirgin ekonomik kırılmalara veya büyüme yavaşlamalarına işaret ediyor.

Elbette bunların hepsi aynı nitelikte değildir. 1994 ve 2001 Türkiye'nin kendi makroekonomik ve finansal dengesizliklerinin belirgin olduğu krizlerdi. 2008-2009 esas olarak dünya finans sisteminden kaynaklanan küresel bir şoktu. 2018 güçlü bir kur ve dış finansman kırılmasıydı. 2025 ise bir krizden çok, sıkı para politikası ve dezenflasyon süreci altında büyümenin hız kaybettiği bir dönem olarak değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla buradan “Türkiye'de kesinlikle 7-11 yıllık bir Juglar çevrimi vardır” sonucu çıkarılamaz. Böyle bir iddia ayrıntılı ekonometrik araştırma gerektirir. Ancak Türkiye'nin son otuz yıllık ekonomik performansının Juglar uzunluğundaki yatırım ve finansman çevrimleriyle dikkat çekici ölçüde uyumlu olduğu söylenebilir. Üstelik Türkiye gibi dış finansmana bağımlı bir ekonomide bu çevrimlerin klasik Juglar çevrimlerinden önemli bir farkı vardır: yatırım çevrimi aynı zamanda bir dış borç çevrimine dönüşmektedir.

ASIL MESELE BÜYÜMENİN HIZI DEĞİL

Bu açıdan bakıldığında Türkiye'nin temel sorunu yalnızca bazı dönemlerde yeterince büyüyememesi değildir. Daha önemli sorun, hızlı büyüme dönemlerinin nasıl finanse edildiğidir.

Eğer yüksek büyüme yatırımları hızlandırıyor, yatırımlar dış finansman ihtiyacını büyütüyor ve dış borcun artması birkaç yıl sonra ülke riskini yükselterek yatırımları yeniden frenliyorsa, hızlı büyüme ile daha sonraki yavaşlama aslında birbirinden bağımsız olaylar değildir.

Bir önceki genişleme dönemi, bir sonraki yavaşlamanın koşullarını kendi içinde üretmektedir.

Bu nedenle ekonomik başarıyı yalnızca yüksek büyüme rakamlarıyla ölçmek yanıltıcı olabilir. Asıl soru büyümenin hangi tasarruf yapısıyla, hangi yatırımlarla ve hangi finansman modeliyle gerçekleştirildiğidir. Bir ülkenin gerçek başarısı birkaç yıl boyunca çok hızlı büyüyebilmesi değil, büyürken bir sonraki yavaşlamanın koşullarını üretmemesidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...