Sızlanmayı bırakıp yolu çizenler: Şikayetten eyleme medeniyet inşası
Şikayet etmek, insan zihninin en konforlu tuzaklarından biridir. Çevredeki aksaklıklardan, imkansızlıklardan ya da destek görmemekten yakınmak çaba gerektirmez. Oysa tarihi ve bugünü değiştirenler; şartların zorluğundan dert yananlar değil, o şartların ortasında durup "Şimdi ne yapabilirim?" diyerek kendi yol haritasını çizenlerdir.
Köklerimizden günümüze uzanan bu coğrafyada; bilimde, teknolojide ve sporda göğsümüzü kabartan isimlerin ortak paydası, imkanların arkasına saklanmayı reddetmiş olmalarıdır.
El-Cezerî: Cizre’de kısıtlı imkanlar ve dönemin teknolojik eksikliklerine rağmen "Neden daha gelişmiş araç gereçlerim yok?" demedi. Su gücü ve mekanik düzeneklerle çalışan ilk robotik sistemleri tasarladı. İmkanı beklemek yerine, imkanı kendi zekasıyla icat etti.
Mimar Sinan: Taşın, çamurun ve topoğrafyanın tüm zorluklarına rağmen imparatorluğun her köşesine abidevi eserler bıraktı. Yapısal kısıtlamalara sığınmak yerine, her eserinde yeni bir mühendislik tekniği geliştirerek çözüme odaklandı.
Prof. Dr. Aziz Sancar: Mardin’in Savur ilçesinden çıkan ve Nobel Kimya Ödülü’ne uzanan Sancar, başarısını şu sözlerle özetler: "Çoğu insan zekaya inanır, ben inanmıyorum; bizi birbirimizden ayıran tek şey emektir." Laboratuvarda karşılaştığı hiçbir zorluktan şikayet etmeden haftada 80 saat çalışarak DNA onarım mekanizmasını haritalandırdı.
Baykar (Selçuk ve Haluk Bayraktar): "Bizde teknoloji üretilemez, dışarıdan almak zorundayız" algısına ve sayısız bürokratik engele takılıp kalmadılar. Şikayet etmek yerine hangarlarda sabahladılar; Türkiye’yi insansız hava aracı teknolojisinde dünyanın zirvesine taşıyan adımları sıfırdan attılar.
Yusuf Dikeç: Yılların kazandırdığı askerî disiplin, sarsılmaz bir odaklanma ve duraksız bir çalışma anlayışıyla atış kulvarına çıktı. Dış etkenlere takılmadan, kulak tıkacı ve cebine koyduğu eliyle sergilediği o ikonik duruş; ustalığın ve yılların disiplinli emeğinin olimpiyat gümüş madalyasıyla taçlanmış halidir.
Mete Gazoz: Okçulukta şampiyonlukların tesadüf olmadığını, "Engeller benim için sadece aşılması gereken basamaklardır" diyerek gösterdi. Disiplinli çalışmasından ödün vermeyerek Türkiye’ye okçuluktaki ilk Olimpiyat Altın Madalyasını kazandırdı.
Busenaz Sürmeneli ve Buse Naz Çakıroğlu: "Kadınlar bu branşta zorlanır" algılarına kulak asmadan ringe çıktılar. Biri boks tarihimizin ilk olimpiyat altın madalyasını getirdi, diğeri ise kürsünün zirvelerinden inmedi. İmkansızlıklardan yakınmak yerine yumruklarıyla kendi başarı yollarını çizdiler.
Bu isimlerin her biri bize tek bir hakikati haykırıyor: Şikayet enerjiyi tüketir, eylem ise üretir. Şartların mükemmel olmasını beklerseniz hiçbir zaman başlayamazsınız.
Bu akşam başınızı yastığa koyduğunuzda kendinize şu soruyu sorun: "Bugün şartlardan yakınmak yerine kendi yol haritam için hangi adımı attım?"
Küçük ya da büyük fark etmez; atılan tek bir somut adım, şikayetle geçen bir ömürden çok daha kıymetlidir.
Muhabbetle…