Dijital miras özel hayatın gizliliğine karşı
DİJİTAL MİRAS NEDİR?
Miras hukukundaki küllî halefiyet ilkesi gereği, ölen kişinin tüm hak ve borçları bir kül (bütün) halinde mirasçılarına geçer. Kişinin taşınır ve taşınmaz malları, nakit parası, altın-gümüş ve diğer değerli eşyaları, şirket hisseleri, alacakları ve bir maddi değer ifade eden diğer fiziksel eşyaları bu kapsama dahildir. Ölen kişiden geriye kalan bu mal varlığının tamamı birlikte tereke olarak adlandırılmaktadır.
Bilişim çağıyla beraber hayatımıza dahil olan dijital varlıkların hukuki statüsü, bunların eşya olup olmadığı (geleneksel olarak, kişilerin üzerinde fiili egemenlik kurabildiği, ekonomik ve maddi bir değeri olan, insan dışı, sınırları belli ve bağımsız fiziksel varlıklar eşya olarak tanımlanır) ve dolayısıyla sahibinin ölümü halinde mirasçılara geçip geçmeyeceği, özellikle medeni hukukçular ile bilişim hukukçuları arasında sıkça müzakere edilen konulardan biri haline gelmiştir.
“Dijital miras” kavramı ise normal miras kavramından farklı bir kavram olmamakla birlikte, dijital varlıkların miras olarak kalması konusu, doktrinde bazı çalışmalarda “dijital miras” olarak adlandırılmış ve dilimizde yer edinmiştir.
TÜM DİJİTAL VARLIKLAR TEREKEYE DAHİL MİDİR?
Miras hukukunda asıl olan kural “küllî halefiyet” ilkesidir. Buna göre kural olarak maddî değeri olan tüm varlıklar terekeye dahildir. Ölüm anı ile birlikte tereke mirasçılara ait olacağından, mirasçılar bu tereke üzerinde iştirak halinde mülkiyet kuralları kapsamında diledikleri gibi tasarrufta bulunabileceklerdir. Bu ilke kapsamında kripto paralar ve NFT’ler gibi maddî değeri olan dijital varlıkların terekeye dahil olacağı konusunda doktrinde herhangi bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Ancak sosyal medya hesapları başta olmak üzere kullanıcı hesaplarının miras olarak kalıp kalmayacağı konusu tartışmalı bir konudur.
Kullanıcı hesapları temel olarak kişisel gizli hesaplardır. Bu hesapların kullanıcı adı ya da şifrelerini, hesap sahibi dışında çoğu zaman hesap sahibinin eşi ve çocukları da dahil olmak üzere hiç kimse bilmemektedir. Zira bu hesaplar kişilerin en mahrem bilgilerinin bulunduğu, en özel iletişimlerinin yer aldığı hesaplardır. Sadece hesap sahibinin değil, aynı zamanda hesap sahibinin iletişim kurduğu diğer kişilerin de mahrem iletişimleri bu hesaplarda yer almaktadır. Bu nedenle sadece ölen kişinin değil aynı zamanda ölen kişi ile iletişim kuran diğer kişilerin de özel hayatının gizliliğinin ya da iletişiminin gizliliğinin ihlali söz konusu olabilecektir. Bu aşamada evrensel ve anayasal insan hakları olan özel hayatın gizliliği, kişisel verilerin gizliliği ve iletişimin gizliliği hakları ortaya çıkmaktadır. Durumu esprili bir şekilde ifade etmek gerekirse; kadın ya da erkek olsun herkes arkadaşlarıyla, ailesi ve çocukları dahil kimsenin görmesini istemeyeceği, çoğu zaman çok özel esprili ya da mahrem bilgilerin yer aldığı iletişim kurmaktadır. Hesap içeriğinin ve bu özel konuşmaların mirasçılar tarafından görülmesi halinde, kişinin arkasından okunacak hayır duasının bedduaya dönüşmesi tehlikesi söz konusudur.
Diğer taraftan özellikle yüksek takipçi sayısına sahip sosyal medya hesaplarının, içerik sağlayıcılar açısından önemli düzeyde gelir sağlama aracına dönüşmüş olması, bu sosyal medya hesaplarının maddî bir değer taşıması anlamına gelmektedir. Küllî halefiyet ilkesi gereği bu maddî değerin de terekeye dahil olması gerekecektir.
Bu durumda bir taraftan mirasçıların miras hakkı söz konusu iken, diğer taraftan hesap sahibinin yanında hesap sahibi ile iletişim kurmuş, yazışmış ve paylaşım kurmuş olan tüm kişilerin özel hayatının gizliliği ile iletişiminin gizliliğinin ihlali tehlikesi karşı karşıya gelmektedir. İşte dijital miras konusunu gündemde tutan asıl sorun burada yatmaktadır.
HUKUK DÜZENİ BU KONUYA BİR ÇÖZÜM BULABİLDİ Mİ?
“İki hukukçunun olduğu yerde en az üç farklı fikir vardır” sözünün bir yansıması olarak, bu konuda da birbirinden farklı fikirler ortaya konulmuştur. Konuya ilişkin hukukî tartışmalarda medeni hukukçular tarafında “külli halefiyet” ilkesinden sapılmasını gerektiren bir durum olmadığı, dijital varlıkların da külli halefiyet ilkesi gereği doğrudan mirasçılara geçmesi gerektiği görüşünün oldukça baskın olduğu görülmektedir. Nitekim, Almanya’da Frankfurt Yüksek Mahkemesi doğrudan bu yönde karar vererek, külli halefiyet ilkesinin uygulanması gerektiğini, tüm dijital varlıkların ve kullanıcı hesaplarının da mirasçılara geçeceğini belirtmiştir.
Ülkemizde, ölen kişinin Apple iCloude hesabına erişim isteyen mirasçı eş tarafından açılan davada Denizli 4. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından özel hayatın gizliliği kapsamında red kararı verilmiş, ancak Antalya Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 6. Hukuk Dairesi istinaf incelemesi sonrası, ölen kişinin iCloude hesabında yer alan verilerin ekonomik değeri olduğu gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozarak mirasçıların ölen kişinin hesabına erişebileceği yönünde karar vermiştir. Bölge adliye mahkemesi kararları davanın tarafları dışında bağlayıcı olmadığından, başka bir mahkemenin farklı yönde karar verebilmesi mümkündür.
ABD’de ise bu konuda doğrudan bir referans yasa söz konusudur. İngilizcesi RUFADAA olarak kısaltılan Gözden Geçirilmiş Tekdüze Dijital Varlıklara Erişim Yasası, ABD’de bir kişinin ölümü ya da kısıtlı hale gelmesi durumunda miras yöneticilerinin (mirasçılar ya da kayyım) veya avukatların onun çevrimiçi hesaplarına ve dijital varlıklarına yasal olarak erişmesi ile ilgili kuralları detaylı olarak düzenlemektedir. Böylece e-postalar, sosyal medya hesapları, bulut depolama alanları ve kripto paralar gibi dijital varlıkların yönetimini ve bunlara erişilmesi konusunda, teknoloji şirketlerinin kullanıcıyı koruyan gizlilik kuralları ile yasal miras yöneticileri arasında bir denge kurmaktadır. RUFADAA bir federal yasa önerisi olup, 3 eyalet dışında tüm eyaletler bu taslağı kabul ederek endi eyaletlerinde yasalaştırmıştır. Diğer eyaletlerin de yasalaştırması beklenmektedir.
RUFADAA, öncelikle kullanıcının iradesini ön plana çıkartmaktadır. Buna göre kullanıcı, Google Etkin Olmayan Hesap Yöneticisi veya Apple Miras İletişim Kişisi gibi platform içi ayarlar aracılığıyla herhangi bir belirleme yapmış ise öncelikle bu iradeye uyulmalıdır. Örneğin ölen kişi “Ben ölünce hesabıma erişilmesin” seçeneğini işaretlemişse, kural olarak hesaba erişilmesi mümkün değildir. İkinci sırada; vasiyetname veya vekaletnamelerdeki özel dijital talimatlar geçerli olacaktır. Çevrimiçi belirleme ile vekaletname ya da vasiyetname arasında bir uyuşmazlık olması halinde, çevrimiçi belirlemeye öncelik tanınacaktır. Çevrimiçi belirleme ya da vasiyetname veya vekaletname olmaması durumunda ise standart kullanıcı sözleşmeleri geçerli olacaktır.
RUFADAA’da genel kural bu şekilde olmakla birlikte, belirli şartların bulunması halinde mirasçıların mahkemeye başvurarak öncelikle içeriğin kataloglanmasını talep etme, sonrasında ise belirli içeriklerin kendisine verilmesini talep etme hakkı söz konusu olabilecektir. Örneğin, ölen kişinin telefonunda bulunan not defterinde kripto varlık cüzdanının kullanıcı adı ve şifresi var ise, mirasçılar miras hakkına dayanarak bu kullanıcı adı ve şifreyi talep edebilecektir. Ancak, ölen kişinin halef belirlemesi yahut açıkça tüm içeriğe erişilmesine izin vermediği durumlarda hiçbir şekilde tüm içeriğin kendilerine açılmasını talep edemeyeceklerdir. Böylece bir taraftan ölen kişi ve iletişim kurduğu kişilerin özel hayatının gizliliği ile iletişiminin gizliliği sağlanırken, diğer taraftan mirasçıların mal varlığı değerlerine ulaşması arasında bir denge kurulmuş durumdadır.
Kanaatimizce; klasik hukukun temel ilkelerini tamamen göz ardı etmeksizin, dijital dünyanın ortaya çıkardığı yeni kavramlarla ilgili gerekli düzenlemelerin yapılması şarttır. Bu kapsamda küllî halefiyet ilkesini ön plana çıkarıp özel hayatın ve/veya iletişimin gizliliğini görmezden gelmek yahut özel hayatın ve/veya iletişimin gizliliğini ön plana çıkartıp miras hakkını görmezden gelmek mümkün değildir. Bu haklar arasında doğru bir dengenin kurulması şarttır.