İnsani derinlik yolculuğu
İnsan olarak fizik, mantık ve ruh olmak üzere üç temel yapı ve donanıma sahibiz. Fizik yapımız ile çevremizdeki maddi eşya ve varlığı fark ederiz. Mantık yönümüzle onlardaki işleyişi objektif olarak ortaya koyarız. Ruh tarafımızla da tüm bunların arkasındaki gerçekleri sezmeye, hissetmeye ve onlara inanmaya çalışırız.
Günümüz insanının maddi‐fizik yönü ve “ben”lik tarafı giderek şişiyor. Böylece içgüdülerin direksiyonundaki bedenin istekleri ile şahlanan tüketim davranışı, hayatımızın merkezine yerleşiyor. Mantık ve irademiz, belirleyici olmaktan uzaklaşıp bedensel hazlarımıza yenik düşüyor.
İnsan olarak esas varlık nedenimiz olan ruh, duygu‐gönül-kalp tarafımız eridikçe, eriyor. Dolayısıyla her birimiz hayat semalarımızda uçuyoruz ama kanatlarımızı muhabbete açamıyoruz bir türlü.
Peki, çözüm nedir? Çözüm, herhangi bir “canlı” olmanın ötesinde “insan” olmanın gerektirdiği insani derinlik yolumuzu ve yolculuğumuzu yeniden inşa etmektir.
İnsani derinlik, sıradan olmayı aşmaktır. Gönlümüzde diğerlerine de yer açmaktır. İç zenginliğimizi ve donanımlarımızı hayat alanına daha çok yansıtmaktır. Kendimizi aşıp diğerleri için de bir katma değer üretmektir. Ölümden çalınan bir zaman dilimi olan hayatın sahnesinden çıkmadan bir iz bırakabilmektir seyircilere.
İnsani değerlerdeki yıpranmanın üç önemli adresi; aile, aşk ve kişisel gelişim.
İnsani derinliği öncelikle ailede kazanıyor ve çoğunlukla yine burada yitiriyoruz. Dolayısıyla aile ve özellikle aile içi iletişim, insani derinlik yolculuğumuzun kaynağı ve başlangıcıdır. İletişim sürecindeki minik değişikliklerle bizi eksilten kavgalara, ayrılıklara, şiddete bulaşmadan birbirimizi kazanmamız mümkün.
Günümüzün sevgileri, sevdaları, aşkları da karıştı birbirine. Ferhat olmadan Şirinlerimiz, Leyla olmadan Mecnunlarımız olsun istiyoruz. Hâlbuki aşk, başkasının derdiyle dertlenmek, sevinciyle şenlenmektir. Ötekinin gönlüne girerek kendini sıfırlayabilmektir. Gerginlikten değil hoşgörüden beslenen bir hayatı tercih etmektir. “Ben” dağından inerek “biz” denizine karışabilmektir.
Ailede arzu edilen iletişimin kurulması ve kaynağını hizmetkârlık denizinden alan gerçek aşkın yakalanmasında kişisel gelişimin vazgeçilmez bir rolü vardır. Kişisel gelişim hem kendimiz hem de başkaları için hayatı bir öğrenme alanına çevirmektir. Sadece kendimize değil; çevremize, bizi yetiştiren topluma, dünya insanına borcumuzu ödeyecek bir başarı güdüsüne, mücadeleye, üretkenliğe, hoşgörüye odaklanan bir kişisel gelişim anlayışı, toplumsal gelişimin de anahtarı olacaktır. Esasen fizik ve maddi yönümüz ile biraz da mantık ve irade tarafımızı geliştirmeye hapsolmuş kişisel gelişimi, değerler ve ruh düzeyine taşımaktır bu. Bedensel ve maddi çıkarları aşan, insani değerleri ve ruhsal olgunluğu dert edinen bir kişisel gelişim anlayışından söz ediyoruz. Bizi azaltan, yavaşlatan, yalnızlaştıran, birbirimize düşüren kısır çekişmeleri bırakarak insani derinliğe götürecek gerçek bir kişisel gelişime ihtiyacımız var.
Bu hafta sonu 11. Uluslararası İstanbul Arapça Kitap Fuarına katılmaktan ve Arapça yayınlanan kitaplarımızı imzalamaktan büyük keyif aldık.
Türkçe, Almanca, İngilizce, Rusça ve Arapça baskılarından sonra Fransızca baskısına hazırlanan İnsani Derinlik ve Arapça baskısı olan Güzel’e Yolculuk kitabımız, fuarda okurlarıyla buluştu. Yoğun bir katılımın olduğu fuarda bir kez daha gördük ki kitap fuarları, sadece okurları değil aynı zamanda kültürleri ve fikirleri de buluşturuyor. Zira kendimiz olmaya, diğer insanlarla buluşmaya, bir ve bütün olmaya ihtiyacımız var.
Yabancılaştığıımız, kendimizden uzaklaştığımız, kalabalıkta yalnız, gürültüde sessiz kaldığımız dijital çağda; insanı ve insanlığı yeniden kazanma yolculuğunda, inadına “insan olma” ve “insan kalma” arayışında olan buluşmalar, her zaman umut verici olacaktır.
Kitapların farklı diller ve kültürler arasında kurduğu bu anlamlı köprülerin güçlenerek devam etmesini diliyoruz. Fuara olan yoğun ilgi devletimizin kendi içinde, bölgesinde ve dünyada yükselen marka değerinin bir göstergesidir. Fuarın organizasyonunu başarıyla gerçekleştiren Dr. Muhammed Ağırakça’ya ve katkı sağlayan herkese teşekkür ediyoruz.