Estetik bir millî güvenlik meselesidir

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bir ülkenin güvenliğini düşündüğümüzde aklımıza sınırlar, ordular, savunma sanayii ve teknoloji gelir. Oysa bir ülkenin güvenliği yalnızca sınırlarında başlamaz. İnsanın zihninde başlar.

Ve zihni şekillendiren şeylerden biri de içinde yaşadığı çevredir.

Sabah evden çıkıyoruz. Önümüzde birbirine benzeyen binalar, rastgele asılmış tabelalar, göz yoran reklamlar, beton kaplı kaldırımlar, niteliksiz kamusal alanlar… Gün boyunca bunların arasında yaşıyoruz. Çoğu zaman fark etmiyoruz. Ancak gördüğümüz her şey zihnimizde iz bırakıyor.

Çünkü şehir yalnızca içinde yaşadığımız yer değildir; aynı zamanda bize nasıl yaşamamız gerektiğini sessizce öğreten bir öğretmendir.

Çirkin bir şehir zamanla çirkinliği sıradanlaştırır. Kötü yapılmış bina, özensiz tabela, bakımsız meydan, birbirine bağıran reklamlar… Hepsi birlikte insana şunu söyler: “Böyle de olur.”

Asıl tehlike de burada başlar.

Bir toplum vasata razı olmaya başladığında sadece estetik standardını kaybetmez. Beklentisini kaybeder. Daha iyisini isteme iradesi zayıflar.

Roger Scruton, mimarlık ve şehir üzerine düşünürken binaların yaşadığımız yerleri “insanlaştırabileceği” ya da “insansızlaştırabileceği” fikrini özellikle vurguluyordu. Bu yaklaşım, estetiğin yalnızca bir zevk meselesi olmadığını anlamamız açısından önemlidir.

Bir meydanın nasıl tasarlandığı, insanların orada nasıl vakit geçireceğini etkiler.

Bir okulun mimarisi, çocuğun mekânla kurduğu ilişkiyi etkiler.

Bir kentin tabelaları, reklamları, parkları ve sokakları o şehirde yaşayan insanların dikkatini, alışkanlıklarını ve hatta birbirlerine bakışlarını biçimlendirir.

İşte bu nedenle estetik bir lüks değildir.

Immanuel Kant’ın estetik yargıyı insanın “yargılama yetisi” ile ilişkilendirmesi burada anlamlıdır. Onun estetik düşüncesinde güzellik sadece hoşumuza giden bir şey değildir; düşünme ve değerlendirme biçimimizle de yakından ilişkilidir.

O hâlde mesele yalnızca “Şehir güzel görünüyor mu?” sorusu olamaz.

Asıl soru şudur:

NASIL BİR İNSAN YETİŞTİREN BİR ÇEVRE İNŞA EDİYORUZ?

Çocuğun her gün gördüğü okul nasıl? Gençlerin vakit geçirdiği meydanlar nasıl? Bir insanın evinden işine giderken karşılaştığı şehir ona ne söylüyor?

Düzen mi?

Özen mi?

Güzellik mi?

Yoksa sürekli başıboşluk ve “ne olsa olur” duygusu mu?

Bugün estetik meselesini yalnızca mimarların, tasarımcıların veya sanatçıların işi olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Estetik, doğrudan doğruya kamusal kültürün meselesidir.

Bir ülkenin binaları kadar tabelaları da önemlidir. Reklamları kadar kaldırımları da. Meydanlar kadar sokak lambaları da.

Çünkü devletin ve toplumun ortaya koyduğu her şey vatandaşa bir standart gösterir.

Vasatı gösterirsek, insanlardan yüksek standartlar bekleyemeyiz.

Özensizliği normalleştirirsek, özenli toplum kuramayız.

Çirkinliği kader gibi sunarsak, güzeli arama iradesini kaybederiz.

Bu yüzden estetik “güzel olsun” talebinden çok daha büyük bir meseledir.

Bir ülkenin nasıl göründüğü, nasıl düşündüğüyle ilgilidir.

Ve belki de millî güvenlik kavramını biraz daha geniş düşünmenin zamanı gelmiştir.

Sınırlarımızı korumak kadar zihinsel ve kültürel dünyamızı da korumak zorundayız.

Çünkü güçlü bir ülke yalnızca dayanıklı yapılar inşa etmez.

İnsanına daha iyisini istemeyi öğreten bir çevre de inşa eder.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...