Kırılan bardak, kaçan maç ve kazanan dostluk
Trabzonspor’un deplasmanda Amed Sportif’e 2-1 mağlup olması, skor tabelasına bakıldığında beklenmedik bir sonuç gibi görünebilir. Ancak maçın tamamına baktığımızda, Trabzonspor’un sahadan puansız ayrılmasının temel nedenlerini daha farklı yerlerde aramak gerekiyor.
Öncelikle şunu teslim edelim: Trabzonspor topa daha fazla sahip olan taraftı. Nitekim henüz 10. dakikada Salah’ın attığı şık golle 1-0 öne geçti. Fakat golden sonra oyunun kontrolünü rakibine bırakan Trabzonspor, Amed’in baskılı atakları karşısında zor anlar yaşadı. Kaleci Onana ise yaptığı kritik kurtarışlarla takımını uzun süre ayakta tuttu.
İlk yarının son dakikasında ise talihsizlik yaşandı. Amed’in atağında top Melih’in eline çarptı ve hakem penaltı noktasını gösterdi. Onana penaltıyı kurtararak yine kahramanlığını gösterdi ancak dönen topun tamamlanmasına engel olamadı. İlk yarı 1-1 sona erdi.
İkinci yarıda da karşılıklı ataklar vardı. Bu kez Amed kalecisi sahneye çıktı ve Trabzonspor’un öne geçmesine izin vermedi. Son dakikada gelen Amed golü ise Trabzonspor açısından adeta yıkım oldu. Böylece bordo-mavililer, ilk yarının ve ikinci yarının son bölümlerinde yediği gollerle sahadan 2-1 mağlup ayrıldı.
Trabzonspor açısından daha düşündürücü olan ise başka bir istatistik: Takımın oynadığı üç maçta attığı üç golün tamamı Salah’tan geldi. Onuachu başta olmak üzere diğer forvetler ve orta saha oyuncuları henüz skora yeterince katkı sağlayamadı. Bir takımın bütün gol yükünü tek bir futbolcunun sırtına bırakması, sezon ilerledikçe ciddi bir probleme dönüşebilir.
Fakat bu mağlubiyeti sadece saha içindeki futbol üzerinden değerlendirmek de doğru olmaz.
Ferençvaroş karşısında alınan 4-0’lık ağır yenilginin ardından Fatih Tekke’nin istifa etmesi, yönetimin ise bu istifayı kabul etmemesi önemli bir kırılma noktasıydı. Burada aklıma “kırılan bardak teorisi” geliyor. Kırılan bardağı yapıştırabilirsiniz; yeniden kullanabilirsiniz. Ama ne kadar iyi yapıştırırsanız yapıştırın, kırıldığı yerin izi mutlaka kalır.
Tekke’nin istifa konusunda bu kadar aceleci davranması, bana göre bir teknik direktörün sahip olması gereken kriz yönetimi ve stres kontrolü açısından doğru bir görüntü vermedi. Bu durumun futbolcuların zihninde, “Hocamız baskı altında doğru kararlar veremiyor” şeklinde olumsuz bir iz bırakmış olması ihtimal dahilinde. Yönetim istifayı kabul etmeyerek sorunu çözmüş olabilir ama psikolojik kırılmayı tamamen ortadan kaldırmak o kadar kolay değil.
Bütün bunların yanında, Diyarbakır’da futbol adına sevindirici bir tablo da vardı. Stadın Diyarbakırlı ve Trabzonsporlu taraftarlarla tamamen dolması, iki güçlü futbol kültürünün aynı tribünlerde buluşması gerçekten önemliydi. Trabzon ve Diyarbakır gibi milliyetçi duyguları güçlü iki şehrin takımlarının ilk karşılaşmasının herhangi bir olay yaşanmadan tamamlanması ayrıca takdire değer.
Bu noktada eski Trabzon Belediye Başkanı, şimdiki Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu’nu da kutlamak gerekiyor.
Sonuçta Trabzonspor üç puanı kaybetti. Ancak futbolun sadece kazanmaktan ibaret olmadığını hatırlatan bir gece de yaşandı. Sahada bir kazanan vardı; tribünlerde ise kazanılması gereken çok daha büyük bir şey: Dostluk.