Herkes okuyor ama

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Sohbet kelimesi, Arapça “shb” kökünden gelen “suhba” sözcüğünden türemiş olup “dostluk etme, arkadaşlık” anlamındadır. Bilindiği gibi kültürel kodlarımızda sohbetin çok önemli bir yeri vardır. Eskiden çocuklar, gençler, yetişkinler, yaşlılar sık sık bir araya gelir ve sohbet ederlerdi. Bu sohbetin içinde bilgi alışverişi kadar duygu alışverişi de vardı. İnsanlar dertlerini, sıkıntılarını dost ve arkadaşlarıyla paylaşırlardı. Onlardan ten mesafesinde rehberlik alırlardı. Paylaşılan dertler azalır, paylaşılan sevgiler çoğalırdı. Çeşit çeşit renkli ekranların sağladığı ileti alışverişi, insan odaklı duygu geçişini, ruhumuzun dinginliğini ne kadar sağlayabilir?

Ruh ve gönül odaklı duygu alışverişi yerini salt mantık odaklı ileti alışverişine bırakıyor. Oysaki asıl ihtiyacımız olan insandan insana doğrudan iletişimdir.

Yurt dışı gezilerimizde hep dikkatimizi çekmiştir. Özellikle gelişmiş ülkelerde insanlar hemen her ortamda okuyorlar. Bunu da onların gelişmişliğinin bir belirtisi olarak görüyor, etkileniyor ve anlatıyoruz. Tabii ki okuma düzeyinin artması gerekli ve önemlidir. Ancak kalabalık ortamlardaki bu yoğun okuma eyleminin arkasında, kimi zaman yan yana duran insanların birbirleriyle iletişim kurmakta zorlanmaları, çevrelerine karşı mesafeli durmaları ve kendilerine bir koruma alanı oluşturma çabalarının da etkisi olabileceği unutulmamalıdır.

Hiç unutmuyorum, Moskova’da bindiğimiz bir metroda çoğu kişi kitap okuyordu. Biz de insan manzaraları olarak onları gözlüyorduk. Yanı başımızdaki bayanın elindeki kitap, gayriihtiyari dikkatimizi çekti. Sanırım iletişim konulu olan bu İngilizce kitapta, bayanın okuduğu sayfadaki kocaman başlık, “Doğrudan İletişim Kurma Sanatı”nı anlatıyordu. Yoğun kalabalığın içinde başını kaldırsa, etrafına baksa ihtiyacı olan doğrudan iletişimi kurabilecekti. Ancak kendini adeta kapatmış, kalabalığın içinde kaybolmuş, kendi dünyasına gömülmüş gibiydi. Acaba o da insan insana iletişimin eksikliğini mi hissediyordu?

Günümüz insanının yoğun bir insani paylaşıma ihtiyacı olduğu ve bunu mümkün olduğunca doğrudan yapmanın çok daha etkili olacağı unutulmamalıdır. Özellikle yönetim ve liderlik konumundaki idareciler için bu konu daha da önem kazanır. Zira evde, iş ortamında, toplumda liderlik yapanların her geçen gün daha çok karar vermekle karşı karşıya olduklarını biliyoruz. Bununla birlikte giderek yalnız kaldıkları da bir gerçektir. Özellikle liderlerin etrafında gerçekleri olduğu gibi aktaranların zamanla azalması, lideri derin yanlışlara götürebiliyor. Dolayısıyla her liderin, doğruları eğmeden, bükmeden kendisine söyleyecek dostlara, danışmanlara ihtiyacı vardır.

Osmanlı döneminde bazı padişahların sohbet etmek için maaşlı musahipler tuttukları bilinmektedir. Bu kişilerin akılları, yorumları, muhakeme ve öngörüleri kadar hitabetleri ve nüktedanlıkları ile öne çıkmaları arzu edilirdi. Örneğin, bilgisi ve nükteli konuşmalarıyla padişah IV. Murat’ın gözüne giren Evliya Çelebi, bir dönem sarayda bulunmuş ve padişahın musahipleri arasında yer almıştır. Kimi zaman bu kişiler, liderin ilişkilerini, davranışlarını ve önemli kararlarını değerlendirmiş, üst düzey devlet adamlarının göremediği konuların gündeme gelmesini sağlamışlardır. Diğer yandan bazı padişahların kıyafet değiştirerek kendi icraatlarını halktan kişilerle de konuştukları biliniyor.

Sohbet, insandan insana bir veri, bilgi ama en önemlisi bir duygu alışverişidir. Tek taraflı değildir. Karşılıklı bir etkileşimdir. Bugünün insanının yitirdiği de işte bu karşılıklı etkileşimdir. Nitekim sohbet önemli bir eğitim ve öğrenme ortamı, bir irfan, bir marifet kaynağıdır. Kişisel gelişimin en önemli anahtarlarından biridir. Bunun içindir ki peygamberler, öğretilerini ve deneyimlerini en yakınlarındaki kişilerle sohbet ederek yaymışlardır. Hz. Muhammed’in ashabı ile paylaştıklarının önemi biliniyor. Ashap kelimesinin de yine “shb” kökünden geldiği bilinmektedir. Diğer yandan Antik Yunan filozofu Sokrates de çevresiyle karşılıklı konuşmayı önemsemiş, soru sorma ve sorgulamaya dayalı düşünme geleneğinin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Burada yapılan da bir çeşit karşılıklı sohbettir.

Sonuç olarak bedenlerin, mantıkların konuşması, iletişim kurması, anlaşması gerekli ve önemlidir. Ama insan olarak asıl ihtiyacımız olan duyguların, gönüllerin, ruhların konuşması ve birlikteliğidir. Bu birliktelik sağlanamadığında, yani insan insana duygu geçişi eksik kaldığında ruhsal bir erime ile karşı karşıya kalabileceğimiz açıktır. Giderek renklenen, çeşitlenen elektronik ortamlar ve sosyal medya bu ruhsal eksikliği karşılamakta tek başına yeterli olamaz. Özellikle gelişmiş toplumların önemli sorunları arasında bulunan insani yalnızlık, yabancılaşma ve ruhsal aşınma karşısında sosyal medyanın bir araç olmanın ötesine geçirilmemesi önemlidir. Güzel’e yolculuk sürecinde insan insana etkileşimin ve sohbetin önemli rolü olduğu unutulmamalıdır.

Toplum olarak duygu kökenli olmamız, kültürel kodlarımızda yer alan sözlü anlatım ve sohbet geleneği bu konudaki en önemli yardımcımız olacaktır. Aksi hâlde insanlardan insanlara doğrudan akan sözlerden ve bu sözlerin arkasındaki gerçek mesajlardan uzaklaşır, malumatların gölgesinde hakiki bilgiden yoksun kalır, sonunda bir söz hurdalığının kurbanı oluruz.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...