Klinik vak’a

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Son 20 senedir Fenerbahçe’nin ve taraftarlarının başına gelenleri anlamak ve anlamlandırmak için tıp ilmine ve multi-disipliner bir yaklaşıma ihtiyaç bulunduğu âşikardır. Kongre üyelerinin profilinden ve seçilen başkan/yönetim kurullarının yetkinliğinden başlamak üzere, transfer edilen hoca ve futbolculara kadar hep aynı yanlışları yapıp doğru bir sonuç alma beklentisinde olmak sağlıklı bir ruh hali ile açıklanacak bir durum değil. Bu durumun ayakta ilaç tedavisi ile geçmesi mümkün olmadığına göre de klinikte yatarak tedavisinden başka yapacak bir şey kalmıyor. İşte klinik vak’a derken bunu kast ediyoruz.

Belki de tıp literatürüne geçecek nev’i şahsına münhasır bir “olgu” ile bile karşılaşmış olabiliriz. Dünya üzerinde daha önce görülmemiş, adlandırılmamış ve tedavi edilmemiş bir vak’a elimizdeki. Hem psikiyatrinin, hem toplum bilimin, hem de ekonomi/matematiğin ilgi alanlarına giriyor.

Futbol takımının ve yönetiminin ayrı, taraftarın ayrı incelenmesi gerekiyor. Çünkü biri sebep diğeri sonuç. Her ikisinin de aynı hastalığın farklı semptomlarına sahip olduğu görülebiliyor. Futbolu yönetenler her nasılsa basketbola karışmadıklarında basketbol takımı çok istikrarlı ve kendi kulvarında oldukça başarılı olarak yıllardır sürdürülebilir olumlu bir grafik çizebiliyor. Bayan voleybol takımı da hemen hemen benzeri bir durumda. Dönem dönem tercih edilen hocadan kaynaklı iniş-çıkışlar olsa bile onlar da istikrarlı bir başarı durumu sergiliyorlar. Hem de oldukça güçlü devlet destekli banka takımlarına ve oturmuş müessese takımlarına karşı. Ama bu futbolda olmuyor ne hikmetse!

Son yirmi senede taa Ali Şen başkandan beri gerek Aziz Yıldırım, gerek Ali Koç ve gerekse Sadettin Saran başkanların ortak profilleri hep işinde-gücünde başarılı, çekirdekten Fenerbahçeli ve “zengin” profiller olması. Hiçbirinin Fenerbahçe ile kendine güç devşirmesine ihtiyacı yok. Hepsi zaten kendinden güçlü. İşte bu gibi başarılı iş adamları ne oluyorsa iş Fenerbahçe’yi yönetmeye gelince çuvallıyorlar.

Bu başkanların bir özelliği de hepsinin “tekebbür” derecesinde gururlu ve kibirli olmaları, söz ve eylemleriyle de kolay kolay kimseyi beğenmediklerini göstermekten geri durmamaları diyebiliriz. Onlar her şeyi biliyorlar, her konudan anlıyorlar, “betondan da anlarım, futboldan da” demekten geri durmuyor ve kolayca yanlış yönlendirilecek gurur-kibir zaafı ile de harcanan milyon-milyon dolarlara rağmen de başarı sağlayamamış olma ortak paydasında buluşuyorlar.

Taraftar ise bambaşka bir havada. Gerçek dünyadan kopuk, taraftarlıktan “seyirciliğe” tenzil-i rütbe etmiş, sadece başarıya odaklı, hayal dünyasında yaşayan ve geçmişin başarıları ile avunan, halâ 6-0 devrinde kalmış, realiteden uzaklaşmış ve endüstriyel futbolda kendisini “müşteri” olarak konumlamış, sanal medyanın etkisinde, kolayca manuple edilebilen, genellikle stada sarhoş gelen bir “güruh”a dönüşmüş. Fenerium’dan alış-veriş ederek, kombine alarak, kulübün kredi kartını kullanarak da kendisini kulübün sahibi sanma sanrısına düçâr olmuş bir psikolojide bugün çoğu Fenerbahçe taraftarı. Beklenti ile gerçekler çarpıştığında ise ruhi ve psikolojik yıkımı büyük oluyor maalesef.

Maltepe Projesi bile enine boyuna, sağlıklı olarak tartışılamıyor. İş geldi maç günleri Kadıköy’de ara sokaklarda ne güzel kafa çekecek mekânlar vardı, Maltepe’de biz nerede kafa çekeceğiz? noktasına kilitlendi. Kadıköy’ün seçkinci, elitist ve jakoben kafa yapısı ve siyasi düşünce tekdüzeliği kulübün geleceği söz konusu olunca bile konuya halâ geniş bir perspektiften bakmaktan aciz durumda.

Neyse Yusuf Fahir Baba Hz. hatırı için “Allah Fenerbahçelilere acısın da bu dertlerden kurtarsın” diye dua edelim yazıyı bağlarken.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...