İstanbul’u yaşamak

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Dünya üzerinde, içinden deniz geçen ve iki kıtayı birbirine bağlayan kaç şehir vardır? Napolyon Bonaparte’ın "Dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu" sözü, bu kentin sadece coğrafi konumuna değil, ruhuna da edilmiş büyük bir kelamdır.

İstanbul’da yaşamak; kimilerine göre bir zorunluluk, kimilerine göre bir konfor, kimilerine göre sadece bir adres beyanı olabilir.

Ama İstanbul’u yaşamak öyle değildir. Bu şehrin ruhuyla her gün yeniden hemhâl olmak, yılların getirdiği farklı melodilerini dinlemek, tarihin koridorlarında iz sürmek, coğrafyasında ufku genişletmek, geleceğinde vizyon güncellemek ile ilgilidir.

İstanbul’da yaşamak; sabah işe yetişmek için metrobüs kuyruklarında beklemek, trafiğin gürültüsüne kapılmak ve başını kaldırmadan o gri binaların arasından geçip gitmektir.

İstanbul’u yaşamak ise; o trafiğin tam ortasındayken bile pencereden sızan güzellikleri yakalamaya çalışmaktır. Boğaz’dan geçen vapurun düdük sesinde huzur bulmaktır.

Biri bu kadim şehre sadece "katlanmak", diğeri ise onun sunduğu binbir çeşit güzelliği "tadında yaşamaktır". İstanbul’da yaşamak zordur ama İstanbul’u yaşamak bir tercih meselesidir. İstanbul’u yaşamak eğitimdir, kişisel gelişimdir, tefekkürdür, huzurdur, vizyondur.

TARİHTE ZAMAN YOLCULUĞU

İstanbul’u yaşamak, Tarihi Yarımada’ya ayak bastığınız an binlerce yıllık bir zaman tüneline girmektir. Sultanahmet Meydanı’na çıktığınızda, bir yanınızda Doğu Roma’nın zirvesi ve mimarlık tarihinin başyapıtı Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, diğer yanınızda Osmanlı zarafetinin mavi çinilerle yükselen simgesi Sultanahmet Camii sizi karşılar. Bu meydanda durup rüzgarı hissetmek, tarihin karşılıklı konuşmalarına kulak misafiri olmaktır.

Birkaç adım ötede, Osmanlı padişahlarının yüzyıllarca dünyayı yönettiği Topkapı Sarayı’nın avlularında yürürken hüzün ve ihtişamı aynı anda hissedersiniz. Yerebatan Sarnıcı ise şehrin başka bir zenginliğini sunar size.

İstanbul’u yaşamak; Galata Kulesi’ne çıkıp Hezarfen’i kanat çırparken görmek, Kız Kulesi’ne bakıp yüzyıllık efsaneleri dinlemektir. İsteyen herkes bu şehrin her semtinde ayrı ayrı tarihte zaman yolculuğuna çıkabilir.

 

RUHUN DİNLENDİĞİ YERLER

İstanbul’u yaşamak, her şeyden önce İstanbul Boğazı’nı yaşamaktır. Eminönü’nden kalkan bir vapurun arkasına takılan martılara simit atmak, Asya ile Avrupa’nın birbirine selam duruşunu izlemek bu şehrin en güzel fotoğraflarındandır.

Pierre Loti Tepesi’ne çıkıp Haliç’in o eşsiz altın boynuz siluetine karşı çay yudumlamak, Çamlıca Tepesi’nden şehrin farklı bir güzelliğine şahit olmak, Adalar’da bisiklet sürerken çam kokularını içine çekmek coğrafyanın tarihle nasıl kucaklaştığının ispatıdır. İstanbul’da yaşayan biri için deniz sadece bir ulaşım yolu olarak görülürken, İstanbul’u yaşayan biri için deniz, ruhun nefes alma duraklarından, dinlendiği yerlerden biri olarak değerlendirilir.

 

GASTRONOMİNİN BAŞKENTİ

İstanbul’u yaşamak, sadece gözle değil, tüm duyularla ve elbette tat alma duyusuyla mümkündür. Bu şehir, farklı medeniyetlerin mutfaklarının harmanlandığı devasa bir gastronomi başkentidir.

İstanbul’u yaşamak; Sultanahmet’te yüzyıllık bir dükkanda köfte yemek, Mısır Çarşısı’nın buram buram kokan baharatları arasında kaybolmak, taze çekilmiş bir Türk kahvesi içmektir.

 

Eminönü’nde vapurdan iner inmez sallanan teknelerden balık-ekmek almak, Ortaköy’de Boğaz’a karşı bir kumpir yemek, baklavasından tatmak, Kanlıca’da üzerine pudra şekeri dökülmüş o meşhur Kanlıca yoğurdunu kaşıklamaktır.

 

Yani; İstanbul’da mı yaşıyorsunuz, İstanbul’u mu yaşıyorsunuz?

İstanbul’da yaşamak sizin için zorunluluk mu bilmem ama İstanbul’u yaşamak tercihiniz olmalı diye düşünüyorum.

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u sizin için fethetti, Mimar Sinan Süleymaniye’yi sizin için inşa etti, Recep Tayyip Erdoğan Ayasofya’yı sizin için tekrar ibadete açtı…

Boğaz turları sizin için, Çamlıca Kulesi sizi bekliyor… Her seferinde bir seyyah gibi şehre bakmak; büyük fotoğrafı görmek, şehre bakışımızı ve şehirden kendimize bakışımızı güncellemeye vesile olacaktır. İstanbul çok güzel ve çok cömert bir ev sahibi…

İstanbul, gelecek nesiller için bugün yaşayanlara emanet edildiğini, müjdelenmiş bir şehir olduğunu, yaşanmasının ve yaşatılmasının elzem olduğunu bilmemizi ve unutmamamızı ister.

İstanbul’u yaşamak, tarihini korumak, coğrafyasına sahip çıkmaktır. İstanbul’u yaşamak, her mahallesine göz kırpmak her hikayesine ilgi duymaktır.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...