Suriye dosyası: ABD’nin hegemonik maliyet hesabı ve bölgesel ortak arayışı - I

YAYINLAMA:

Son haftada Suriye sahasında askeri ve siyasi gelişmeler baş döndürücü hızda gerçekleşti. Suriye Merkezi Hükümeti’nin PYD’nin omurgasını oluşturduğu SDG’ye sunduğu ve onları Suriye Merkezi Yönetimi’ne entegre etmeyi amaçlayan önerilerin SDG tarafından reddedilmesi üzerine Suriye güvenlik güçleri kısa zamanda SDG’yi bitirme noktasına geldi. Bu olay sadece Suriye bağlamında değil, daha geniş bir küresel hegemonya rejimi inşası süreci çerçevesinde okunmalıdır. 

GİRİŞ: PROBLEM TANIMI VE ANA TEZ

Suriye iç savaşı on yılı aşan seyrinde yalnızca bir “iç çatışma” olmanın ötesine geçerek, bölgesel ve küresel aktörlerin maliyet, meşruiyet ve güvenlik hesaplarının kesiştiği çok katmanlı bir düzen krizine dönüşmüştür. Bu kriz, zaman içinde farklı aktörler için farklı işlevler üstlenmiştir: bazıları için sınır güvenliği ve iç istikrar, bazıları için terörle mücadele ve askeri varlık, bazıları için ise enerji-jeoekonomi ve bölgesel nüfuz alanı üretimi. 2026 Ocak ayının ikinci yarısında sahada gözlenen hareketlilik—Şam merkezli güçlerin kuzeydoğuya dönük baskısının artması, SDG’nin (Suriye Demokratik Güçleri) konumunun yeniden tartışmaya açılması ve Washington’un angajmanını daha “düşük maliyetli” bir düzleme çekme işaretleri—bu çok katmanlı krizin yeni bir evreye girdiğine işaret etmektedir.

Bu amaca matuf olarak iki yazılık bir dizi hazırladım. Bu iki yazının amacı, son haftalardaki gelişmeleri salt güncel olaylar dizisi olarak değil, daha geniş bir stratejik çerçevenin içinden okuyarak açıklamaktır. Özellikle üç olgu aynı anda analiz edilmelidir:

SDG etrafında, sahadaki askeri kazanımların siyasal statüye dönüşeceğine ilişkin üretilen beklentilerin gerçekleşme olasılığının düşmesi ve bunun doğurduğu hayal kırıklığı;

ABD’nin Suriye’de “kalma” gerekçelerinin, hem iç siyaset hem de uluslararası rekabet bağlamında giderek daha fazla sorgulanması;

Washington’un Suriye dosyasını “çekilerek düzen bırakma” yönünde yeniden tasarlama eğilimi ve bunun zorunlu olarak bir “bölgesel ortak” arayışını gündeme getirmesi.

Bu bağlamda yazının ana tezi şudur: Suriye sahasında SDG etrafında üretilen ve gerçekleşme olasılığı düşük beklentiler, sahadaki askeri kazanımların siyasal statüye çevrilememesiyle bir hayal kırıklığına dönüşürken; ABD, enerji-jeoekonomi (Doğu Akdeniz gazı ve bağlantılı hat siyaseti), bölgesel güvenlik ve iç siyaset maliyetlerini yeniden tartarak “vekâlet ortaklığı” modelinden “bölgesel ortak + devlet-ölçekli mimari” modeline yönelmektedir. Bu dönüşüm, yalnızca Washington’un Suriye politikasında dar bir taktik ayar değil; daha geniş ölçekte, ABD’nin yeni hegemonya inşası çerçevesinde “maliyet azaltma–meşruiyet yönetimi–ölçeklenebilir düzen” hedefleriyle uyumlu bir yeniden konumlanma olarak okunmalıdır.

Bu çerçeve, girişte netleştirilmesi gereken üç analitik soruyu zorunlu kılar. Birincisi, SDG’nin hayal kırıklığını üreten mekanizma nedir? Burada mesele yalnızca dış desteğin azalması değil; sahadaki ortaklığın, uluslararası tanınma ve kalıcı siyasal statü gibi hedeflere dönüşeceği varsayımının giderek zayıflamasıdır. İkincisi, ABD’nin Suriye’de “kalma” gerekçeleri neden aşınmaktadır? Bu aşınma, bir yandan operasyonel maliyetlerin süreklileşmesi, diğer yandan meşruiyet ve ittifak içi sürtüşmelerin artması, ayrıca büyük güç rekabeti bağlamında stratejik önceliklerin yeniden dağıtılmasıyla ilişkilidir. Üçüncüsü ise, ABD’nin Suriye’den “çekilerek düzen bırakma” hedefi neden bir bölgesel ortak ihtiyacını artırmaktadır? Zira vekâlet ilişkileri sahada taktik kapasite üretebilse de, düzenin sürdürülebilirliği bakımından kurumsal kapasite, diplomatik muhataplık ve ölçeklenebilir güvenlik mimarisi gerektirir; bu da devlet-ölçekli bir taşıyıcıya duyulan ihtiyacı büyütür.

İzleyen bölümlerde, önce hegemonya, vekâlet ortaklığı ve “maliyet–meşruiyet” üçgeninde kavramsal çerçeve açıklanacak ve ardından SDG içindeki hayal kırıklığının beklenti üretimi ve statü dönüşümü bağlamındaki mekanizması tartışılacaktır. Bir sonraki yazıda ise ABD’nin Suriye dosyasını enerji-jeoekonomi, iç siyaset ve bölgesel güvenlik maliyetleri üzerinden yeniden tasarlaması, “bölgesel ortak” arayışının rasyoneliyle birlikte analiz edilecektir.

1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE: HEGEMONYA, VEKÂLET ORTAKLIĞI VE “MALİYET–MEŞRUİYET” DENGESİ

Suriye dosyasını anlamlandırmak için, öncelikle kullanılan siyasal kavramları operasyonel hale getirmek gerekir. Bu yazı dizisi üç kavramsal eksen üzerine kuruludur: (i) hegemonya ve düzen kurma kapasitesi, (ii) vekâlet ortaklığı (proxy partnership) mantığı ve sınırları, (iii) maliyet–meşruiyet dengesinin dış politika davranışlarını belirleyen etkisi. Bu eksenler, sahada görülen dönüşümlerin yalnızca “güncel gelişme” değil, daha geniş bir yeniden konumlanma sürecinin parçası olduğunu göstermeye imkân verir.

Hegemonya, klasik anlamda yalnız askerî üstünlükle açıklanamaz. Hegemonya, düzen kurma ve bu düzeni sürdürme kapasitesidir; yani koalisyon inşası, kurumlar, normatif çerçeve, ekonomik bağlantılar ve güvenlik mimarisi gibi unsurların bileşiminden doğar. Bu nedenle hegemon, gücünü yalnızca “kullanarak” değil, daha önemlisi “dağıtarak” ve “paylaştırarak” kalıcılaştırır. Bu bakımdan “ABD’nin yeni hegemonya inşası” ifadesi, doğrudan genişleme ya da askerî yayılma anlamına gelmez; tersine, belirli bölgelerde angajmanın maliyetini azaltırken, düzen kurma kapasitesini yük devri ve kurumsal ölçek büyütme yoluyla sürdürme arayışını ifade eder.

Bu arayışın sahadaki tipik araçlarından biri vekâlet ortaklığıdır. Vekâlet ortaklığı, doğrudan askerî işgal ya da yüksek görünürlüklü angajman yerine, yerel aktörlere operasyonel kapasite devrederek belirli hedeflerin gerçekleştirilmesini amaçlar. Suriye bağlamında bu hedef, uzun süre IŞİD’in konvansiyonel kapasitesinin kırılması ve belirli bölgelerde güvenliğin sürdürülmesi şeklinde tanımlanmıştır. Ancak vekâlet ortaklığının yapısal bir sınırı vardır: Taktik hedefler için etkin olabilen bu model, stratejik düzeyde “düzen” üretmekte zorlanır. Çünkü düzen; yalnızca silahlı kapasite değil, hukukî-kurumsal meşruiyet, sivil yönetişim, dış diplomasi ve geniş toplumsal kabul gerektirir. Dolayısıyla vekâlet ortaklığı, savaşın belirli aşamalarında rasyonel bir araç iken; çatışma sonrası ya da “post-conflict” denilen aşamada, çatışmayı dondursa bile sürdürülebilir bir siyasal mimari üretmekte kırılganlaşır.

Buradan maliyet–meşruiyet dengesine geliyoruz. Dış politikada maliyet, yalnız bütçe kalemleriyle ölçülmez; askerî risk, diplomatik sürtüşme, ittifak içi çatışma, iç siyaset baskısı ve uzun dönemli taahhütlerin yönetimi de maliyetin parçasıdır. Meşruiyet ise iki düzeyde işlev görür: birincisi, uluslararası hukuk ve diplomatik kabul düzeyi; ikincisi, bölgesel aktörlerin ve yerel toplulukların kabul eşiği. Vekâlet ortaklığı üzerinden kurulan düzen, kimi zaman düşük askerî maliyet üretebilir; fakat meşruiyet maliyeti yükseldiğinde—örneğin ittifak içi gerilimler, bölgesel aktörlerle çatışma riski veya yerel topluluklar nezdinde temsil sorunları ortaya çıktığında—modelin toplam maliyeti artar. Bu nedenle hegemonik yeniden konumlanma, çoğu zaman “daha az askerî varlık” ile “daha yüksek kurumsal ve diplomatik ölçek” arasında bir denge arayışıdır.

Son olarak bu çerçeveyi, yazının ana omurgasını oluşturacak üçlü bir formülle özetlemek mümkündür: Maliyet–Meşruiyet–Ölçek. ABD’nin Suriye politikasındaki dönüşüm, (i) maliyeti azaltma, (ii) meşruiyeti yönetme, (iii) düzeni bir yerel ortaklık düzeyinden bölgesel ve devlet-ölçekli bir mimariye taşıma hedefleriyle birlikte okunmalıdır. İzleyen bölümde SDG içindeki hayal kırıklığını üreten mekanizma tam da bu üçlü gerilim hattında ele alınacaktır.

2. SDG İÇİNDEKİ HAYAL KIRIKLIĞI: BEKLENTİ ÜRETİMİ VE GERÇEKLİK DUVARI

SDG içinde giderek görünür hale gelen hayal kırıklığı, çoğu kez basitçe “ABD desteğinin azalması” şeklinde okunmaktadır. Oysa olgu, yalnız dış desteğin miktarında bir azalma değil; daha temelde, sahadaki askeri ortaklığın siyasal statüye dönüşeceği varsayımının zayıflamasıyla ilgilidir. Bu nedenle hayal kırıklığını anlamak için, önce beklentinin nasıl üretildiğini, ardından bu beklentinin hangi “gerçeklik duvarına” çarptığını ve son olarak bu çarpışmanın nasıl bir siyasal dil ürettiğini tartışmak gerekir.

2.1. Beklenti Üretimi: “Taktik Ortaklıktan Stratejik Statüye”

Beklenti üretimi üç kanaldan beslenmiştir. Birincisi, IŞİD’le mücadele sürecinde kurulan operasyonel ortaklığın, zamanla “kalıcı koruma şemsiyesine” dönüşeceği inancıdır. Askerî başarılar, belirli bölgelerde fiilî yönetişim pratikleriyle birleştiğinde, bu pratiklerin bir tür uluslararası garantiye kavuşacağı varsayımı güçlenmiştir. İkincisi, sahadaki kazanımların “tanınmaya” dönüşeceği beklentisidir: fiilî yönetim alanının genişlemesi, bazı aktörlerce “de facto” bir statünün “de facto” tanınacağı şeklinde yorumlanmıştır. Üçüncüsü ise, bölgesel denklemin SDG lehine kalıcılaşacağı varsayımıdır; yani Suriye’nin merkezî yapısının zayıflığının kalıcı olacağı, dolayısıyla SDG’nin özerk yönetişim alanının zamanla kurumsallaşacağı düşünülmüştür.

Bu üç kanalın ortak özelliği şudur: Beklentiler, sahadaki başarıyı otomatik biçimde siyasal statüye çevirecek bir uluslararası irade varsayımına yaslanır. Oysa uluslararası siyaset, özellikle devlet dışı aktörlerle kurulan ortaklıklarda, bu tür “otomatik dönüşümler” üretmeye yapısal olarak isteksizdir.

2.2. Gerçeklik Duvarı: ABD/Avrupa İlişkisinin Sınırı Ve “Devletleşme” Eşiği

Beklentilerin çarptığı gerçeklik duvarı da üç başlık altında toplanabilir. Birincisi, ABD ve Avrupa’nın SDG ile ilişkisinin esas olarak IŞİD’le mücadele hedefiyle sınırlı kalmasıdır. Operasyonel işbirliği, stratejik statü garantisi değildir. İkincisi, devlet dışı bir silahlı aktörle kurulan ilişkinin meşruiyet maliyetidir. Bu maliyet, bölgesel aktörlerle ilişkilerde sürtüşme üretir; ayrıca Suriye’nin bütünlüğü ve egemenliği tartışmalarında SDG’nin statüsünü kırılgan hale getirir. Üçüncüsü, “devletleşme eşiğidir”: sahada yönetişim pratikleri üretmek, uluslararası düzeyde bir devlet benzeri muhataplık üretmeye yetmez. Hukukî statü, dış temsil, ulusal bütünlüğe eklemlenme ve kapsayıcı meşruiyet gibi kriterler karşılanmadığında, fiilî alan yönetimi siyasal güvenceye dönüşemez.

Bu gerçeklik duvarı, yalnız SDG’nin dış ilişkilerini değil, iç siyasal-örgütsel yapısını da görünür kılar: Taktik askeri kapasite ile stratejik siyasal kurumsallaşma arasındaki boşluk büyüdükçe, dış destek azalmasa bile “yarın” duygusu zayıflar; bu da hayal kırıklığını derinleştirir.

2.3. Hayal Kırıklığının Siyasal Dili: Dış Aktörü Suçlama Ve İç Muhasebenin Ertelenmesi

Hayal kırıklığı, çoğu zaman belirli bir siyasal dil üretir. Birincisi, “araçsallaştırıldık” anlatısıdır: Bu anlatı, kısmen uluslararası siyasetin çıkar mantığıyla uyumludur; fakat aynı zamanda hareketin kendi stratejik muhasebesini de erteleyebilir. İkincisi, sorumluluğun dış aktöre yüklenmesidir: “Bizi sattılar” söylemi, iç tartışmaların maliyetini düşürür; ancak kurumsallaşma, kapsayıcılık ve uzun vadeli sürdürülebilirlik gibi kritik sorunların üzerini örtebilir. Üçüncüsü ise, geleceğe dönük manevra alanının daralmasıdır: Beklentiler çöktüğünde, kısa vadeli savunma refleksleri güçlenir; bu da daha geniş uzlaşma ve entegrasyon seçeneklerini zayıflatabilir.

Bu noktada hayal kırıklığının temel nedeni yeniden görülebilir: mesele, yalnız dış destek azalması değil; taktik ortaklığın stratejik statüye dönüşeceği varsayımının sürdürülemez hale gelmesidir. Başka bir ifadeyle, SDG içindeki hayal kırıklığı, uluslararası siyasette sık rastlanan bir durumun yerel bir tezahürüdür: Vekâlet ortaklıkları belirli hedefleri gerçekleştirebilir; ancak hegemonik düzen, nihayetinde devlet-ölçekli mimari ve meşruiyet üretimi gerektirir. ABD’nin Suriye dosyasındaki yeniden konumlanma eğilimi, bu yapısal gerilimi daha görünür hale getirmekte ve beklenti–gerçeklik açığını genişletmektedir.

SONUÇ YERİNE

Buraya kadar gayet akademik ve tarafsız bir dil kullandım. Bu demek değildir ki benim belli bir siyasi görüşüm yok. Ancak olaylar çok hararetli bir şekilde kamuoyunda tartışıldığı ve akıl yerine duygular öne geçtiği için bu tarzı daha uygun görüyorum. Ancak yine de SDG için söylenebilecek şeyi bizim bir atasözümüz çok güzel anlatır: “Su testisi suyolunda kırılır!”

Bir sonraki yazıda ABD’nin yeni hegemonya inşası sürecinde bölgesel ortak arayışını ele alacağım.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...