Juventus’un pembesinden bize ne, sen ‘okey’e dönmeyi bırak ‘Hoca’

YAYINLAMA:

Geçtiğimiz çarşamba akşamı UEFA Şampiyonlar Ligi’nin son 16’ya kalma turunda Galatasaray’ın Juventus karşısında 5-2’lik iç saha galibiyetinin rövanş maçını seyretmek için ekran başına geçen milyonlardan birisiyim. Ne yalan söyleyeyim maç mı seyrettim, dayak mı yedim? anlamadım. Galatasaray, büyük avantajla geldiği Torino’daki maçta öyle kötü bir performans gösterdi ki turu geçip Juventus’u elediği halde sarı kırmızılı taraftarlar dahil pek çok kimsenin maçın sonunda mutlu olup sevinebildiğini sanmıyorum. Oysa maçın 2. yarısının başında Juventus takımı 10 kişi kalınca oyun dengelenecek, Galatasaray maçı domine edecek diye düşünmüştüm. Yanılmışım, hiç öyle olmadı.

Bu gibi durumlarda bir teori vardır. Maçta 11 kişi oynayan takımlarda oyuncular 100 üzerinden ortalama 70 ile oynasa toplamda 770 birim takım performansı olacakken 10 kişi kalan takımda her oyuncu yüzde 10 daha üst performansa çıkıp eksik oyuncunun açığını kapatmaya çalışsa yani 10 kişi x 80 performans toplamda 800 birim takım performansı olur derler. İşte Juventus tam da böyle yaptı ve eksik oynadığı sürede ilk yarıda attığı 1 golün üstüne 2 gol daha attı, öyle ki son dakikalarda Kenan Yıldız’ın topu direkten dönmese az daha turu geçen taraf olacaklardı. Juventus, 120 dakika boyunca takım olarak oyuncu başına ortalama 14.5 km koşarken Galatasaray 13.5 km koşmuş. Zaten bu istatistik de tek başına benim bahsettiğim teoriyi destekliyor. 10 kişilik Juventus takımı bu sezon rakip sahada 4.65 gol beklentisi ile en yüksek orana ulaşmış ve 50 kez Galatasaray ceza sahasına girip kaleye 8’i isabetli 28 şut atmışlar. Galatasaray, Juventus karşısında oynadığı 2 maç-210 dakikalık sürede 7 gol atmasına rağmen nerede ise elenmekten son anda kurtulan takım olarak taraftarında ‘Buruk bir tad’ bırakırken, Şampiyonlar Ligi ilk maçında 5-2 yenilerek şok yaşayan Juventus, sahasında hem de 70 dakika 10 kişi oynamasına rağmen gururunu kurtardı ama turu kaybeden taraf olmaktan kurtulamadı.

Oysa formül basitti ve normalde eksik kalan rakibi karşısında Galatasaray’ın oyunu geniş alana yayıp, topu ayağa oynaması, rakibi koşturarak yorması ve hızlı hücumlarla eksik Juventus’a sahayı dar etmesi gerekirdi. Ama Galatasaray takımının oyun anlayışı hatalı ve oyuncu performansları da standardın çok altındaydı. Galatasaraylı oyuncuların çoğu ikili mücadelelerde de başarılı olamadı. Belli ki bu maçın hikayesi, analizi, felsefesi, oyun senaryoları yeterince çalışılmamış. Belli ki teknik ekip de oyuncularda birlikte ilk maçın skoruna çok güvenmiş.

Bu maçta sonradan oyuna giren Sane’yi, İlkay’ı tanımakta zorlandım. Eren zaten bildiğimiz gibi, onu nerede olsa tanırım... Osimhen konusu ise siyahla beyaz gibi. Beyaz tarafta Juventus’a karşı ilk maçta atılan gollere katkısı-asistleri yanında bu maçta da Galatasaray’ı hem de bu statta ilk kez Juve’ye gol atarak ipten alan oyuncu olan Osimhen var. Sadece 2 Juventus maçındaki performansı ile bu sezon Galatasaray’dan aldığı maaşını çıkartan bir Osimhen izledik… Siyah tarafta ise attığı gole dahi sevinmeyen, dizi ağrıdığı için son lig maçına çıkmayan bir Osimhen… Ben ödemeler konusunda sıkıntısı olduğunu düşünmemekle birlikte eski günlerindeki atletik performansını Afrika Kupası’ndan geldiğinden beri pek görmüyorum. Benim tecrübelerime göre ufak bir sakatlık sorunu da yaşıyor olabilir, Juventus’a transfer olma durumu da olabilir, muhtemelen takımın oyununa, hocanın taktiklerine tepki de duyuyor olabilir…

Bugün çekilecek kura ile Galatasaray’ın UEFA Şampiyonlar Ligi’nde son 16’daki rakibi belli olacak... Ya Tottenham ya Liverpool… İlk maçın İstanbul’da oynanacağı ve rakibin bir İngiliz takımı olacağı kesin…

Şimdi yapılacaklar belli. Yönetim bu takımın güncel tüm ödemelerini yapacak, yöneticiler yalandan da olsa ‘sevgi iklimi’ varmış gibi davranacak, futbolcu arkadaşlar kendine çeki düzen verecek… Okan Hoca genç yönetici arkadaşları ve onların diğer genç arkadaşları ile İstanbul’da oynanan Juventus maçı öncesi gece geç saatlere kadar Kemerburgaz tesislerinde ve diğer akşamlar sahura kadar başka mekanlarda yaptığı gibi ‘vakit öldürmeyi/okeye dönmeyi’ bırakıp futbolcu deyimiyle ‘önümüzdeki maçlara bakacak.’ Yoksa Galatasaray’da yazdığı hikayenin finali, son maçta siyah-beyaz formasına çok yakıştığını düşünerek pembe çizgiler ve pembe logo koyan Juventus’unki gibi hüzünlü olur... Hem zaten ‘pembe’ sarı-kırmızıya hiç uymaz, hiç yakışmaz…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...