MeMento Mori..!
Yıl 1989’du, Galatasaray Lisesi Tevfik Fikret Salonu’nda Galatasaray Spor Kulübü’nün mali Genel Kurulu yapılıyordu. Tartışılan konu; transferlerde Tanju Çolak ve Cevad Prekazi’ye ödenen ücretlerin yüksekliği ve bu paraların nasıl ödeneceği hususuydu… Kürsüye çıkan konuşmacılar o zamanın yönetimine ‘Neden bu riske giriyorsunuz, ya bu paraları geri kazanamazsak?’ diye ver yansın ediyorlardı.
Yönetim adına kürsüye çıkan Doğan Sarıbeyoğlu’nun cevabını hiç unutmuyorum: ‘Kazanmak için riske girmek gerekir. Biz Avrupa’da başarılı olmak istiyoruz, bu paraları da Türkiye için değil Avrupa için ödedik’ şeklindeydi. Nitekim o yıl Galatasaray Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda 3’üncü oldu. Oyunculara ödenen paralar geri geldiği gibi tarihi bir başarının madden ölçülemeyecek bir katma değeri de kazanılmış oldu. İşte 30 yıl önce olduğu gibi, hatta çok daha pahalı ve çok daha iyi bir kadro ile Galatasaray yarın UEFA Şampiyonlar Ligi son 16 rövanşında Liverpool ile bu yılın en kritik maçına çıkacak. Galatasaray buraya gelene kadar Avrupa’da sayısız başarılar elde etmiş dünya devlerini saf dışı bırakmayı başardı. Bu oynadığı Avrupa maçları toplamında, kulüp kasasına UEFA’dan gelen ödemeler, maç hasılatları, reklam gelirleri, forma satışları dahil yaklaşık 60 milyon Euro dan az olmayan bir tutar girmiş olacak. Bu gelir, yapılan yatırımın bu sezon için kabul edilir bir maddi geri dönüşü ve finansal sürdürülebilirlik açısından yeterli olması anlamını taşır. Yarın oynanacak maçın sonucu ne olursa olsun Galatasaray hem sahasında hem deplasmanlarda oynadığı maçlarda ortaya belirgin bir futbol karakteri koymayı başarmış ve hepimizin önümüzdeki günler için daha büyük başarılar beklentisini pekiştirmiştir. İlk büyük sıçramasını 1996-2000 yılları arasında yapan Galatasaray bu kez ikinci kez aynı yolda emin adımlarla ilerliyor.
Dünyanın en sorunlu coğrafyasındaki konumu ve kendine has özel sebepleri nedeniyle; ekonomi, hukuk, eğitim gibi alanlarda sorunlarını henüz tam çözememiş bir ülkeden, Türkiye’den, bu denli üst düzeyde performans gösteren bir takım çıkarmak pek de kolay bir iş değil. Bu nedenle Galatasaray’la ne kadar iftihar etsek yeridir. Elbette bu başarıyı getiren vizyonu ortaya koyan, finansmanı temin eden, değişik ülkelerden onlarca değişik karakterde oyuncuyu bir potada eritip takım haline getiren, yönetici, teknik kadro ve taraftar birlikteliği yanında Galatasaray’ın sahip olduğu 121 yıllık bir know-how birikimini de göz ardı edemeyiz.
Böylesi başarılı dönemler nedense aklıma hep aynı hikayeyi getirir. Sizlerle bunu paylaşmak isterim. Roma İmparatorluğu’nun en başarılı, en zengin, en güçlü döneminde kazanılan büyük bir savaş sonrası Roma lejyonlarının başındaki gururlu komutan Roma’ya çok büyük bir askeri geçit töreni ile, devasa bir atlı araba üzerinde adeta bir ilah gibi giriş yapmış. Sokaklarda binlerce Romalının yer aldığı, coşkulu tezahüratlar, kutlamalar eşliğinde adeta tanrı edasıyla halkı selamlayan bu komutanın arabasında bu zafer sarhoşluğuna eşlik etmeyen ve Komutanın tam arkasında oturan bir kişi-bir köle yer almaktaymış... Ve onun tek görevi; zafer sarhoşu olan komutanın kulağına devamlı: ‘Respice post te… Homimem te esse Mememto... Mememto Mori.’-Arkana bak, sadece insan olduğunu hatırla. Ölümü hatırla’ demekmiş…
Anlatıldığına göre, artık aramızda olmayan, Cumhuriyet aydınlanmasının son meşalelerinden Profesör İlber Ortaylı’nın da yatak odasında bir Osmanlı Mezarlık resmi asılıymış. Belli ki; İlber Hoca, onca hayat dolu olmasına, dışardan bakınca hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar görünmesine rağmen ‘Stoacı’ların bu kadim öğretisine-‘Mento Moris’e bağlı yaşadı… Bıraktığı eserler ve anektodlarla, ölümlü olduğunu unutmadan yaşayan ama bir anlamda ölümsüz olmayı başaran bu değerli insana Yaradan’dan rahmet diliyorum..
Düşünülenin aksine, Memento Moris bir karamsarlık, negatiflik değil, bilakis yaşama, her gün yeni şeyler üretmeye yönelmemizi sağlayan bir anlayıştır. Anlamını çözdüğünüzde, tevazu ile, dolu-dolu, ama insan olduğunu unutmadan yaşamak sanatı manasına geldiğini kavrıyorsunuz. Bu kısım çok önemli.!. Çünkü günümüzde birçok kişi kerameti sadece kendisinde zannedip hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamayı, davranmayı tercih ediyor. Hele bir de başarılı olduğu zamanlardaki tavırlarına bakarsanız yandı keten helva… Oysa, başarı da başarısızlıkta, üzüntü de sevinç de, zenginlik de yoksulluk da, gece de gündüz de; her şey bir gün sona erer.. Hiçbir şey sonsuz değildir. İnsanoğlu ölümlüdür, onu ancak bıraktığı eserler ölümsüz yapar. Mesela; Mona Lisa’yı yapan Leonardo Da Vinci, Cumhuriyetimizi kuran Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmed, Elektriği bulan Thomas Edison, ölümsüzdür. Derler ki, bir insan ancak adı artık zikredilmediğinde ölür. Bu açıdan bakacak olursak Galatasaray’ın kurucusu Ali Sami Yen’de Galatasaray ile birlikte ebediyete kadar var olacak… Ne mutlu Galatasaray adını yaşatanlara.. Ne mutlu Mento Mori’ye uygun yaşayıp ölümsüzlüğe ulaşanlara…