Eleştirmiyorum, uyarıyorum!
Galatasaray Süper Lig’de rakipleri ile arasındaki puan farkını açınca: ‘takım başarılı, neyi, neden eleştiriyorsun. Daha ne olsun?’ diye telkinde bulunuyor bazı dostlar. Aradan biraz zaman geçiyor, puan farkı kapanıp, Galatasaraylıların nabzı yükseldiğinde, bu kez aynı dostlar: ‘aman eleştirme şimdi, sıkıntı var zaten, bir de sen moral bozma..’ diyorlar. Yani bu arkadaşlara göre bu köşelerde bizlerden beklenen, işler iyiyken de, kötüye giderken de hep aynı tonda, ‘Servet-i Fünun’ dönemi yazarları gibi sadece çiçek, böcek, kelebek gibi pastoral konularda ‘lay-lay-lom’ mevzulara dair yazıp çizmemiz yönünde.
Belirtmek isterim ki; ben, Galatasaray’ı, yöneticileri, sporcuları, hiç kimseyi henüz aslında olması gerektiği gibi tam manasıyla eleştirmedim. Bilenler bilir, daha önceki yıllarda muhalefet ettiklerimizin, yazılarımızdaki eleştirilerin öznesi olanların akıbetinin ne olduğunu ne gibi sıkıntılara düştüğünü…
Şimdi aşağıda vereceğim birkaç örnek ile bu zaman kadar YeniBirlik’teki yazılarımda aslında ne demek istediğimi, fakat yazarken nasıl yumuşak geçip, bir bakıma ilgilileri üstü kapalı uyarmayı seçtiğimi sizlerle paylaşmak isterim... ‘Attığı gole dahi sevinmeyen, dizi ağrıdığı için son lig maçına çıkmayan bir Osimhen…Benim tecrübelerime göre ufak bir sakatlık sorunu da yaşıyor olabilir…’ demişim, ‘Juventus’un pembesinden bize ne, sen ‘okey’e dönmeyi bırak ‘Hoca’ başlıklı, 27 Şubat 2026 tarihli yazımda. Aslında ben o gün, Osimhen’in dizinde ‘menisküs yırtığı’ olduğunu bilen 3-5 kişiden biriyken bir manşeti, bir gazetecilik ödülünü bile-isteye almaktan imtina ettim...
...‘Ali Sami Yen Rams Park’ta üst tribünlerin çevresini saran, yeni monte edilen LED reklam panolarından gelen gelirlerin listesi muhasebeden istenecek.’ demişim, ‘ToDoList/Yapılacaklar listesi’ başlıklı, 13 Mart 2026 tarihli yazımda.. Ben orada, bugün hala açıklanmayan ve yakında kamuoyuna mal olduğunda Galatasaray’da büyük bir çalkantı yaratacak, 1.5-2 milyon dolar tutarındaki sıkıntılı bir konuda yönetimi uyarmak için kripto bir mesaj verdim ve yine bir manşeti ve sosyal medya dünyasında TT olmayı pas geçtim...
... ‘… bir yılı dolmayan kimi personelin kendisi istifa edip işten ayrıldığı halde tazminat aldığı söyleniyor’ dediğim, ‘Gümüş kaşık sendromu’ başlıklı, 24 Mart 2026 tarihli yazıda ise bu istifayı edenin bir profesyonel iç denetçi olduğunu ve denetlemek istediği birimden sorumlu kulüp yöneticisinin onun denetleme yapmasına izin vermediği için işten ayrıldığını açıkça yazmamışım. Bir manşetten daha vaz geçmişim...
‘…Genellikle yakın zamana kadar Galatasaray’da yapılan seçimlerde yönetim listelerine çeşitli motivasyonlarla belli isimler yazılır ve öylece seçime gidilirdi. Bazı isimler oy için, bazı isimler kasa kolaylığı için, bazı isimler eş-dost hatırı için listeye girerdi.’ diye yazdığım, ‘Bill Gates’in sinyalci damadı’ başlıklı, 31 Mart 2026 tarihli makalede; ‘Abdülrahim Albayrak’ın, İpek Kıraç’ın, Kaan Kançal’ın burada verdiğim yönetici tipolojisindeki bazı örneklere uygun olarak Başkan Özbek’in görüştüğü isimler olduğunu açıkça yazmayarak yine manşet ve TT-TrendTopic- olma şansımı kullanmadım. Aynı yazıda, Başkan’ın damadından bahsettiğimi zannedenler de oldu ama ‘damat metaforu’ o yazının başındaki anekdottan kaynaklıydı. Hazır yeri gelmişken söyleyeyim; sevgili Dursun Özbek’in, değerli damadının yönetici yapmak istediği bir arkadaşını yönetim kurulu listesine yazmayacak kadar Galatasaray’ı tanıdığını düşündüğümden bu konuda bana gelen söylentilere burada girmeyeceğim.
‘... Milli arada bu takımın İstanbul’da kalan oyuncuları ile kamp yapıp, daha erken çalışmalara başlasaydı, biz onun Barcelona maceralarını duymazdık.’ demişim ‘Sadakat liyakate galebe çalarsa..’ başlıklı, 07.04.2026 tarihli yazımda.. Oysa bu konu, (06.Nisan’da La Gazetta ‘da Tufan Akol tarafından da yazıldığı için rahatım) Liverpool’dan dönüşte Okan Buruk’a Antalya’da kamp yap diye Başkan ve yönetimce yapılmış bir teklifti. Okan Hoca bunu kabul etmemişti ve ben bunu yumuşatmak için kendi fikrim-tavsiyem gibi yer adı dahi belirtmeden kaleme aldım... Bazı arkadaşlar bana ‘erkek adam, gezmesin mi?’ dediği için buradan onlara da cevap yazıyorum.; ’Gezsin elbet arkadaşlar, (Barcelona’yı bilenlere mesajım) ama Boca Chica’da beyaz pantolonla göze batar halde değil.’.
Daha yazacak çok konu var; mesela Galatasaray Spor Kulübü Tüzüğü’nün 144. maddesi gereği, yönetim kurulu geçen yıl kendisine verilen bütçeyi aştığı halde ve yasal zorunluluk olduğu halde bir ek bütçe genel kurulu yapmadı. Bu konu 25.Nisan’da yapılacak toplantıda mutlaka gündeme gelecektir.
Keza Florya arazisinin müteahhide devri için verilen yetki şarta bağlı bir yetkilendirmedir. Bu nedenle alınan peşinat ödemesinin verilen yetkiye uygun olarak hesaba alınıp, kullanılıp-kullanılmadığı mutlaka sorgulanacaktır.
Son günlerde Galatasaray’da bazı toplantılar yapıldığı, Mayıs ayında yapılacak seçimde Dursun Özbek’e karşı çok önemli bir ismin aday olacağı haberleri etrafta dolaşıyor. Bu toplantılardan haberdarım, kimler toplanıyor biliyor, bazıları ile konuşuyorum. Başlangıç aşamasında beni de davet ettiler aralarına, düşüncelerimi paylaştım… Ancak ben olaya biraz farklı bir açıdan bakmak istiyorum. Malumunuz, zaten yakın zamanda da bu konularda fikirlerimi içeren yazılar da kaleme aldım. Düşündürücü olan; bunca başarılı geçen bir 3,5 yıla, futbolda kazanılan 3 şampiyonluğa ve takım 4. şampiyonluk potasında olmasına rağmen neden Galatasaray’da yeni bir başkan adayı aranıyor? İşte esas konumuz bu. Elbette bunu düşünmesi gereken ilk kişi de Dursun Özbek... Umarım verilen, verilmek istenen mesajı okumuştur. Bunu önümüzdeki 20 günün sonunda anlayacağız…
Galatasaray konusunda gündeme dair iyi niyetle fikir beyan edenlere karşı ses yükselten kerameti kendinden menkul sinyalci tayfasına uyarımdır; burası Galatasaray arkadaşlar, burası farklı bir camia. Biz, sizi davet etmedik, sizler bu renkleri, bu özellikleri, bu yapısı ile severek tercih ettiniz. (En azından biz öyle düşünüyoruz). Bilin ki, burada geleneklere, yazılı olmayan kurallara aykırı davrananlar, Galatasaray’ın köklü yapısına, kültürüne uyum sağlayamayanlar, ait olduklarını düşündükleri yerlere gitmekte serbesttirler. Bizler Galatasaray’ı bu haliyle sevdik-sevmeye devam edeceğiz, bu kulübü böyle bulduk, böyle de bırakacağız. Sizlere dostane tavsiyem: ‘fazla kıpraşmayın’, ‘akıllı olun’, Galatasaraylı olun…