İnsanoğlu ilkelden de aşağıda
Her alanın uzmanı olmasam da iletişimci olarak yeni gelişmeleri bilimsel verileri takip etmek durumundayım. Derinlere çok derinlere dalmasak da işin uzmanlarından bilgi alıp yazılarıma yön vermem gerektiğini her zaman düşünürüm. Zira bilimsel veriler tek bir başlığın altında incelenemez. Bilim odaklı baktığınızda her şey bizi etkiliyor. Disiplinler arası geçişkenlik gözden çıkarılamaz. Olaya tek taraflı bakmak olayı anlatmaya açıklamaya yetmiyor. Bilim sayesinde sebep sonuç ilişkisi kurabiliyoruz.
İLKELLİK NEYDİ?
Ancak bana şunu açıklayabilir misiniz? Bir bilim adamı (ki ben hala ve ısrarla bilim adamı diyeceğim. Nedenini çok açıkladım yazılarımda) nasıl olur da Epstein gibi bir aşağılık sapkının adasına gider onunla aynı havayı solur. Eğer ajanlık gibi bir görevi yoksa tabi. Bu nasıl olabilir? İlkel beyin dediğimiz kavram insanın en basit dürtüleri ile hareket eden kısmıdır. Yani; hayatta kalma dürtümüz için gerekli olanı yapan taraftır. Konuyu çok karmaşık hale getirmek istemiyorum ancak insan için artık bu beynin dürtüsel tarafının modern hayatta tam olarak işlemediği söyleniyor. İlkel değiliz artık. Evet gerçekten de değiliz diyorum ben de. Acaba ilkelliği anlamamış yanlış tarif etmiş olabilir miyiz? İlkel insanlar şerefsiz miydi mesela? Başka insanların hayatlarına kastederler miydi? Ahlak kavramları yok muydu? İlkellik neydi gerçekten?
İLERLEDİK Mİ GERÇEKTEN?
Bilim için ilerleme diyoruz, gerçekten de merak ediyorum ilerleme nedir? Uzaya çıkan insan ilerledi mi? Yapay zekâ vesaire ama gerçekten ilerliyorsak hangi konuda ilerliyoruz? Ben bugün sorular soruyorum çünkü insanın ilkel dürtülerinden çok yaşadığımız sorunların mesajı tam olarak alamamasından kaynaklandığını düşünüyorum. İletişim hayatın temel noktasıdır. İletişim mesajın karşı tarafa aktarılmasıdır. Ancak insanın moral değerler açısından doğru mesajı hala kavrayamadığını ve ilkel dürtülerle yaşadığına inanıyorum. Hatta ilkelden bile daha ilkel olmaya başladık.
ESFELİ SAFİLİN MAKAMINA DOĞRU
Bugün bunca hani ilerlemeye rağmen insan ahlaki anlamda aşağıların en aşağısındadır. Toptan bir bakış açısı sunmaktan hiç hoşlanmam ancak belki buna şöyle bir izah getirebilirim. Bunca ilerlemeden önce (tarih veremem ama son 20-30 senedir desem) kötülüğün oranı yüzde kırklardayken iyiliğin oranı da yüzde altmışlar civarındaydı. Ama şimdi bu tam tersine döndü. Hatta kötülüğün lehine artarak iyiliği baskıladı. Buna karşı çıkacak argümanlar varsa duymak isterim.
HAYVANDAN DAHA AŞAĞI OLMAK
Hay canlı demek. Hayvansa bir biyolojik tanımlama Türkçemizde. O zaman biz bugün canlı mıyız? Yeşertebiliyor muyuz kalpleri, dünyamızı? Cevapları duyuyor gibiyim. Mesajı tam alamadık dedim ya, evet alamadık. Çünkü biz hayvandan üstün bir mesabedeydik. Ahseni Takvim olarak yaratılmışız. Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi olarak tüm yaratılmışlar bizim emrimize verilmiş ve onların da adaleti bizim sorumluluğumuzda. Ama insan tüm bu mesajları unuttu tüm teknolojik ilerlemeye rağmen ilkel dürtüleriyle hareket ediyor hatta ondan da aşağıda bir dürtüde bugün ilerliyoruz vesselam.
Artı Eksi
Artı
15 yaş yasağı kimlik doğrulama
Artık alınan yeni kararla ah keşke daha erken mesela 10 sene önce bu karar alınsaydı diyorum. O zaman bu okul saldırılarını işte cinayetleri bu kadar dehşet verici sonuçları görmeyecektik. Ama yine de zararın neresinden dönsen kardır demek lazım.15 yaş altı artık sosyal medya hesabı açamayacak. Sosyal medya hesabı açacak olanlar edevlet üzerinden kimlik doğrulaması yapacaklar. Bu da yaşı ortaya çıkaracak zaten. Ama yine de kanun yapıcılar her türlü sahtekarlığa, korsanlığa uyanık olacaklardır. Çünkü kötülerin işi ne?
Eksi
Çocuklarımıza sahip çıkalım
Bir kafedeyim. İki çocuk ve bir bebek arabası ile kafeye giren anne ortadaki iki masayı da birleştirerek adeta sağdan soldan geçişleri kapattı. Çok kalmazlar diyerek baktım ama esas sorun şimdi başlıyordu. Bebek huysuzlanmaya başladı. Genelde bebekler farklı yerlerde pek sakin kalmazlar. Bunun manevi nedenleri de var, o ayrı. Bu kafe sadece içecek içilen bir yer. Yiyecek bir şey kendin getirip yiyebiliyorsun. Derken bebek iyice huysuzlanmaya başlayınca anne cep telefonunu çıkarıverdi. Hemen ekran açıldı bir çizgi film görüldü ve bebek sustu. Evet her şey ne kadar da güzel görünüyor değil mi? Neticede bebek sustu. Ortalık sakinleşti. Çözüm bulundu. Esas sıkıntı ekran verilmesi değildi aslında. Esas sıkıntı bebekle kafeye gelmekti. Çünkü o bebeği kesinlikle susturamazsınız. Ama ne yapıldı hemen bir ekran verildi. Demek ki o bebe ne zaman olursa olsun her istediği yapılmadığında ağlamasın diye eline bir ekran verilecek. İşte büyük tehlike de burada başlayacak. Sonra hayırdan anlamaya bir insan ve ekrana bağımlı bir kişi ortaya çıkacak. Anne babalar hepimiz çocuklarımıza sahip çıkalım. Hatta özellikle anneler çocuklarınız üç yaşını doldurana kadar kontrollü olarak gezmeye çıkın.
16 Satır

Buna değer
Ben hep sizin için orada olacağım. Işığım hep parlayacak. Ben kalbimi size emanet ediyorum. Kalabalıklar içinde gülerken acımı hissetmediniz. Hepiniz bana bakıyordunuz ama beni görmüyordunuz. Anlaşılmadım ama yine de savaştım. Çarkların içinde beni öğütmeye çalıştılar. Siz görmediniz. Biliyorum aradan onca yıl geçti benim melodilerim sizin aklınızda. Galiba yeni anladınız o sözleri. Gerçek sevgiyle söylenen hiçbir söz yaşanan hiçbir şey unutulmaz demiştim. Şimdi ben elimi uzatamıyorum ama sizin kulağınızdayım. Dünya hassas kalpler için çok acımasız. Beni de kırıp döktüler. Kalabalıkların önünde düşürmeye çalıştılar buna müsaade edemezdim. Yaratıcı beni çok seviyordu ve buradan çekip aldı. Çocukluğumdan beri çektiğim tüm acılar bitti. Benim hatıralarım, şarkılarım hepsi artık sizin. Onların hakkını verin ve hep dediğim gibi dünyayı koruyun güzelleştirin bu çok zor olsa bile. Çünkü benim şu anda olduğum yerde olmak için buna değer.
Dış Dünyadan
Hiçbir yerde istenmiyorsun İsrail
İsrail denilen ülke, Eurovision şarkı yarışmasına katılımdan dolayı bazı ülkelerin bu programı boykot etmesini takıntı olarak ifade etmiş. Yok neymiş Avrupa ülkeleri Eurovision’dan İsrail’i eleyemeyince yapacak tek çareleri ülkelerinde insanların özgürlüklerini ellerinden alıp yayınlamayı reddetmeleriymiş.

Slovenya Eurovision’u yayımlamayacağı gibi yerine o gün Filistin filmi verecek. Çok da şık bir hareket. İsrail dünyadaki tüm Yahudileri ne duruma düşürdüğünü düşünsün artık. Önce turist olarak gittikleri yerlerden kovuldular şimdi de popüler kültür alanlarında boykot ediliyorlar. Hatta Nobel ödüllü yazar Coetzee, Gazze’deki soykırım sebebiyle İsrail’deki edebiyat festivaline katılmayı reddetti. Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Güney Afrikalı-Avustralyalı yazar John Maxwell Coetzee’nin, İsrail’in Gazze Şeridi’nde soykırım yaptığını vurgulayarak, bu ülkede düzenlenecek 14. Uluslararası Yazarlar Festivali’ne katılmayacağını açıklamış. Üstelik İsrail kendi gazetelerinde yazıyor bu haberi ve kesin bir dille gelmeyi reddettiğini festivalin direktörü Julia Fermentto Tzaisler açıklamış.
Entelektüel ve sanatsal topluluklar dahil olmak üzere İsrail toplumunun hiçbir kesiminin, Gazze’deki vahşetin suçuna ortak olmadığını iddia edemeyeceğini vurgulayan Coetzee, mesajını, İsrail’in adını temizleme ve uluslararası toplumda yeniden yer edinme sürecinin uzun yıllar alacağını kaydetmiş.
Periskop
Sadece kızların gittiği okul?
Hep Japonya örneği veriliyor bu konuda. Japonya İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bilge anne yetiştirme sloganıyla yola çıkarak ilkokuldan itibaren üniversitede de dahil sadece kızların okuyabileceği kurumlar oluşturdu. Şu aralar yine Türkiye’de de bu konu gündeme geldi. Bazı aileler kız çocuklarını karma eğitim verildiği için okula göndermiyorlarmış. Ailelerden özellikle kız çocukları için böyle bir talep olduğu söyleniyor. Ben bu söylemin aslında çok eskiye ait olduğunu düşünüyorum. Çünkü açıkçası tek cinsiyetli eğitimin artık karma eğitimden daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Burada uyarmak istediğim şey eşcinselliğe yönelimdir. Karma eğitimde iki cinsin bir arada olması dengeyi sağlar ama tek cinsiyete yönelik eğitimi ben artık çok da doğru bulmuyorum. Bundan sekiz, on sene önce buna sıcak bakabilirdim ancak dünya konjonktüründe geldiğimiz nokta çok farklı. Hala çok az sayıda da olsa kız liseleri var. Ayrıca eğitimin cinsiyetinden çok kalitesinin daha önemli olduğunu da vurgulamak isterim. Ya da aynı okulda kız ve erkek sınıfları düşünülebilir. Bilemedim çok yönlü konuşulması gereken bir durum. Bir de esas sorunumuzun eğitim modellerinin çeşitlenmesi gerektiği olduğunu düşünüyorum. Günümüzde okul neden var? Neden okula gitmeliyiz sorularının cevaplarının verilmesi gerektiğini de konuşalım.
Çocuk edebiyatını es geçmeyelim
(Doç. Dr. Işıl İlknur Sert)
Yıllar boyu çocuk kitabı mı diyelim, çocuk edebiyatı mı diyelim sorularını tartıştığımız günlerden çocuk edebiyatı deyince aklımıza Türk yazarların da geldiği bir döneme geçtik. Günümüzde yaşadığımız sorunları önceden gören ve bu konularda çocuk edebiyatı eserleri kaleme alan yazarlarımız da oldu, yabancı yazarlardan bu konularda çeviri kitaplar yayımlanan yayınevleri de. Şimdi sormamız gereken şunlar: şiddet, akran zorbalığı, ergenlik sorunları gibi konularda yeterince yerli çocuk edebiyatı eseri kaleme alındı mı? Çocuk edebiyatını es geçmeden bu sorunlara bir çare sunmak mümkün mü?
Okullarda seçilen ve öğrenciye zorunlu olarak okutulan eserler görüyorum. Öğrencilerin okuma alışkanlığına olan ilgisizliği bir yana, seçilen kitapların içeriğine bakınca onların zorlanmasına ve istemeden okuyup sonra unutmalarına hak veriyorum. Çocuk edebiyatı bu olmamalı. Bazen yerli yazarların ağır tasvirleri, bazen tanımadıkları bir kültüre ait yabancı bir yazarın anlayamadıkları dünyası çocukların okumaya olan o kırılgan ilgisini daha çok zedeleyebiliyor. Bunun sonucunda çocuğun okumayı zorla yapılan bir eylem olarak görmesi ve edebi zevki bir yana bırakması kaçınılmaz oluyor. Amaca uygun kitaplar seçilmediği hatta amaca uygun kitaplar az sayıda yayımlandığı için çocuk edebiyatının yönlendirici etkisini toplum olarak adeta es geçiyoruz.
Bugün gözler çocuk eğitimindeki dijital bağımlılıklara çevrilmişken, onun yerine konacak iyi bir yapıya sahip miyiz diye düşünüyorum. Çok değerli çocuk edebiyatı yazarlarımız var ancak sayıları o kadar az ki. Hele ki bir iki kurs ile çocuk edebiyatı eseri kaleme alabileceğini sanan yazar adayları var ki işin iyice karışmasına neden oluyorlar. Oysa ki kültürümüzün, günlük yaşamımızın, bize ait değerlerin Türkçe kaleme alındığı çocuk edebiyatı eserleri o kadar değerli ki... Bir öğretmen olarak o kitaplarla drama çalışmaları yaptırabilirsiniz, bir ebeveyn olarak onlar üzerine konuşabilir ve hayattan örnekleri de katarak çocuğunuzla kaliteli zaman geçirebilirsiniz. Burada çocuk edebiyatının rolü görmezden geliniyor. Çocuk edebiyatı eserleri zorla ödev için, not için okunmaz. Bir hayat görüşü kazandırmak için, hayatı satırlar üzerinden çocuğa anlatmak için kurulmuş bir dünyadır çocuk edebiyatı. Yetkisiz ellerde bambaşka sorunların ortaya çıkmasına da neden olabilir, sırf ticari kaygılar yüzünden farklı ülke kültürlerinin empoze edilmesine de neden olabilir. Ana dilin öğrenilmesinde neden sorunlar ortaya çıkıyor, yabancı sözcük kullanımı neden bu kadar arttı, konuşmalar ve yazışmalar neden adeta kısaltmalarla dolu? Birbirimizi anlamakta biraz zorlanıyor muyuz, ne dersiniz?
Çocuk için odağın önce çocuk edebiyatı olması bu nedenle önemli. Çocuk edebiyatı eserlerinin de doğru üretilmiş kaynaklar olması gerekiyor. Bu şekilde beslenen duygu ve düşünce dünyası ancak yaş ilerledikçe ve çocuk seçim yapabilir, eleştirel düşünebilir bir hal aldıkça dijital kaynakların kullanılması ile desteklenebilir. Hele ki anne, baba ve öğretmen ile iletişimi doğru kurmamış çocukların birdenbire dijital dünyanın içine bırakılması hiç doğru değildir. Bu noktada ebeveynlere ve öğretmenlere en güzel iletişim imkânı aslında göz ardı ettiğimiz çocuk edebiyatı eserleri ile verilebilir. Yeter ki anne, baba ve öğretmen de önerdikleri eseri okumuş olsunlar. Evet, ne yazık ki içine bakmadan, okumadan, tavsiyeleri incelemeden alınan eserlerin de zararı olacaktır. Hiç kitabın zararlısı olur mu diye düşünmeyin lütfen. Dijital becerilerin artmasıyla herkes yazar, herkes yayıncı oldu. Çeşitlilik arttı ancak kalitede hissedilebilir bir düşüş yaşanıyor. Biz kitap satın alarak çocuklarımıza iyilik yaptığımızı sanırken seçtiğimiz yayın içeriğinden habersiz olduğumuzda yarardan çok zarar vermiş bile olabiliyoruz. Ticari bir ortam olduğu için yayıncılık konusunda yapabileceğimiz çok şey yok. Tıpkı dijital dünyanın iyi kötü çok şey ile dolu olması gibi yayın dünyası da değişik örnekler barındırabiliyor. Seçici olmak, eleştirel düşünmek, doğru kaynakları seçmek, yetişkinler olarak çocuklarımız için yapabileceğimiz en önemli davranışlar.
Çocuk edebiyatına gönül verenlere buradan bir çağrıda bulunmak isterim. Bugün yaşadığımız zor günler için doğru kullanılmış Türkçe kelimeler ile, kültürümüzün, gelenek ve göreneklerimizin izini taşıyan, yeni ve güncel bir bakış açısıyla kaleme alınmış, sorunlara çözümü çocuk bakış açısına nüfuz edecek şekilde işleyen çocuk edebiyatı eserleri yazar mısınız? Hatta lütfen çocuk gelişim uzmanlarıyla, psikologlarla, rehber ve danışmanlarla istişare ederek yazın bu eserleri. Bizim böyle doğru yerli kaynaklara ihtiyacımız var. Yabancı dilde yazılmış ve Türkçe çevirisi olan eserler bizim çocuklarımıza bir yere kadar hitap ediyor. Çoğu cümlenin havada kaldığı, didaktik, zorla okunan eserler yerine bir yaraya merhem olacak eserlerin kaleme alınması kanımca çok doğru olacaktır.
Sonrasında iş çocuk kütüphanelerine, okul kütüphanelerine, bu kitaplarla etkinlikler ve yazar buluşmaları düzenleyecek kütüphanecilere düşüyor. Doğru kitap seçimi konusunda rehberlik etmek de kütüphanecilerin işi. Her yaştan okuyucunun işi bilen uzmanlar tarafından yönlendirilmesi, toplumun huzur ve güvenliği için bir iğne ucu kadar fayda sağlıyor gibi görünse de bu aslında buzdağının üst kısmı gibi. Görünmeyen, değeri çok anlaşılmayan ama yokluğunda, eksikliğinde karmaşanın olduğu bir çalışma alanı da kütüphanecilerin toplumu bu yönde destekleyen çabası.
Çocukların eğitimi için kafa yorduğumuz bugünlerde dijital içeriklerin kısıtlamasını düşündüğümüz kadar o içeriklerin yerine geçmesini önerdiğimiz kütüphane kurumunu ve çocuk edebiyatını es geçmeyelim