Türkiyesiz Dünya Kupası: Tribünlerin değil, gönüllerin sessizliği
Futbol, yalnızca doksan dakikadan ibaret değildir. Bazen bir milletin ortak sevinci, ortak hüznü ve aynı anda attığı milyonlarca kalbin ritmidir. İşte bu yüzden Türkiye’nin Dünya Kupası’na veda etmesi, sadece sahadaki bir mağlubiyet değil; evlerde, kahvehanelerde ve sokaklarda hissedilen büyük bir sessizliktir.
Türkiye’nin yer almadığı bir Dünya Kupası, biz futbolseverler için eksik bir hikâye gibidir. Elbette dünyanın en büyük yıldızları sahaya çıkıyor, birbirinden kaliteli maçlar oynanıyor. Ancak ay-yıldızlı formanın mücadele etmediği bir turnuva, Türk futbolseverinin yüreğinde aynı heyecanı uyandırmıyor. Maçlar televizyonda açık olsa da gözler ekrana eskisi kadar kilitlenmiyor. Gol sevinçleri kısa sürüyor, maç bitince konuşacak pek fazla konu kalmıyor.
Oysa milli takımın mücadele ettiği dönemlerde evler adeta küçük birer stadyuma dönüşürdü. Aynı sofranın etrafında toplanan aile bireyleri, doksan dakika boyunca aynı heyecanı paylaşırdı. Gol olduğunda sarılmalar, kaçan pozisyonlarda hayıflanmalar ve maç sonrasında yapılan uzun değerlendirmeler aile bağlarını güçlendiren güzel anılara dönüşürdü. Futbol sadece bir spor değil, kuşakları birbirine yaklaştıran ortak bir dil olurdu.
Bugün ise o sıcak sohbetlerin yerini sessizlik aldı. Akşam yemeklerinde maç analizleri yapılmıyor, çocuklar favori milli futbolcularını konuşmuyor, büyükler “Bir sonraki maçı ne zaman?” diye sormuyor. Dünya Kupası devam etse de birçok evde futbol gündem olmaktan çıkmış durumda. Çünkü insan, içinde kendi ülkesinin olmadığı bir hikâyeye aynı tutkuyla bağlanamıyor.
Elbette sporun doğasında kazanmak da var, kaybetmek de. Ancak önemli olan, bu büyük organizasyonlarda düzenli olarak yer alabilen bir futbol kültürü oluşturabilmek. Altyapıya yatırım yapan, genç yeteneklerini doğru yetiştiren ve uzun vadeli planlama yapan ülkeler bunun karşılığını yıllardır alıyor. Türkiye de potansiyeli, genç nüfusu ve futbol sevgisiyle bunu başarabilecek güce sahip.
Bugün yaşanan hayal kırıklığı, yarının başarısı için bir ders olmalıdır. Milyonlarca insan yeniden aynı heyecanı yaşamak, çocukların ay-yıldızlı formalarla sokaklarda koştuğunu görmek ve ailelerin yeniden televizyon karşısında tek yürek olmasını istiyor. Dünya Kupası’nın gerçek tadı, bizim için yalnızca büyük yıldızların sahada olması değil; kırmızı-beyaz formanın da o büyük sahnede gururla mücadele etmesidir.
Umudumuz, bir sonraki Dünya Kupası’nda bu sessizliğin yerini yeniden marşlarımızın ve sevinç çığlıklarımızın almasıdır. Bunu bekliyor ve hak ediyoruz.