Ankara zirvesi öncesi Ukrayna meselesi
Son yıllarda NATO zirvelerinden önce Ukrayna Savaşı ne alemde ve NATO, Ukrayna ile ilgili ne söyleyecek diye bakmak adet oldu. Yaklaşan NATO zirvesinin birinci öncelliği Ukrayna Savaşı olmayacak. Bu NATO’nun en önemli gündem maddesi Transatlantik ilişkilerdeki yarığın NATO birlik, beraberlik ve caydırıcılığına zarar vermediğini göstermek, bunu yaparken de 2014 sonrası başlayan yeni dönüşümü, NATO 3.0’ı tasdiklemek, gereğinin yapılacağını ilan etmek. Yani NATO savunmasının daha Avrupalı olarak yeniden yapılandırılması, daha çok Avrupalı müttefiklerin yüklendiği savunma üzerinden NATO’nun konvansiyonel caydırıcılığının güçlenmesi. Kim ne kadar harcayacak, kim ne üretecek, kim kimin pazarlık gücünü destekleyecek, kim Trump’ı kızdırıp kim arayı bulacak tarzı bir sürü soru bu ana eksenin etrafında dönüyor.
UKRAYNA SAVAŞI ÖĞRETİCİ OLDU
Bu sorular elbette Ukrayna Savaşı ile bir şekilde ilgili, çünkü NATO güçlendirilmiş savunma ve caydırıcılığı algılanan Rus tehdidine karşı istiyor. Rusya ile gelecekte nasıl bir kapışma olabilir sorusunun cevabı da Ukrayna Savaşında aranıyor. Ukrayna Savaşı başlı başına gelecekteki savaşların nasıl cereyan edebileceğini, konvansiyonel savaşın ne çeşit melezleşmiş tehdit ve risklerle iç içe geçebileceğini gösterdi. Ayrıca NATO’nun Avrupalı müttefikleri Rusya’nın Ukrayna Savaşını kazanmasını kesinlikle istemiyorlar. Ukrayna savaşının geleceği, Avrupalılar için bir tür inkâr aracılığı ile caydırıcılık hattı. Yani Rusya’ya burada sergilediği saldırganlıkla bir sonuç elde edemediğini göstererek Moskova’yı saldırganlığını bir strateji olarak Avrupa’ya karşı kullanmaktan caydırmaya çalışıyorlar. Bu nedenle Ukrayna’da şu anki çok riskli el yükseltmeye rağmen savaş sahasında Rusya veya Ukrayna lehine büyük bir değişim olmaması umut duyulacak bir aşama olarak görülüyor. Sahada iki tarafın birbirine yönelik stratejik olarak zarar verici, can acıtıcı hatta can alıcı saldırılarının devam etmesi savaşın daha da uzayacağını haber veriyor. Uzayan bir savaşta kilit önemdeki mesele sadece savaş ekonomisinin ve kamuoyu moralinin savaştaki dayanıklılığınızı desteklemesi değildir, savaş amaçlarınızı gerçekleştirmeye yakın mısınız yoksa çok mu uzaksınız; bu sorunun cevabı da pek çok şeyi belirler.
UKRAYNA SİLAHSIZLANDIRILMADAN UZAK BİR YERDE
Ukrayna’nın derin vuruş kapasitesi noktasında kendini sınırlayan teknik ve politik engeller etkisini sürdürüyor. Bu NATO zirvesi, bu açıdan büyük bir kırılma vaat etmiyor Ukrayna için. ABD’nin savunduğu burdenshifting- yükün kayması mantığı rakip ile doğrudan karşı karşıya kalma riskini kendi üzerinden müttefiklere atmaya dayanıyor zaten. Bu nedenle Ukrayna Savaşına kapasite kullanım izinleri üzerinden duhul olmasını beklemek safdillik olur. Fakat şöyle bir gerçeklik var: Ukrayna hala savaşabilen, çok başarılı bir dron savaşı verebilen, hatta derin vuruşu da olabildiğince etkili bir biçimde kullanabilen bir orduya sahip. Yani Rusya, Atlantic Council’den Peter Dickinson’un dikkat çektiği üzere Ukrayna’yı silahsızlandırma savaş amacından oldukça uzaklaşmış durumda. NATO 3.0’ın sınırda savunma adına bekleyen hazır bir ordu kadar modern savaş için gerekli hem stratejik hem taktik seviye çatışmalarda kullanılabilecek teçhizat ve savunma sistemlerinin üretilmesi olduğunu daha önceki bir yazımızda söylemiştik. Ukrayna savunma sanayi NATO üyesi ülkelerle çok içli dışlı ilerlemeye devam ediyor yola. Bir yandan bu doğal bir sonuç çünkü Ukrayna’daki direnişin desteklenmesi gerektiğini düşünen Avrupalı müttefikler ve Kanada Ukrayna savaşının temel finansörü gibi hareket ediyorlar. Nitekim NATO zirvesinden hemen önce bir araya gelerek- nihai karar Ankara’da liderler bir araya geldiğinde alınacak tabi- 70 milyar Euroluk bir Ukrayna yardım paketi üzerinde uzlaştılar. Savunma sanayinin nasıl bir direniş kapasitesi geliştirdiği ile de dolayısıyla ilgileniyorlar. Öte yandan Avrupa savunmasını yeniden yapılandırmakla ilgili bir çaba var, hatta Trump faktörü nedeniyle bu bir zorunluluk. NATO 3.0, Avrupa savunmasının yeniden yapılanması ve Ukrayna’nın savunma kabiliyetlerinin bir arada çalışabilir olması bu nedenle doğal bir akış içerisinde önümüze çıkıyor. Daha da önemlisi Ukrayna ordusunun ve savunma kapasitesinin savaş esnasında -dış destek alarak bile olsa- yeniden örgütlenebilmesi, konvansiyonel avantaja sahip düşman karşısında direnebilmesi yeni savaşlar karşısında dehşete düşen bazı aktörleri Ukrayna’nın kapısını çalar hale getirdi. Kiev’in Körfez ülkeleri ile kurduğu hat (Körfez’in parası ve içine düştükleri güvensizlik kapanı düşünülürse) hiç yabana atılmamalı. Kısaca mevzu Rusya’nın savaş amaçlarının gerçekleşmesi ise, hakikaten, iki gündür üzerinde fırtına estirilen Kostyantnivka alındı mı, alınmadı mı sorusundan daha ciddi bir problem ile karşı karşıya Rusya. Ukrayna savunma kabiliyetleri, Ukrayna ve Avrupalıların- büyük kısmı ile NATO üyelerinin- kısıtlanmasını isteyeceklerinden daha güçlü ve başarılı.
NEDEN KİEV TANSİYONU DÜŞÜRMEK DE İSTİYOR?
Maalesef bu sonuç Ukrayna için tam anlamı ile iyi bir haber değil. Kiev, savaşı tüm acılarına rağmen Moskova’nın vaz geçtiği, en azından ateşkes anlamında, vazgeçtiği noktaya kadar sürdüreceğini düşünüyor. Fakat şu anda Moskova vazgeçmiş filan değil, siyasi olarak da vaz geçmediği sinyalini vermeye devam ediyor. Moskova, hatta vazgeçmenin tam tersi bir istikamette. Rus derin vuruş gücünün yarattığı tehlikenin farkında. Belarusya üzerinden Minsk’i savaşa -doğrudan askeri çatışmaya değilse bile- savaşa özellikle Ukrayna’daki saldırıların hedeflenmesi noktasında çekmenin Kiev ve Avrupa için yaratacağı riskin farkında. Saldırılarını sadece askeri değil sivil alt ve üst yapı üzerinde dozunu artırarak sürdürüyor. El yükseltmenin (eskalasyonun) bu şekilde devamında işin nereye kadar tırmanabileceğini kestirmek zor, açıkçası korkutucu da. Kiev, aslında karşılıklı el yükseltmeyi bir el düşürme hattına bağlamak için (escalate to de-escalate) bazı adımlar attı. Haziran başında Avrupalıları Ruslar ile temas kurmak konusunda ittirdi. Costa’nın ekibinin Moskova’dan eli boş döndüğü biliniyor. Kiev’in Kremlin’e derin vuruş gücünü karşılıklı sınırlamakla ilgili teklifi de bizzat Putin tarafından “avantajlıyız, hayır” keskinliği ile reddedildi. NATO zirvesi öncesi geçici bir ateşkes ile ilgili Ankara’nın çabasının da olduğu, daha doğrusu Kiev’in bu şekilde nabız yokladığı ama Moskova’nın tansiyon düşürmeye yanaşmadığı basına yansıdı. Ukrayna’nın ve hatta Avrupalı müttefiklerin Kiev’in gücünü ve pozisyonunu zayıflatmadan bu el yükseltme kapanından çıkmaya stratejik açıdan, riski yönetebilmek açısından ihtiyaçları var. Bu yüzden Zelensky-Trump görüşmesinden- ki Ankara’da büyük ihtimalle gerçekleşecek- bir beklentileri var. ABD, belki, Rusya ile Ukrayna arasında bir tansiyon düşürme adımını tetikleyecek motivasyonu havuç ve sopa ile sağlayabilir diye beklenti oluştuğunu görüyoruz. Trump Zelensky ile görüşse bile Ukrayna barış konusunda bir anlaşma yapmak istemezken, bir tür anlaşmaya uzakken Rusya’yı tansiyonu düşürmeye ikna edebilir mi, hiç emin değilim. Kısaca, bu sefer NATO’daki Ukrayna mevzusu sadece Kiev’e destek vermek vermemek, kimin bütçesinden destek verilecek mesellerinin ötesinde bir anlama sahip. Eğer, Rusya ikna edilemezse- niye ikna olsun ayrıca- o zaman Transatlantik güvenlikte ileride savunma, konvansiyonel caydırıcılık -ki bunların hepsi harcama ve teknoloji paylaşımı demek olacak- ve nükleer caydırıcılık üçgeninin birbirini tamamladığından çok çok emin olmak gerekecek.