Anahtar Kelimeler – Kalem

YAYINLAMA:

Kalem, Kur’ân-ı Kerim’de üzerine yemin edilen, adı müstakil bir sûreye verilecek kadar önemli bir nesnedir. 

Kalem, kelâmın yâni sözün kâğıda dökülmesine vesile olan, sözün somutlaşmasına aracılık eden bir nesnedir. Kalemle yazılanlar, sözün şekle bürünmüş hâli ve okuyana da şekil veriyor, okuyanı şekillendirir.

Kalemle yazarken el yazımız karakterimizi yansıtır. Kalem, yazan kişiye has, yazan kişinin karakterini, o anki ruh hâlini alfabeye döker.

Bilmeden boş konuşulur. Çok konuşana çenesi düşük, boşboğaz ya da pabuç dilli denir. Ama iyi yazana “kalemi kuvvetli” denir. Kalemle yazılana hep saygı duyulur.

KALEMLE OKUMAK

Ben elimde kalem olmadan kitap okuyamayanlardanım. Okuduğum metnin altını çizerim, kitabın kenar boşluklarına yorumlar, sorular yazarım. Bu, yazıyı güncel tutan ve eski bir okuma yöntemidir. Kitapların elle yazılarak çoğaltıldığı dönemlerde, kopya edilen kitaba okurun yazdığı kenar notları da kitabın metnine eklenirmiş. Böylece kitap okundukça, kenar boşluklarına yazılan notlar, kitap çoğaltılırken kitaba eklendiği için, kitap çoğaltıldıkça kalınlaşır ve güncel kalırmış. Okur, kitabını okuduğu yazarla onu görmeden, tanımadan tartışırmış âdeta. Tabii ki kitabın müellifinin kaleminden çıkan hâli, yapılan eklemelerle zamanla değişirmiş. Kalemle kitap okumak, kitabın güncel kalmasına, okurun kitaba müdahale etmesine, kendi izini bırakmasına, yazarla tek taraflı tartışmasına imkân veriyor.Anlaşmalar ve kararlar kalemle yapılır. Kalemi kırılanın hükmü verilmiştir.

KALEM KOLEKSİYONU

Küçük çapta bir kurşunkalem koleksiyoncusu olduğumu söyleyebilirim. Yurt içinde ve yurt dışında gittiğim yerlere özel üretilen kurşunkalemleri bizzat arar ve alırım. Bunların yanında, kurumlara (çoğunlukla üniversiteler ve oteller) ve sempozyum gibi organizasyonlara özel kurşunkalemler de koleksiyonumun birer parçasıdır. Elbette bir daha alma veya bulma ihtimâlimin olmayacağını düşünerek bu kurşunkalemlerin hiçbirini yazmak için kullanmam.

KURŞUNKALEMİN ÖZELLİĞİ

Kalemtraşsız ve silgisiz, kurşunkalem olmaz. Dolmakalem ve tükenmez kalem bir yana, kurşunkalemin kendine has bir özelliği, hatta tavrı vardır. Uçlu (0.5 veya 0.7) kalemler değil de, kalemtraşla açılan kurşunkalemle yazarken, bir süre sonra onu elinde tutan kişiden ilgi bekler. Yazar elindeki kurşunkalemin ucunu sivriltme ihtiyâcı duyar. Aksi hâlde biraz sonra hiç yazamaz hâle gelir. Bu yüzden kurşunkalemle yazı yazmak, konuşurken karşısındakini dinlemek için susmayı bilmek gibidir. Dolmakalem ve tükenmez kalemde bu yoktur; saatlerce durmadan yazabilirsiniz. Ama aklınızdan geçen şeyleri kaçırma endişesiyle hızla yazarken bile kurşunkalem bize kalemtraşı hatırlatır. Durmamızı ister. Kalem, hele kurşunkalem, sâdece sözlerimizi somut hâle getirmez, bizi de şekillendirir, terbiye eder, dizginler. Sözün kâğıt üzerine dökülürken bile yorulmasına sanki râzı gelmez.

KALEMİ ÖPMEK

Hattatlar yazıya başlarken kalemlerini öperler. Yazı bittiğinde kalemi bırakmadan önce de aynı şeyi yaparlar. Sanki ağızdan çıkacak sözleri sessiz bir şekilde kâğıda döktü diye kalemle dudakları bir araya getirmiş olmak isterler. Ya da hem kavuşurken hem de ayrılırken yaptığımız gibi bir öpüştür bu.

KÖMÜRÜN ŞANSLISI 

Sobada yakılan kömürle kurşunkalemin içindeki kömür kimyasal olarak aynıdır. Ama biri yanıp kül ve duman olurken diğeri kâğıda bıraktığı iz ile ölümsüzleşir. Yaşı milyonlarca yıl önceye giden mağara resimleri de muhtemelen kömür parçalarıyla çizilmişti. Kalem yapımında kullanılan kömürler kendilerini şanslı hissediyor olsa gerek. Toprağın altındaki milyonlarca yıllık varlıklarını kâğıdın üzerine geçerek devam ettirebiliyorlar. Zâten bunun için “tahtakalem” değil, kömürün kurşunî renginden dolayı, “kurşunkalem” diyoruz.

HATÂ YAPMA ÖZGÜRLÜĞÜ

Kurşunkalem, hatâ yapma özgürlüğü verir. Ayrılmaz üçlüden biri olan silgi ile silip tekrar yazabiliriz, hatâmızı düzeltebiliriz. Tıpkı tövbe etmek gibi, kurşunkalemle yazmak da insana hatâ yapma, pişman olma, hatâsından vazgeçme kültürü kazandırır. İnsana nefsiyle verilen hatâ yapma ve günah işleme ruhsatı gibi, kurşunkalem de yazım yanlışlarını düzeltme hakkı verir. Yazarken yaptığı hatâyı düzelterek metni güzelleştirmek gibi, yaşarken yapılan hatâlarla olgunlaşma sürecinin keyfiyetini tecrübe ettirir.

BOYA KALEMLERİ

Kalem deyince çoğunlukla siyah ve mavi renkleri akla gelir. Devlet bürokrasisinde kırmızı kalemle imza atmak yüksek makamlara mahsustur. Ama kalemler bu üç rengin dışında da yazar ve çizer. Karakalem resimlerin câzibesi inkâr edilemese de, diğer renkteki kalemleri kullanarak hârika resimler çizen, âdeta fotoğraf hissi yaratan ressamların dünyâsında her bir renkteki kalem, bir şâirin sözlüğündeki birer kelime gibi nâdide anlamlara gelebilir. 

KALEM YERE DÜŞERSE 

Kurşunkalemleri kullanırken dikkat etmek gerekir. Çoğu silindir şeklinde olduğu için bırakıldıkları yerden yuvarlanıp yere düşebilirler. Maalesef yere düşünce içlerindeki kömür kırılır ama dışarıdan belli olmaz. Kırılmış olduğu ancak kalemtraşla açarken o kırılan kısma gelindiğinde anlaşılır. Düşürdüğümüzü unutmuş olabiliriz, ama kurşunkalem bunu gün gelir bize hatırlatır. Bu, tıpkı fark etmeden ya da dikkatsizce davranıp gönlünü kırdığımız insanların kırıldıklarını görmeyip bir gün
helâlleşmek zorunda kalmamıza benzer.

KALEM VE İNSAN 

Kurşunkalem ve insan arasındaki bu benzerliğin farkında olanlar, kaleme önem vermiş; onun için kalem kutuları ve kalemlikler yapmıştır. Bunda Kalem Sûresi’nin de etkisini inkâr edemeyiz. Kaleme olan saygı ve hürmet, kalemin yazdıklarına edilen yemin âdeta insana gösterilmesi gereken saygının bir âyeti olmuştur. Mevzuyu Süheyl Ünver’in şu sözleriyle sırlayayım: “Artık kalemlere sarılalım, kâğıtlara, daha iyisi defterlere. Asırlardan beri an’anelerle gelen millî hasletlerimizi ve duyduklarımızı mutlaka kaydedelim. Mâzimizden gelen millî ve an’anevî servetimizi kaydetmekle milletimize, bu vatanseverlik vergimizi verelim. Peygamberimiz’in şu tavsiyesine riâyet edelim: ‘İşittiğiniz her iyi şeyikaydedin ki, sizlerden sonra gelecekler de bunlardan faydalansın.’. (1)

(1) Süheyl Ünver (1971). “Artık Kalemli Kâğıtlı Millet Olalım”, Önasya dergisi, Mayıs 1971, s.69.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...