Eğitim ve öğretim
İnsan bedevilikten kurtulduğundan bu yana bir yandan eğitilmeye/eğitmeye, diğer yandan da öğrenmeye/öğretmeye yönelmiştir. İlk insanla başlayan yeryüzü yolculuğunun böylesi bir süreci söz konusudur. Düşe kalka, el yordamıyla, tecrübe ede ede eğitilmeye, öğrenmeye, eğitmeye ve eğitilmeye devam edip gelmiştir. Yaratıcı, kuşkusuz varlıkların içinde en kıymet verdiği insanı bir başına bırakmamış, onu koruyup kollamıştır. Buna sebeptir ki ilk insanın aynı zamanda ilk peygamber olması bunun apaçık göstergesidir.
Yaratan Allah (cc), her şeyi yaratıktan sonra bir kenara çekilip beklememiş, bilakis sürekli olarak yenilemeye, yaratılışını sürdürmeye, her an ve salisede bu yaratışın devam ettiğini ifade edelim. Görüp gözetmektedir. İşte bu durum insanlığın anbean eğitildiğini, öğretimin devam ettiğini ortaya koymaktadır. Buna sebeptir ki insan yaşadığı çağda ve toplumda bu ilerleyişini, tekâmülünü devam ettirmesi gerekir.
Kur’an’da göklerin genişlemesine işaret eden ayet Zâriyât Suresi 47. ayettir: “Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz onu genişletmekteyiz.” Bu ifade, modern bilimin 20. yüzyılda keşfettiği evrenin sürekli genişleme olgusuyla dikkat çekici bir paralellik taşır. Tefsirlerde, Allah’ın kudretinin genişliği, rızkın genişletilmesi, yağmur ve bereketin artırılması ve modern bilim ışığında evrenin fiziksel olarak genişlemesidir. Her noktadan bakıldığında galaksiler birbirinden uzaklaşır. Gökadaların boyutları değişmez, yalnızca aralarındaki mesafe artar. Bu genişleme, evrenin yapısının dinamik olduğunu ve durağan bir “kubbe” olmadığını kanıtlar. Bu bize eğitimin ve öğretimin sürekliliğini anlatır. 7.yüzyılda insanlar göğü sabit bir kubbe olarak görürken, Kur’an’ın bu ayeti evrenin dinamik yapısına işaret etmiştir. Bu, bilimsel keşiflerden çok önce dile getirilen bir hakikat olarak dikkat çekmektedir. İslam düşünürlerinden El-Kindi ve İmamı Gazali evrenin bir başlangıcı olduğunu felsefi olarak savunmuş, bu da modern kozmolojiyle örtüşmüştür. Hem ilimin, hem irfanın hem de kültürel mirasın insanın fıtratına uygun halde ilerlemesi icap ediyor.
Günümüz sistemlerinin en büyük zafiyeti, öğretimi önde tutmaktır. Oysa öncelikli olan eğitimdir. İnsanın eğitimi öğretiminden önce gelir. Aile kurumunda doğan çocuk sesle, ninniyle, tıngırtıyla, konuşmalarla, ev içi hareketliliklerle, davranışlarla, üsluplarla beslene beslene eğitilir. Aile fertlerinin anlayışı, yaşayışı ve inanışı nasılsa yetişmekte olan en küçük aile bireyimiz de öğle eğitilmiş olur. Anne karnında bir nokta olarak zuhur eden canlının her eylemle bütünleşerek dünyaya geldiğini göz ardı edemeyiz.
İnsanın eğitilmesi, yalnızca bilgi yüklemekten ibaret değildir. Ruhun, kalbin ve davranışların da terbiye edilmesi gerekir. Bugün modern sistemler çoğu kez öğretimi öne çıkararak eğitimi geri plana itmiştir. Çocuk, daha okul kapısından içeri adım attığında sınavların, testlerin, ölçme-değerlendirme baskısının içine çekiliyor. Bundan bir an evvel vazgeçilmelidir. Fıtratı zorlamamak icap eder. Oysa ailede başlayan eğitimin temelinde sevgi, merhamet, sabır ve değerler vardır. Ninniyle başlayan yolculuk, okulda da aynı sıcaklıkla devam etmelidir. Eğitim, insanı insan yapan değerleri kazandırırken, öğretim, bu değerlerin üzerine bilgiyi bina etmelidir. Ne yazık ki günümüzde bu denge bozulmuş, öğretim bir yarışa, eğitim ise tali bir unsura dönüşmüştür. Öğretim, bilgi verirken eğitim ise ahlak sahibi kılar.
Eğitimdeki aksaklıkların başında, bireyin ruhunu besleyen unsurların göz ardı edilmesi gelmektedir. Çocuklar yalnızca matematik formülleriyle değil, aynı zamanda insanî değerlerle büyümelidir. Öğretmen, bir bilgi aktarıcısı değil, bir rehber, bir yol gösterici olmalıdır. Bu nedenledir ki öğretmenin saygınlığı yalnızca bilgiyle ölçülmez. Her haliyle, her davranışıyla, her türlü giyim kuşamıyla yetişmekte olan öğrenicinin bir yönüyle gözlerine, diğer yönüyle kulak ve gönlüne hitap eder. Öğretmen (muallim) yaşadıklarını aktarmakla mükelleftir. Öğrencinin merakını diri tutmak, onun içindeki öğrenme ateşini canlı kılmak, eğitim sisteminin asli görevidir. Ancak günümüzde bu ateş çoğu kez, test kitaplarının tozu altında sönmektedir. Oysa insan, yaratılışından beri öğrenmeye açtır. Göklerin genişlemesi gibi zihni de sürekli genişlemeye muhtaçtır. “Oku” emri salt bir okumak değildir. Ruhlar âlemindeki öğretilmiş bilginin hatırlanmasıdır.
Evrenin dinamik yapısı, insanın eğitim yolculuğuna elbette katkılar sunar. Nasıl ki gökler her an genişlemekteyse, insanın ruhu ve aklı da her an yeni bir ufka açılmaktadır. Bu genişleme, durağan bir kubbe değil, sürekli hareket halinde bir yolculuktur. İslam düşünürlerinin evrenin başlangıcına dair felsefi görüşleri, bugün modern kozmolojiyle örtüşüyorsa, insanın eğitim yolculuğu da çağlar boyunca aynı hakikati işaret eder. Sürekli yenilenme ve sürekli tekâmül gereklidir.
Aile, insanın ilk mektebidir. Ancak günümüzde ailelerdeki gerginlikler, ekonomik sıkıntılar, iletişim eksiklikleri ve kuşak çatışmaları çocukların eğitim yolculuğunu zedelemektedir. En küçük evladımızdan liseli gence kadar her birey, evdeki huzursuzlukların gölgesinde büyüyor. Çocuğun ruhu, anne-babanın ses tonundan, davranışından, sabrından beslenir. Eğer evde sevgi ve güven eksikse, okulda öğrenilen bilgi de köksüz kalır. Eğitim, ailede başlayan bir yolculuk, öğretim ise bu yolculuğun yol azığıdır. Asıl mesele ne yaptığınızın farkında olmaktır. Çocuklarımızın davranış açısından yetersizliklerinin temelinde, yalnızca bilgi eksikliği değil, değer eksikliği vardır. Maddeci anlayışlardan kurtularak manevi cephenin güçlendirilmesi icap eder. Küçük yaşta eğitilmeyen, sevgiyle beslenmeyen çocuk, liseye geldiğinde davranışlarını kontrol etmekte zorlanır. Öğretmenlerin genel durumu da bu tabloyu ağırlaştırmaktadır. Çoğu öğretmen, yoğun müfredat ve sınav baskısı altında yalnızca bilgi aktarmaya yönelmektedir. Öğrencinin ruhunu beslemeye vakit bulamamaktadır. Oysa öğretmen, yaşamadan öğretemez. Çalışmadan, tecrübe etmeden yol gösteremez. Öğretmenlik, bir meslekten öte bir rehberliktir. Öğrencinin kalbine dokunmadan zihnine dokunamazsınız.
Son dönemlerde okullarda ergenliğe yeni giren gençlerin işlediği affedilemez hususlar, aslında sistemin aksaklıklarının bir yansımasıdır. Şiddet, saygısızlık, sorumsuzluk gibi davranışlar, yalnızca bireysel hatalar değil, ailedeki gerginliklerin, toplumdaki değer erozyonların ve eğitimdeki eksikliklerin sonucudur. Genç, kendini ifade edecek sağlıklı bir yol bulamadığında, yanlış yollara sapar. Bu da bize gösterir ki eğitim, yalnızca bilgi vermek değil, aynı zamanda davranış kazandırmak, değerleri içselleştirmek, merakı ve sevgiyi diri tutmaktır. İnsanın eğitimi öğretiminden önce gelir. Eğer temel sağlam değilse, bilgi insanı olgunlaştırmaz. Günümüz eğitim sisteminin en büyük görevi, öğretimi eğitimin hizmetine vermektir. Çocukların ruhunu besleyen, değerlerini güçlendiren, merakını diri tutan bir eğitim anlayışı olmadan, öğretim yalnızca kuru bir bilgi olarak kalır. İnsan, yaratılışından beri eğitilmeye muhtaçtır. Unutulmamalıdır ki göklerin genişlemesi gibi ruhu da genişlemeye muhtaçtır. Bu yüzden çağımızın en büyük sorumluluğu, eğitimi yeniden merkeze almak ve öğretimi onun hizmetine sunmaktır. 2026-2027 Eğitim yılımız hayırlara vesile olsun vesselam.