NATO’da, Şanghay’da, Mekke’de: Türkiye diplomasisi
Diplomaside kaç farklı masada kendi sözünüzle oturabildiğiniz önemlidir.
Türkiye bugün NATO’nun güçlü bir üyesi. Aynı zamanda Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkilerini geliştiriyor. Suudi Arabistan ve Pakistan’la Mekke Savunma İttifakı’nı hayata geçiriyor. Rusya ile konuşuyor, Ukrayna ile konuşuyor. Irak’la yeni ticaret ve ulaşım koridorları kuruyor. Libya’da stratejik varlığını sürdürüyor, Doğu Akdeniz’de haklarını koruyor, Afrika’ya destek oluyor, Gazze konusunda dünyanın en güçlü seslerinden birini yükseltiyor.
İlk bakışta birbirinden farklı görünen bütün bu başlıkları aynı fotoğrafın içine koyduğumuzda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır adım adım inşa ettiği çok boyutlu dış politika vizyonunun ulaştığı nokta daha net görülüyor.
Türkiye, kendisine gösterilen sandalyeye oturmakla yetinmeyen; kendi sözünü söyleyen, gerektiğinde masayı kurabilecek diplomatik ağırlığa sahip bir ülke hâline geliyor.
NATO’DA DA VARIZ ŞANGHAY’DA DA
Cumhurbaşkanımızın Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nde verdiği mesajlar bu açıdan son derece önemliydi.
Yaklaşık 3,5 milyar insanı ve 35 trilyon dolarlık yurt içi hasılayı temsil eden Şanghay İşbirliği Örgütü’nün çok kutuplu dünyanın önemli aktörlerinden biri hâline geldiğini ifade eden Cumhurbaşkanımız, Türkiye’nin “bölgesel sahiplenmeyi merkeze alan çok boyutlu dış politika” anlayışını bir kez daha ortaya koydu.
Bugün ortaya çıkan tablo dikkat çekici:
Türkiye NATO’da.
Türkiye Şanghay’da.
Türkiye Türk Devletleri Teşkilatı’nda.
Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı’nda.
Türkiye G20’de.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’la birlikte Mekke Savunma İttifakı’nda.
Bütün bunlar birbirinin alternatifi olarak okunmamalı. Aksine Türkiye’nin diplomatik hareket alanını genişleten farklı halkalar olarak görülmeli.
Çünkü dünya hızla değişiyor. Türkiye’nin ortaya koyduğu irade ise son derece açık:
Doğu ile Batı arasında tercih yapmak yerine, bulunduğumuz coğrafyayı başlı başına bir güç merkezine dönüştürmek.
MEKKE’DEN YÜKSELEN YENİ İRADE
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında hayata geçirilen Mekke Savunma İttifakı da bu yeni dönemin önemli adımlarından biri.
Cumhurbaşkanımızın Bişkek’te ittifakı anlatırken kullandığı iki kavramın özellikle altını çizmek gerekiyor:
Bölgesel sahiplenme ve kolektif caydırıcılık.
Bölgemiz uzun yıllar boyunca dışarıdan çizilen güvenlik politikalarının, dışarıdan üretilen çözüm modellerinin ve dış müdahalelerin ağır bedellerini ödedi.
Şimdi Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi üç önemli bölgesel aktör, kendi coğrafyalarının güvenliği ve istikrarı konusunda daha fazla sorumluluk üstlenme iradesi ortaya koyuyor.
Türkiye’nin askerî kapasitesi ve savunma sanayiindeki yükselişi, Pakistan’ın askerî gücü, Suudi Arabistan’ın ekonomik ve bölgesel ağırlığı birlikte düşünüldüğünde ortaya önemli bir stratejik kapasite çıkıyor.
NETANYAHU NEDEN RAHATSIZ?
Tam da böyle bir dönemde işgalci Netanyahu yönetiminin Türkiye’yi ve doğrudan Cumhurbaşkanımızı hedef alan söylemlerinin artması tesadüf olarak görülemez.
Cevabın önemli bir bölümü Gazze’de saklı.
Türkiye’nin Filistin konusundaki tavrı konjonktürel ve günübirlik bir siyaset başlığı olarak ortaya çıkmadı. Herkes çok iyi biliyor; Cumhurbaşkanımız yıllardır aynı noktada duruyor.
Başkenti Kudüs olan bağımsız ve egemen Filistin Devleti…
Gazze halkının kendi topraklarında özgürce yaşaması…
İnsani yardımların ulaştırılması…
Kalıcı ve adil bir barış…
Gazze için konuşan Türkiye aynı zamanda NATO üyesidir. Şanghay masasında bulunmaktadır. Körfez ülkeleriyle stratejik ilişkiler kurmaktadır. Afrika’da güçlü bağlara sahiptir. Türk dünyasının merkez aktörlerinden biridir.
Cumhurbaşkanımızın “Dünya beşten büyüktür” diyerek yıllardır yaptığı itiraz, bugün yaşanan krizlerle birlikte çok daha geniş bir anlam kazanıyor.
SAVAŞIN ORTASINDA DİPLOMASİ
Türkiye’nin diplomatik kabiliyetinin en önemli örneklerinden biri Rusya-Ukrayna savaşında ortaya çıktı.
Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunurken Rusya ile diplomatik kanallarını açık tuttu. Bir NATO ülkesi olarak Kiev’le konuşurken Moskova’yla da konuşabilmek, İstanbul’u savaşın en kritik dönemlerinde müzakere adreslerinden biri hâline getirdi.
Türkiye aynı zamanda Libya’da attığı adımlarla Doğu Akdeniz’deki stratejik haklarını korurken bölgenin istikrarına da katkı sunuyor.
Irak’la ilişkilerde ise yeni bir dönem yaşanıyor. Basra Körfezi’nden başlayarak Irak üzerinden Türkiye’ye ve buradan Avrupa’ya uzanacak Kalkınma Yolu yeni dönemin yükselen değeri.
Türkiye coğrafyasını bir kader olarak seyretmek yerine, stratejik avantaja dönüştürmeye çalışıyor.
Asya ile Avrupa arasında…
Karadeniz ile Akdeniz arasında…
Kafkasya ile Balkanlar arasında…
Körfez ile Avrupa arasında…
Türkiye doğal bir kavşak noktası.
MASAYI KURAN TÜRKİYE
Cumhurbaşkanımızın Şanghay Zirvesi’nde çok kutuplu uluslararası sisteme yaptığı vurgu çok önemlidir.
Türkiye’nin aradığı dünya, bir kutbun diğerine üstün geldiği bir düzen değildir.
Daha adil, daha kapsayıcı, bölgesel aktörlerin kendi geleceklerinde daha fazla söz sahibi olduğu ve mazlumların sesinin duyulduğu bir uluslararası düzen…
Türkiye Yüzyılı’nın dış politika iddiasını da burada aramak gerekiyor.
Bişkek’ten Mekke’ye, Brüksel’den Bağdat’a, Trablus’tan Kiev’e, Şam’dan Kudüs’e uzanan diplomasi trafiğine biraz uzaktan baktığımızda karşımıza tek bir stratejik istikamet çıkıyor:
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kendi eksenini güçlendiren Türkiye.
Batı’yla konuşan, Doğu’yla bağlarını geliştiren…
NATO’da güçlü bir aktör olurken Şanghay’la iş birliği yapan…
Mekke Savunma İttifakı’yla bölgesel sahiplenme iradesi ortaya koyan…
Rusya ve Ukrayna ile aynı anda konuşabilen…
Irak’la ticaret koridorları kuran…
Gazze için dünyanın her platformunda sesini yükselten bir Türkiye…
Türkiye Doğu ile Batı arasında kendisine yön aramıyor. Türkiye, Doğu ile Batı’nın kesiştiği coğrafyada kendi ağırlık merkezini oluşturuyor.
Masada olmak önemlidir.
Sözünüzün dinlenmesi daha önemlidir.
Asıl güç ise gerektiğinde o masayı kurabilmektir.
Türkiye’nin son yıllardaki diplomasi hikâyesi, tam olarak budur.