Hakkaten kuzum, siz gündemi yakalayıp anlayabilecek kadar 'an'da kalabiliyor musunuz?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Tırnak içindeki bu soru, son zamanlarda dilimize pelesenk olan o meşhur kişisel gelişim mottosuna incelikli bir dokunuş yapıyor: "Anda kalmak." Fakat sabah gözünü altın, dolar, akaryakıt fiyatları ve borsa haberleriyle açan, öğlen günlük koşuşturmaca ve hesap kitap telaşıyla hemhal olan, akşam ise ekran başındaki üçüncü sayfa haberlerinin o endişe verici kasvetiyle yüzleşen insan için bu kavram, kulağa hafifçe gülümseten bir temenni gibi geliyor.

Günün ritmini yakalamak bir yana, gündemin hızına yetişmek için sürekli bir koşturmaca içindeyiz. Peki, toplum olarak gerçekten ne kadar "anda" kalabiliyoruz?

Günlük Koşuşturmaca ve Güncel Takip

Günün akışı içinde modern insan için gündem takibi adeta hayatın doğal bir parçası haline geldi. Altın fiyatlarındaki değişim, doların seyri, akaryakıt zamları ve borsa hareketleri derken; sabahın ilk saatlerinden itibaren zihnimizi kaplayan bir rakamlar ve analizler trafiği başlıyor. İş hayatında ve günlük yaşamda "geride kalmama" çabası, zihni sürekli bir sonraki adımı düşünmeye zorluyor. Hal böyle olunca, "Şu an ne hissediyorum?" sorusuna yanıt aramak yerine, güncel gelişmeleri süzmek ve günün planını yapmak öncelik kazanıyor.

Üçüncü Sayfa Haberlerinin Gölgesinde Yaşamak

Televizyonu ya da sosyal medyayı açtığınızda karşılaştığınız üçüncü sayfa haberleri —şiddet, haksızlık, adli vakalar— insan zihninde ister istemez kronik bir "tetikte olma" hissi yaratıyor. Yolda yürürken dahi çevresini kollama ihtiyacı duyan, haber başlıklarını okurken içsel bir huzursuzluk hisseden geniş bir kitle var. Bu hassasiyet, zihni sürekli bir savunma mekanizmasına hapsediyor. Güvende hissetmeyen bir zihnin "anda kalıp anı keyifle tecrübe etmesi" ise psikolojik olarak oldukça güçleşiyor.

Gündemi Yakalamak mı, Anı Yaşamak mı?

Gündem öyle bir hızla akıyor ki, onu "yakalamak" bile başlı başına bir çaba gerektiriyor. Bir gelişmeye odaklanmışken, birkaç saat sonra bambaşka bir başlıkla karşılaşıyoruz. Bu baş döndürücü hız, olayları derinlemesine anlamlandırma yetimizi de zorluyor. Bilgiyi hızla alıyoruz ama sindirmekte zorlanıyoruz. Gündemin peşinde koştururken zihin hep bir sonraki gelişmeye kilitleniyor; böylece ne gündemi tam manasıyla kavrayabiliyoruz ne de kendi yaşamımızın içinde sakince durabiliyoruz.

Hangi "An"?

Günümüz insanına "Anda kal" tavsiyesinde bulunmak, hızlı akan bir nehrin kenarında durup "Akıntıyı izle ama ıslanma" demek gibi. Hayatın, güncel gelişmelerin ve medyanın üzerimize boca ettiği bu yoğun uyaran cümbüşü içinde gündemi yakalamaya çalışmak, insanı zaman zaman kendi iç dünyasına yabancılaştırıyor.

Belki de sormamız gereken asıl soru şu: Baş döndürücü bu gündemi yakalama telaşıyla akıp giden hayatı izlerken, acaba kendi hayatımızın ne kadar içindeyiz?

Günün sonunda bize kalan, yakaladığımız son dakika haberleri değil; o haberlerin telaşı arasında gözden kaçırdığımız kendi gerçeğimiz oluyor.

 

Muhabbetle…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...